Insanlara kalma

Bir uzun yürüyüşçünün hayatta kalma becerileri, eski terk edilmiş bir kampın kalıntılarına rastladığı ve uzun karanlık sırlarını keşfettiği zaman sınava tabi tutulur. Cevap olarak ”A Girl Walks Home Alone at Night” diyoruz. Fragman. 11- Lowriders vs Zombies from Space (2017) İnsanlara virüsü ana dillerinde anlatınca evde kalma oranı yüzde 90'a ulaştı HDP Eş Genel Başkanı Prof. Mithat Sancar, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın başlattığı 'Biz Bize Yeteriz' kampanyasının dayanışma değil dayatma olduğunu söyledi. 20.Kas.2016 - İnsanlara “dinin ne, namazın varmı, oruç tutuyor musun?” gibi Allah'ın soracağı sorular sormayacaksınız! İnsanlara “aç mısın, ne ihtiyacın var, bir sorunun var mı?” gibi kulun kula soracağı sorular... Mezuna Kalma Kararını Verme. Şimdi geldik karar vaktine. Yukarıda iyi kötü tüm özellikleri yazdım. ... Sadece benim yorumlarıma bakmayın, çevrenizde akl-ı selim insanlar vardır. Bu insanlara da danışın. Ama yalnız akl-ı selim olanlara danışın. Mezuna kalınca sıralamanızın yükseleceğinin garantisi yok! Aynı kalabilir ... Agorafobi : Açık Alan Korkusu Fobiler: İnsanların Sahip Olduğu En Yaygın 10 Fobi. Agorafobi açık alan korkusu olarak bilinirken aslında çok daha karmaşık bir korku türüdür.. İmkansıza yakın denebilecek kadar, insanların normal bir hayat sürmesini tehdit eden yada evlerine hapsedebilen oldukça ciddi bir kaygı bozukluğudur. 8. 'Rumspringa' Amişlerin gençlik yıllarında başlayan ve çok önemli bir karar ile bitirdikleri bir dönemdir. Bu dönemde Amişler bulundukları topluluktan ayrılma veya kalma kararı alırlar. Bu süre zarfında gençler istedikleri hayata sahip olabilir ve istedikleri yerlere gidebilirler. İnsanlara evde kalmaları mesajını veren bir başka marka ise Audi Türkiye idi. Audi Türkiye, sosyal medya hesaplarından sosyal mesafelenmenin önemine dikkat çeken kısa bir video paylaştı. Audi logosundaki iç içe geçmiş halkaların ayrıldığı bu videoda, “Mesafeyi Koruyalım, Birbirimize Destek Olalım” mesajı verildi. Hayatta kalma konsepti dizilerde ve filmlerde de popüler olmanın yanı sıra oyunlarda da oldukça popülerdir. Oyunlarda bu türün ortaya çıkışı çok eskiye dayanmıyor. Geçmişte korkuyla harmanlanmış veya saf bir şekilde piyasaya çıkmış hayatta kalma oyunları olsa da bu türün yaygınlaşmasını sağlayan ve en iyi hayatta kalma oyunları deyince akla gelen en bariz oyun ... Hadsiz insanlara donup kalmadan haddini bildirmek ister misin? Kişisel gelişim kitaplarında empatik anlayıştan genelde bahsedilir. Evet empati güzeldir ama bu sizin beninizi ifade etmesine engel olmamalı. Fesat, kurnaz tipler sizin huzurunuzu kaçıracak hamleler yapabilirler, çünkü onların beslendikleri sizin mutsuzluğunuzdur ve siz bunu bildiğinizde onlara yapabileceğiniz en ...

güzellik kavramının varlığı

2020.08.23 16:39 alwaysiesta güzellik kavramının varlığı

güzellik kavramının varlığı
değerli anonlar insanlığın varlığından beri günümüze kadar kısa bir analiz yaptığımda ilk çağlarda en önemli şey ateş, su, yiyecek ve barınma gibi çok önemli ihtiyaçlar olmuştur kimse kimsenin
bu görselde görünen şahısın jewline, hunter eye area, hairline vsvs özelliklerine bakmıyordu
https://preview.redd.it/l836ydqcgri51.jpg?width=300&format=pjpg&auto=webp&s=0b3dfb342642821b7ef9ac96b4c389ff473e4b00
güçlü olmak veya iri olmak haricinde üst kısımda söylediğim şeyler kesinlikle diğer genlere veya düşünce yapısına işlemeyecek şeyler olarak devam etti


https://preview.redd.it/sgtso2xugri51.jpg?width=500&format=pjpg&auto=webp&s=4917c12b429e205f2d734b09510ebb6a1903d2b9
1700 lü yıllara ait bir kaç erkek figürü resmedilmiş tamamen normal görünen günümüz durumunda ön plana çıkan hiçbir özellik görülmüyor (böyle düşünme sebebim günümüz dayatılması)


https://preview.redd.it/y4lon7y1hri51.jpg?width=520&format=pjpg&auto=webp&s=2e734ad0607b4d1a02c08d2e2fec96d7fe7e17b3
standart bir kadın çizimi yıl 1800 ya da o civarlar olabilir

https://preview.redd.it/bez59e06hri51.jpg?width=996&format=pjpg&auto=webp&s=f5b0f17a52f0a87703d8d8ee54bf6dd5f77c349f
ama günümüze geldiğimiz zaman tek söylenebilecek elde tutulan argüman şu olmalı ki ilk çağdan günümüze gelebilecek kalıntılar kişinin güçlü olması, yapılı olması, boyun uzun olması gibi faktörler ve 1500 den itibaren günümüze kişinin çok büyük bir devrim niteliğinde iş yapması kadın için çok çekici kılabilir ama yukarıda görüldüğü üzere 2000 ve sonrası için yahudinin dünyaya empoze ettiği kavramlar aynen şöyle oldu


https://preview.redd.it/xoverukphri51.jpg?width=500&format=pjpg&auto=webp&s=3acd39d32f83e82040e60e096bb42bf37702cde0
o eski çağlardan günümüze gelmesi gerekli olan beyin düşüncemiz iri yapılı olmak, güçlü olmak, uzun olmak 0 landı solda ki gibi sıska olmak ama tamamen yüz hatlarının çok iyi olması neredeyse binlerce yıllık aklımızda olması gereken güç kavramını yok etti

https://preview.redd.it/3xjzrg81iri51.png?width=883&format=png&auto=webp&s=22c0189305baff2100fe5d892651b77dcb1ae4ab
keskin bir eye area demek kadınların resmen önünüzde eğilip size tapmasına sebep olacak düşünceleri insanlara aşıladılar, sağ tarafta ki gibiysen bir hiçsin.

https://preview.redd.it/v5zt3a08iri51.jpg?width=640&format=pjpg&auto=webp&s=88a4f6080d4f1aaf2057558c140b2d6bffd11e95
o eski çağlardan binli, bin beş yüzlü yıllarda jawline, eye area ne kadar önemli olabilirdi ki 1.67 timur 1.62 napolyon, 1.52 büyük iskender bunları çok iyi olduğu için mi saygı duyuluyordu tabii ki hayır.


https://preview.redd.it/7saqrjbliri51.jpg?width=720&format=pjpg&auto=webp&s=51b2a15398498e3e534cae6fcc04ba5f4dd990e8
artık kadınlar böyle, güzellik kavramı bu şekilde görülüyor tumblr, instagram vsvs çok beğenilmek estetikli burun, piercing, dudak ve göz boyalı sırf marka kıyafetler bunlar harici olan kızlar bile 5/10 altı erkeğe bakmaz

https://preview.redd.it/59xts2sdjri51.jpg?width=398&format=pjpg&auto=webp&s=8df40ea3ff3cf5923b52bd17c39fd9a54ca7d5dd
evet bu adam kesinlikle dünya tarihini baştan yaratmış biridir, çok büyük düşünürdür ya da, insanlara yol gösterme konusunda bir dehadır eski çağdan kalma güzellik algısı için belkide vucudu çok iyidir, boyu çok uzundur, savaşlar yönetmiş, tablolar çizmiştir ama hayır bu adam bunların hiçbirini yapmadı sadece annesinin karnında çene kemiği önde burnu iyi saçı iyi genlere sahip olarak çıkmış ve 20 sene sonra bütün kızların yahudinin oyunu ile vajinalarını sulandıran bir kişiliğe bürünmüş ve tipi sayesinde her yerde saygınlık görüp para kazanmıştır.
submitted by alwaysiesta to turkincel [link] [comments]


2020.08.10 11:09 Levi565 APEİST MANİFESTO #1

Öncelikle bu serinin sebebinin daha çok canlı tarafından anlaşılabilmek olduğunu belirtmek isterim,özellikle birkaç "Maymun düşmanını" fark etmemden sonra görüşlerimiz bildirmemizin gerekli olduğu düşünüyorum.Bu subun kurucusu-modu olarak herkesin adına konuştuğumu da bildiririm.İnsanlar(Homo sapiens)bundan 10 milyon önce gorillerden(Gorilla gorilla),6 milyon yıl önce de en yakın akrabaları olan şempanzelerden(Pan troglodytes) ayrıldı,aradan geçen milyonlarca yıl insanların gelişmesine velise oldu.Günümüz olan 2020 de insanlar dünyayı domine eden tür iken,yakın akrabaları hayvanat bahçelerinde insanları eğlendirmek için kullanılan birer mahkum-soytarı.Bu sorunumuzun başladığı noktadır.Açıkça insanlar tembel bir canlıdır,harcadıkları gayretin bizim hayatta kalma içgüdümüzün yanından bile geçemeyeceği de pekâlâ aşikârdır.İnsanların ataları onları bu vaziyete nasıl soktuysa daha zor ve kötü duruma düşmüş olan biz de onları burdan çıkaracağızdır,teknolojinin yalnızca insanlara ait bir kavram olmadığını bilmek gerekir.
submitted by Levi565 to MAYMUNLAR [link] [comments]


2020.07.10 12:10 south31 dost kayaoğlu-buldum.mp4

Merhaba, sen her kimsen. Öncelikle bu videoyu izleyen insanlara şunu söyleyeyim, bu video sadece tek bir kişi için çekiliyor. Şimdi nerden girsem konuşmaya diye düşünüyorum. Bir iki gün önce kapım çalındı. Kapımı açtım böyle bi arkadaş bişey uzattı bana böyle bir zarf ben de dedim hani bu nedir nerden geliyor kimdir diyene kadar bi baktım herif yok. Arkadaş bir anda fırladı kaçtı. Zarfın içinden bir kağıt çıktı böyle bir not. Ahan da bu bilmiyorum şu anda okuyabiliyor musunuz. Okuyamıyorsanız da ben sizin için okuyayım. “Sana Dead Space i oyna diye gönderdim”. Şimdi sapıklığın çok ciddi anlamda zirvesine ulaştığını bu arkadaşın öncelikle belirtmem gerekiyor. Neden? İlk başta ciddiye almadım. Bunu gördüm a dedim yine aynı manyak bu. Çok fazla takmadım açık konuşmak gerekirse hani bana dead soace i biri gönderdi demiştim ya kimin olduğunu bilmiyorum gönderici ismi yazmıyor vesayre cart curt falan filan dediğimi dead space izleyen arkadaşlar bilir. Dead space 2 den bahsediyorum bu arada. Bu aynı arkadaş mı gerçekten emin değilim ama bana aynıs aynı kişi gibi geldi. Gene aynı şekilde hiçbir gönderici bilmem ne falan filan yok. Sadece bir not dead space i sana oyna diye gönderdim. Arkadaş bildiğiniz atar yapmış ben kanala ara verdim diye. Neyse. Şimdi, bu olay hafife alınacak bir olay değil arkadaşlar. Çünkü birkaç şey oldu sadece değil. Bu kağıdı ilk başta ben şeye almadım ciddiye almadım. Umursamadım hani yani manyağın biri dedim hani şeylik yapıyo dalga geçiyor taşak geçiyor falan filan. Ama velakin bu buldum.mp4 denen videoyu görene kadar. Arkadaşım, şimdi öncelikle bu videoyu ç mm sana mm adıyorum. Mutlusundur umarım bu kadar manyakçasına benim peşimdeysen eğer. Şimdi öncelikle video linkini description a koyacağım bu sayede neden bahsettiğimi bilebilirsiniz. Manyağın biri beni takip ediyor. Bu buldum.mp4 videosunda da beni çeşitli yerlerde çekmiş evime dönerken, işten eve dönerken çekmiş beni. Yok işte şeye giriyorum bilmem ne falan filan. Şimdi bunun şöyle bir problemi var, şöyle bir noktası var problemli olan kısma geçeyim öncelikle. Benim adresimi şu anda bilen kimse yok. Eski adresimi de kimse bilmiyordu ama bu herif bana dead space 2 yi ulaştırmayı başardı. Şikayet etmedim açık konuşmak gerekirse işime geldi çünkü. Ya biri bana oyun hediye etmiş bu güzel bişeydi ilk başta güzel bişey olduğunu düşündüm. Hani bu adam benim adresimi nerden bildiğini takmadım kafaya önemsemedim. Bir şekilde bulmuştur göndermiştir dedim. Peki bu yeni adresimi nerden buldu bu adam? Ben bu eve bir ay önce taşındım. Antalya dan dönüştün- dönüşte taşındım ben bu eve. Bu arkadaş benim adresimi nerden buldu? Bu arkadaş beni gittiğim her yerde takip mi ediyor? Yani şimdi böyle bir durum var ortada. Ve gerçekten ne diyeceğimi bilmiyorum hani. Ya bu evin adresini şu an annem babam bilmiyor daha hani daha onlara hani evin adresini bilmiyorlar sadece mekanı söyledim hani şurda oturuyorum dedim sadece. Hani adresi detaylı olarak bilmiyorlar gelip bulamazlar yani evi hani bulma şansları yok. Ara sokaklarda bir yerlerde bu ev bulamazlar. Ama bu arakdaş evimin yerini biliyor geliyor bana not bırakabiliyor ve üzerine zaten videodan videoyu izlerseniz göreceksiniz herif beni takip ediyor gittiğim her yerde. Arkadaşım beni korkutuyorsun çok ciddi anlamda korkuyorum yani şu an senden ve yaptığın şey çok büyük bir suç anladın mı? Yaptığın şey ciddi anlamda çok büyük bir suç. Eğer seni ihbar edersem ve yakalanırsan çok ciddi anlamda cezalar alırsın anladın mı? Akıllı ol ya akıllı ol şansını zorlama bu işe devam etme eğer chuckle böyle bir şey bidaha görürsem yemin ediyorum ihbar ederim seni. Ve bu işin peşini bırakmam yani seni yakalatıp ciddi anlamda ceza almanı sağlayana kadar bu işin peşini bırakmam. Adam ol tamam mı çok ciddi söylüyorum adam ol sakın sakın ha bir daha böyle bir şey yapma böyle bir video sakın bir daha görmeyeyim ben öyle takip ediliyorum bilmem ne falan filan hiç hoş şeyler değil. Ve bir de işin şu kısmı da var ben ihihi evde yalnız kalma fobimi daha yeni yeni yeniyorum hani daha yeni yeni üstesinden gelmeye başladım böyle manyakça işler yapıp beni korkutma daha fazla. Söylemek istediğim şeyler bu kadar arkadaşlar. Yani üzgünüm bu video size değil sadece bu sapığa bu manyağa artık kimse bu neyin nesiyse ona yöneltilmiş bir videoydu sadece. Ya ama bunu hani görmesini sağlamak için kanalıma yüklemek zorundaydım mecburen kim olduğunu bilmiyorum çünkü o yüzden kanalıma yükledim bu videoyu. Bu arkadaş sırf görsün diye zaten video respose olarak koyacağım onun o lanet videosuna bunu. Aynı zamanda tabii ki youtube'a da şikayet edeceğim bana karşı bir salıdırı ve ya ne bileyim taciz olduğuyla ilgili o videoyu. Her neyse görüşmek üzere...
submitted by south31 to kopyamakarna [link] [comments]


2020.06.15 13:48 karanotlar Vebayı Camus'nün felsefesiyle alt etmek

YİĞİT BENER
Albert Camus’nün Veba’sı, hem salgınla mücadeleyi hem de alegorik olarak faşizme karşı direnişi odağına alan çok katmanlı bir roman: Farklı bir gözle yeniden okunmayı denemeli…
Corona günlerinde tüm dünyada en çok okunan ve yorumlanan kitaplardan biri kuşkusuz Albert Camus’nün 1947 tarihinde yayımlanan romanı Veba.
Türkçede ilk kez geçtiğimiz Nisan ayında Artı Gerçek’te yayımlanan ve Camus’nün muhtemelen 1941’de – yani Veba’nın yayımlanmasından altı yıl önce- yazdığı Vebayla Boğuşan Hekimlere Tavsiyeler adlı metin, Veba’nın yeniden okunmasına zenginlik katacak birkaç kilit cümle içeriyor.
Bunlardan ilki, böyle bir dönemde kimsenin paçayı sıyıramayacağını, fildişi kulesine çekilemeyeceğini vurgulayan bir uyarı: “Vebanın hüküm sürdüğü bir ülkede hiç kimse hastalık bulaşmış bir nesneye dokunmadan edemez.”
Asıl püf noktası ise, ölümle baş etmenin önemi vurgulayan paragrafın ardından gelen şu cümle: “Size bir felsefe lazım.”
Başka bir deyişle, Camus bu mücadelede tıbbi bilginin, ilaçların, hekimlerin gayretinin tek başına yeterli olmayacağını düşünerek bir genel çerçeve, bir “mücadele felsefesi” öneriyor ve bu felsefenin ana hatlarını şu cümlelerde özetliyor:
“Her şeyden önce, asla korkmamalısınız. (…) Netice itibariyle korku insanı hastalığın etkisine açık hale getirir.” “Bu hastalığa veba adı verildiğinden bu yana hep olduğu üzere insanların sinek gibi ölmelerine asla, ama asla alışmamalısınız”. “Diğerlerini tedavi etmeyi reddedenlerin yapayalnız, kendini feda edenlerin ise topluca öldüğü; doyumun doğal sonucuna eremediği; liyakatin düzeninin bozulduğu; mezarlıkların dibinde dans edilen; hastalık bulaştırmamak için sevgilinizi kendinizden uzaklaştırdığınız; cinayet suçunun asla cani tarafından üstlenilmediği ve bir korku anının şaşkınlığında tayin ettiğimiz günah keçisi bir hayvana yüklendiği bu korkunç kargaşaya yönelik isyanınız asla dinmeyecek”. “En kadim ayinler kadar köhne olan dinin hizmetine girmeyeceksiniz. (…) Velev ki o din bize gökten inmiş olsun, o zaman da göğün adil davranmadığını söyleriz.” “Gün gelecek, herkesin korkusunun ve acısının sizde uyandırdığı tiksintiyi haykırmak isteyeceksiniz. İşte o gün, benim size önerebileceğim çareler de tükenmiş olacak…”
Yazarın birçok söyleşisinde açıkça belirttiği gibi, Veba dar anlamda salgınla mücadeleyi ele alan bir roman değil, aynı zamanda İkinci Dünya Savaşı dönemine denk düşen yazım sürecine damgasını vuran faşizme karşı direnişin bir alegorisi. (dolayısıyla faşizme karşı mücadelede de militan gücün, eylemlerin, silahların yetmeyeceğini, bir felsefe gerektiğini düşünüyor)
Veba’nın güncelliğinin katmerli olmasını sağlayan, romanın bu çoğul katmanlı yapısı olsa gerek.
Bu da bize Veba’yı iki ayrı ana eksende ele almaya götürüyor. İlki, romanın hemen tüm salgın/afet/savaş/toplu felaket anlatılarına ortak olan yönleriyle, ikincisi Camus’nün özgün katkısı olan felsefesi ışığında. Bu ikinci eksende bundan belki bir ölçüde bağımsız olarak yine Camus’ye özgü yan açılımlara ayrıca değinebiliriz.
Camus, romanın “bireysel anlatı”yla “kolektif anlatı” şeklinde ayrıştırabileceğimiz ikili bir anlatım tekniğine sahip olduğunu açıklıyor bir söyleşisinde.
Bunun da roman içindeki beş ayrı bölüme denk düştüğünü belirtiyor: hastalık öncesi bireysel yaşam (bireysel anlatı); ilk hastalık belirtilerinin ortaya çıkmasıyla bireyle toplumsalın yollarının kesişmesi (bireysel ve kolektif anlatı); hastalık sürece tam hâkim olduğu andan itibaren her şeyin iç içe geçip bir “alaşıma” dönüşmesi (salt kolektif anlatı); hastalığın gerilemesiyle bireyle toplumsalın yeniden ayrışmaya başlaması (bireysel ve kolektif anlatı); sonrasında yeniden bireyselin öne çıkması (bireysel anlatı).
YAS SÜRECİ
Bir farklı yaklaşım, romanı, salgının kesinleşmesi ve kentin karantinaya alınmasıyla başlayan bir yas sürecinin (yani olağan yaşamın sona ermesinin yasının) aşamalarına koşut olarak ele almak olabilir.
Aslında Covid salgını dahil birçok toplumsal felakette ve bunları konu alan roman ve filmlerde bu aşamaların (inkâr, öfke, pazarlık, çöküntü, kabullenme) izini sürmek mümkün.
Şok / İnkâr / İnanamamak
“Vebalar da savaşlar da insanı hazırlıksız yakalarlar.”
Yazar, salgınla savaşlar arasında bir benzetmeye giderek, kendi başına gelmedikçe insanların felaketlerin gerçekten mümkün olduğuna inanmakta güçlük çektiklerini vurguluyor:
“Bundan böyle yurttaşlarımız bir şeyin farkına varıyorlardı: küçük kentimizin farelerin güneşte ölmesi ve kapıcıların tuhaf hastalıklardan yaşamlarını yitirmesi için belirlenmiş bir yer olabileceği asla düşünmemişlerdi”. (…) “Bir savaş patladığında insanlar, ‘Uzun sürmez bu, çok aptalca’ derler. Ve kuşkusuz bir savaş çok aptalcadır, ancak bu onun uzun sürmesini engellemez. Budalalık hep direnir.”
Bu aşamada insanlar ne kadar kırılgan olduklarını idrak ediyorlar. Tıpkı kentin kapıları kapanınca, uzun süreli bir ayrılığa hazır olmayan eşlerin, sevgililerin, aile fertlerinin bir anda -vedalaşma fırsatı dahi bulamadan- ayrı düşmeleri örneğinde olduğu gibi.
Öfke
Hastalık gerçeği artık inkâr edilemez şekilde kendini dayattığında, şaşkınlık ve inkâr yerini öfkeye ve bu öfkenin yönelebileceği bir sorumlu arayışına bırakıyor: Hastalığın ortaya çıkmasına neden olan bir günah keçisi ve/veya bu süreci iyi yönetemediği için yaşanan sıkıntılara yol açmakla suçlanacak idari bir sorumlu.
Romanda bunun tipik örneği, apartmanda fare ölülerinin çoğalmasına karşın inatla “bizde fare yok, dışarıdan birileri getirmiş besbelli” diyen kapıcının yaklaşımıdır.
Zaten salgınlarda “olağan suçlu” konumundaki belirli azınlıkların (örneğin Yahudilerin, Çingenelerin, “cadıların”, vb) ya da kırılgan başka toplumsal kesimlerin hastalığın yaygınlaşmasından sorumlu tutulması ve nefret nesnesine dönüşmesi sık rastlanan bir olgu değil midir? AİDS salgınında eşcinseller, Sars salgınında topluca katledilen Misk kedileri, Covid salgınında da “olur olmaz şeyler yeme alışkanlıkları nedeniyle” Çinliler…
Camus bu tür durumlarda söylentilerin, kehanetlerin ve komplo teorilerinin çok rağbet gördüklerini hatırlatıyor, tüm kehanetlerin ortak yönünün rahatlatıcı özellikleri olduğunu belirtiyor ve ekliyor: “Bir tek veba rahatlatıcı değildi!” Bu batıl inançların din yerine geçtiğini de ayrıca vurguluyor.
Günümüzde sosyal medya bu söylentilerin katmerli olarak ve daha hızlı yayılmasına da hizmet ediyor. Ancak geçmişte kulaktan kulağa yayılarak koca bir kenti bir anda yangın yerine çevirme potansiyelini taşıyan söylentilerin yarattığı tehlikeli durumdan farklı olarak, sosyal medyada kontrol ve denge mekanizmaları da var: Bu tür süreçlerde Teyit gibi sanal yayın organlarının ve onun bir türevi olan Covid-19 Postası’nın sağduyu katkılarının değeri gerçekten paha biçilmez.
Pazarlık
Romanda çeşitli örnekleri verilen üç tarz davranış ön planda: Alınan sert önlemlerin yumuşatılmasını talep edenler, en azından başkaları için değilse de “kendileri” için böyle bir talebi öne sürenler; hastalığın gerçek boyutlarını sorgulayanlar, örneğin ölü sayısının “abartıldığı kadar” çok olup olmadığını tartışmaya açanlar, bunun neye denk düştüğüne kuşkuyla bakanlar; bir de romandaki gazeteci Rambert gibi bireysel çözüm arayışına girerek kuralların dışına çıkmaya, kaçmaya çalışanlar.
Çöküntü / Acı / Hüzün
Camus, insanların belli bir aşamadan sonra manevi bir çöküntüye girdiklerini ve “veba düzlemine” geçtiklerini anlatıyor romanında. Vebanın düzlemi “vasat, monoton, renksiz bir yinelemeden” ibaret olduğu için insanların da sıradanlaştıklarını aktarıyor: “Kimsede yüce duygular kalmamıştı” saptamasını yapıyor.
Ayrıca herkesin kendi içine kapandığını, birbirlerinin duygularını anlamaz hale geldiklerini ve kimsenin kimseye yararı kalmadığını anımsatıyor.
Ölümün olağanlaşması oranında büyüklük, aşkınlık duygularının da yitirildiğinin, her şeyin basit bir hayatta kalma yarışına döndüğünün altını çiziyor.
Dostlukların, özellikle de aşkların anlamını, değerini yitirdiğini uzun uzun betimliyor. “Aşk var olmak için kendine bir gelecek hayal etmelidir oysa bizde sadece uçucu anlar kalmıştı” diye belirtiyor.
Yazar, vebanın değer yargılarını da sildiğini ekliyor. Kimsenin artık yediğinin, içtiğinin, üst başının kalitesine aldırış etmez hale geldiğini, “her şeyi toptan, olduğu gibi kabul etmeye” başladığını gözlemliyor.
Covid salgınında paradoksal olarak bu süreç örneğin AVM’leri kentin yeni “agorası” haline getiren bir yaşam tarzından AVM’lerin kapalı olduğu bir yaşama geçişte buna pekâlâ alışılabildiğinin saptanmasına, yani kapitalizmin dayattığı tüketim toplumu modelinin insanın gerçek ihtiyaçlarını karşılamaktan ne kadar uzak olduğunun kısmen de olsa sorgulanmasına olanak sağladı. Bunu da sosyal medyanın yaşanan bireysel deneyleri bir ölçüde paylaşama, birlikte yorumlama fırsatı sunmasına bağlayabiliriz ola ki.
Kabullenme
“Yurttaşlarımız yola gelmişti, uyum sağlamışlardı, öyle denir ya, çünkü başka türlü yapacak bir şey yoktu”.
Hastalıkla yaşamak zorunda kalınması gerçeğinin toplum tarafından kabullenildiğini, romanda uzun betimlemelerle aktarılan cenazelerin kaldırılışındaki evrimde izlemek mümkün: Önce sadece yakınların katılımıyla dini törensiz ama mezarlıktan kaldırılan cenazeler, ölü sayısının artmasıyla artık sadece görevlilerin eliyle ve alelacele, özel olarak açılmış kireç dolu çukurlara topluca atılıveriyor ya da yakılıyor.
Cenaze töreni başlı başına yas sürecinin önemli bir unsuru olduğu için aileler, başlarda nispeten daha gelişkin törenleri bile yetersiz bulup isyan ederken, salgın kente iyice çöreklendiğinde artık cesetlerin “tıbbi atık” muamelesi görerek kaşla göz arasında yok edilmesini dahi olağan karşılar hale geliyorlar.
O kadar ki, yazar bu süreci anlatırken kara mizaha bile başvurmaktan çekinmiyor: “(...) Çok iyi bir örgütlenmeydi bu ve vali memnun kaldı. Hatta Rieux’ye bunun eski vebaları anlatan tarih kitaplarında karşılaştığı Zencilerin ölüleri taşıdığı el arabalarından daha iyi bir şey olduğunu söyledi”. Hak veriyor Rieux: “Aynı türden gömme işlemi bu, ama biz fişler hazırlıyoruz. Tartışmasız bir ilerleme var.”
MÜCADELE FELSEFESİ
Toplu felaketin ve bunun insanlar üzerindeki etkilerinin betimlenmesi hem birçok başka yazarın benzer içerikli kitaplarda anlattıklarıyla hem de mevcut pandemi sırasında dünyanın dört bir köşesinde yaşananlarla büyük ölçüde örtüşüyor.
Camus’nün asıl özgün katkısını, hastalıkla mücadele sürecinde roman kişileri (özellikle Dr Rieux, yer yer Tarrou) aracılığıyla ortaya koyduğu genel felsefi yaklaşımda aramak gerek.
Hastalık toplumda zaten var olan sorunları, dengesizlikleri, hastalıklı yapıyı ortaya çıkarıyor; eşitsizlikleri körüklüyor.
Bunu romanın başlarındaki anlatımda, varlıklarından haberdar dahi olunmayan binlerce lağım faresinin birden ve topluca yüzeye çıkmaları alegorisinde ya da romanın değişik bölümlerinde betimlenen toplumsal eşitsizliklerde, karantina döneminde bunların yol açtığı sorunlarda, çatışmalarda görmek mümkün.
“Veba işini görürken çok etkili bir tarafsızlık sergilediği için bir eşitlik duygusuna yol açmalıydı, oysa bencilliklerin doğal işleyişi nedeniyle tam tersine, insanlar adaletsizliği yüreklerinde çok daha keskin biçimde hissediyorlardı.”
İnsanlıktan çıkma riskine karşı uyarı
Yazar, ölümlere ve hastalığa salt istatistiki bir bakışla yaklaşılmasına isyan ediyor ve insanlığından arındırılmış bir ölünün basit bir rakama dönüştüğünü vurguluyor. (“üç, beş, on, yüz terörist etkisiz hale getirildi” ya da “üç, beş, on, yüz şehit verildi” söyleminde olduğu gibi)
Hatta roman kahramanının zihninde, insanları ölüm gerçekliği ile yüzleştirmek için şaşırtıcı bir yöntem bile düşlüyor: “Madem insanlar ölümün gerçek anlamını ancak birinin cesedini gözle görünce anlıyorlar, o zaman bunu gözlerine sokmalı. Beş büyük sinemadan aynı anda çıkacak on bin kişiyi kent meydanında öldürmeli ki toplu cesetleri görünce herkesin kafasına dank etsin! Öyle olunca bu isimsiz yığının gerçek insanlardan oluştuğu, bir yüzleri olduğu anlaşılır…”
Başka bir deyişle, insanların sinek gibi ölmelerine asla alışmamak gerek! Dr. Rieux bu düşünceyi şöyle vurguluyor: “Felakete alışmak, felaketin kendisinden bile beterdir.”
Boyun eğmemek ve dine başkaldırı
Romanın kilit öneme sahip kişilerinden biri de “herkesin saygı duyduğu” papaz Panneloux.
“Becerikli bir hatip” olarak sunulan Panneloux’nun vaazı, yazara dinle hesaplaşma fırsatı veriyor. O andan itibaren salgının ortasında sivrilen iki temel ama zıt karakter olarak ortaya çıkan hekim Rieux ve rahip Panneloux’nun farklı bölümlere dağılan felsefi tartışmaları, bir yönüyle klasik din/ateizm/laiklik sorunsalının iki ayrı düzlemine denk düşüyor.
Daha soyut düzlemdeki tartışmada roman karakteri Rieux’yü (ve aslında belli ki yazar Camus’yü) isyan ettiren en önemli ahlaki mesele, dinin “tanrının yolundan uzaklaşmak” ve “günahkâr” olmakla suçladığı felaketzedeleri başlarına gelenden sorumlu tutuyor olması.
Panneloux’nun romanda tüm bir bölüme yayılan ve kutsal kitaptan, dini efsanelerden referanslarla süslü vaazı, dinci zihin dünyasını neredeyse karikatür düzeyinde ayrıntılarla betimliyor ve bu zihniyeti “Kardeşlerim, felaketin içindesiniz, kardeşlerim bunu hak ettiniz” sözleriyle billurlaştırıyor.
Vaazın içeriği okura zaman zaman “bu kadarı da olmaz” dedirttiği için bu bölümde bir Fransız aydını olan yazarın “laikçi/aydınlanmacı” hezeyanlara kapıldığını düşünmek mümkün. Gel gör ki Covid salgınında medyada rastladığımız benzer içerikleri suçlamalar, örneğin en yetkili dini otoritenin eşcinselleri hastalıkların yayılmasından sorumlu tutması yazarın pek de abartmadığını göstermiyor mu? Herkesi etkileyen toplumsal felâketler karşısında çaresiz kalan insanlarda ilahi adaleti bile sorgulama, hatta kendilerini korumayan Tanrılarına isyan etme eğilimleri belirlediği için, dini otoriteler söylemi sertleştirme ve Tanrının gazabı tehdidiyle korku salarak cemaati yeniden hizaya sokma ihtiyaç duyuyor belli ki.
İşler kötüleştikçe sertleşen bu dini söyleme kendi coğrafyamızda yıllardır maruz kalmıyor muyuz? (1999 Körfez depremi sonrasında sallanan “7.4 yetmedi mi?” pankartını unutmak ne mümkün!) Panneloux’nun sert sözleriyle bizim yöredeki dinci söylemin arasındaki temel fark, bizdeki suçlayıcı cümlenin romandaki kadar kapsayıcı olmayışıdır, yani “kardeşlerim” hitabından yoksun oluşudur. Bizde bu tarz bir dinciliğin sözcüleri aynı içeriği daima ötekileştirerek dile getirmeyi, doğrudan hedef gösteren bir nefret söylemine çevirmeyi tercih ediyorlar. (günahkâr olan daima “öteki”, cemaat dışı)
Bu zihniyet farkının bir başka örneği, romanda masum olduğu varsayılan bir çocuğun ayrıntılı ve sarsıcı bir biçimde betimlenen ölümünün rahip Panneloux’nun bile ilahi adalete inancını derinden sarsmasıdır. Bu anlamda Panneloux karakteri, örneğin Umberto Eco’nun Gül’ün Adı romanında betimlediği engizisyon sözcüsünden oldukça farklı, vicdan sahibi bir din adamı. Bizim coğrafyamızın dinci söylemi engizisyon dönemi söyleminin şiddetine daha yakın duruyor: Bu akımların sözcüleri benzer vakalarda “masum çocukların” ölümünün bile aslında “ebeveynlerinin günahının kefareti” olduğunu savunarak “günahkârları” toptan, aile boyu “cezalandırmaktan” yana tavır almıyorlar mı? Ne de olsa bizim yörelerde kan davaları bireyselden çok kavim ya da aile boyu hesaplaşmalarla yürütülüyor, cadılar teker teker değil topluca yakılıyor, günahkâr semtler, hatta koca kentler toptan yıkılıyor…
Panneloux ise, sonunda kendi de hastalandığında, tutarlı olmak adına hekimden yardım istemeyerek kendini Tanrının merhametine terk etmeyi yeğler… ve ölür.
Tanrıya karşı işlendiği varsayılan suçların faturasının bu kadar gaddarca kesilmesi Dr Rieux’yü “ilahi adalete” ve böylesi bir dini inanca karşı isyan ettirse bile, aslında yazar da insanları başlarına gelenden kısmen sorumlu tutmaktadır: Onun gözünde de adaletten ve akılcılıktan yoksun toplumsal düzen ve onun çıkarcı yönetim biçimi salgının etkilerinin bu derece yıkıcı olmasından doğrudan sorumludur.
Hatta bunun da ötesinde, insanlar kişisel yaşamlarında yaptıkları hatalardan ve birbirlerine karşı işledikleri bireysel suçlardan ötürü de suçlu ve sorumludur. Bunu en net biçimde romanın sonlarına doğru geçmişte kalan militan yaşamındaki hatalarını Dr Rieux’ye itiraf ederek adeta “günah çıkaran” Tarrou karakteri ifade eder: “Ben zaten buraya gelmeden de vebalıydım, insanlara veba bulaştırmamak için onlardan uzak durmaya karar vermiştim”.
Günümüzde de benzer şekilde, bu akıl dışı düzeni yarattığımız (ya da yeterince itiraz etmediğimiz) için hastalığı manevi olarak hak ettiğimize dair suçlayıcı bir söyleme rastlıyoruz. Ayrıca, doğayı tahrip ederek salgından bizzat sorumlu olduğumuzu vurgulayan bir söylem de sıklıkla karşımıza çıkıyor.
Öte yandan, kapitalist düzenin yarattığı çevre felaketleri ve bunların doğa üzerindeki yıkıcı etkileri, bunların da sonunda dönüp insanlara da büyük zararlar verdiği malum. Covid salgınında da bu süreci izlemek mümkün. Öte yandan, insanlar doğaya bu kapsamda zarar vermeden binlerce yıl önce de canlıları etkileyen ölümcül salgınlar yok muydu?
Doğanın düzeni bozulduğunda bunun dar anlamda biyolojik ve maddi açıdan fiili sonuçlarının olacağını belirtmek gerek elbette. Ancak bunun bir adım ötesinde geçerek doğanın bizleri “cezalandırdığını” iddia etmek ne derece mümkün? Doğa manevi bir düşünce yapısına, vicdani bir güdüye, yani “insanları yanlış davranışlarından ötürü cezalandırma” amacına sahip olabilir mi gerçekten? Böyle düşünürsek, Doğayı Tanrı düşüncesine ikame etmiş, yani bu sefer de “doğa temelli” yeni bir mistisizm üretmiş olmaz mıyız?
Romandaki dinle hesaplaşmanın daha ikna edici boyutu, soyut tartışmalardan çok, işin asıl pratik/pragmatik düzleminde ortaya çıkıyor. Camus’nün her şeyin Tanrı’nın iradesi olduğunu ve buna karşı çıkılamayacağını kabullenmeyi reddetmesinin daha temel ve pragmatik nedeni, böyle bir ön-kabulün salgınla mücadeleyi imkânsız hale getirmesi endişesidir.
Bu yaklaşımın şu cümlede billurlaştığını söyleyebiliriz: “Dr Rieux eğer mutlak güçte bir Tanrı’ya inansaydı, insanları iyileştirmeyi sürdürmez, bu görevi ona bırakırdı”.
Oysa Rieux bir hekimdir ve onun işi, görevi, her koşulda mesleğini yapmaktır. Onun, “mücadele etmekten başka seçeneği” yoktur. Camus için bu hem bireysel, varoluşsal bir tercihtir hem de ölüme teslim olmak dışındaki tek seçenektir.
Başka bir deyişle, “Tanrının var olup olmamasının” ve bu ilahi düzenin gerçekten “adaletli olup olmamasının” ya da “insanların başlarına gelen felaketi hak edip etmemelerinin” çok ötesinde, asıl mesele şudur: Salgınla, toplumsal felaketlerle, savaşla karşılaştığınızda, işi Tanrı’ya havale ederek duayla yetinmek, insanları yok edecek olan bu afete teslim olmakla eşdeğerdir.
Mücadeleden başka çare yok!
Dolayısıyla Camus’nün mücadele felsefesi bir yönüyle çok sadedir: “O sıralar kentimizde türeyen birçok yeni ahlakçı hiçbir şeyin işe yaramayacağını ve diz çökmek gerektiğini söylüyorlardı. Oysa şu ya da bu biçimde savaşmak ve diz çökmemek gerekiyordu. Tüm sorun ölü sayısını olabildiğince aza indirmek ve ayrılıkların sonsuza dek sürmesini engellemekti. Bunun için de tek bir yol vardı, vebayla savaşmak. Bu gerçek hoşa giden bir şey değildi, yalnızca tutarlıydı. Bununla birlikte getirdiği sefalet ve acıyı düşünürsek, vebaya boyun eğmek için deli, kör ya da korkak olmak gerekir”.
Sıradan insanların mücadelesi / işini yapmak / kahramana gerek yok
Camus’ye göre bu mücadele süper kahramanların, büyük şeflerin, dahi önderlerin, ulu kurtarıcıların değil, sıradan insanların işidir: “Anlatıcı yalnızca mantık çerçevesinde önemli gördüğü bir kahramanlığı ve iyi niyeti güzel sözlerle yüceltmeyecek”.
Nitekim Dr Rieux: “Tüm bunlarda kahramanlık diye bir şey söz konusu değil. Dürüstlük söz konusu. Bu gülünç gelebilecek bir düşünce, ama vebayla savaşmanın tek yolu dürüstlük” dediğinde, gazeteci Rambert ona “dürüstlük nedir?” diye sorar. Rieux’nün yanıtı da çok sadedir: “Bunun genelde ne olduğunu bilmiyorum. Ama benim durumumda mesleğimi yapmaktır”.
Zaten salgın tepe noktasına çıktığında sıradan insanlar gönüllü olarak mücadeleye katılırlar. Tarrou başı çeker, rahip Panneloux bile çabaya katkı verir. Başından beri hep kaçıp şehir dışına gitmeye çalışan gazeteci Rambert dahi “insan tek başına mutlu olmaktan da utanabilir” diyerek tam kaçabileceği gün kalmaya ve mücadeleye katılmaya karar verir.
Bunun iyi bir şey olduğunu kabul eden romanın anlatıcısı, “ama öğretmen iki kere ikinin dört ettiğini öğretiyor diye tebrik edilmez. Belki bu mesleği seçti diye tebrik edilir. Biz de Tarrou ve ötekilerinin, iki kere ikinin başka bir şey değil de dört ettiğini gösterdikleri için saygıya değer olduklarını belirtelim, ancak bu iyi niyetin öğretmenin iyi niyeti, öğretmenin yüreği gibi bir yürek taşıyan ve insanlık onuru uğruna sanılandan daha kalabalık gruplar halinde bir araya gelebilecek kişilerin iyi niyeti arasında ortak bir şey olduğunu da belirtelim; en azından anlatıcının inancı böyle”.
Anlatıcı zaten roman içinde aktardığı onca soruna, tanık olunan onca kötülüğe karşın, iyi insan sayısının kötülerden çok daha fazla olduğunu sürekli vurgular: “İnsanların çoğu kötü değil, iyiler daha çok…”
Anlatıcının -aslında yazarın- bu konudaki ısrarı çok temel bir ayrışmaya denk düşüyor aslında: Camus olağandışı meziyetlere sahip “ulu kurtarıcılara” tapınmaktan yana değildir; o nedenle sıradan insanların, milyonların mücadeleye verdikleri belirleyici ama “olağan” katkıların altını çizmeyi yeğler.
Oysa Nazilerin yenilgiye uğratılmasının ardından savaş sonrası yeni iktidarların belirleneceği bu geçiş dönemi, savaş galibi çeşitli siyasi güçler arasındaki güç paylaşımı ve iktidar savaşları dönemidir aynı zamanda. Güç devşirmenin bir yolu da savaş sırasındaki kahramanlık anlatılarının sunacağı meşruiyeti ve prestiji sömürmektir. Bir yandan De Gaulle mitleştirilirken, komünistler de “halkların babası” Stalin’i kahramanlaştırma çabasındadır.
Camus ise, örneğin ABD’nin Hiroşima ve Nagazaki’ye attığı atom bombalarını mahkûm eden nadir Batılı aydınlardan biridir. O bu eylemde “savaşı resmen sona erdiren” bir zafer değil, yüz binlerce insanı katleden bir barbarlık ve “insanlığı intiharını” görür.
Aynı şekilde Camus, sadece Nazilerin toplama kamplarını değil, Sovyetler Birliğindeki toplama kamplarını ve totaliter uygulamaları da mahkûm etmekten yanadır. Buna karşılık örneğin Sartre’ın başını çektiği aydınlar ise, yüceltilen Stalin’in yönetime, onun güdümündeki komünist partilere eleştirellikten arınmış bir destek vermekten yanadır.
YAN UNSURLAR
Ölüm cezası
Romanın sonlarına doğru, romandaki kilit kişilerden biri olan Tarrou, geçmiş yaşamıyla ilgili ayrıntıları Dr Rieux’ye anlatırken babasının savcı olduğuna da değinerek ölüm cezası karşıtı ayrıntılı savlar öne sürer.
Sanki romanın genel akışından kopukmuş izlenimi verebilen bu uzun ölüm cezası tartışmasını, “felsefi düzeyde ölüm kavramıyla hesaplaşan” bir romanda yer almasını çok da yadırgamamak gerek aslında.
Öte yandan, eğer romanın aynı zamanda bir faşizme karşı direniş alegorisi olduğunu düşünürsek, ölüm cezası konusunda savaş sonrası Fransa’da antifaşistler arası yaşanan tartışmalarla bağlantı kurmak da mümkündür.
Aydınların önemli bir kısmı bu dönemde “intikamcı” bir yaklaşım sergilemeyi yeğlemiştir. Bunun doğal bir uzantısı da “işbirlikçilerin” ve “hainlerin” kurşuna dizilmesidir.
Örneğin Sartre, hem savaş öncesinde hem de hatta savaş yılları sırasında bile saygısını ve hayranlığını eksik etmediği Céline’in “Almanlardan para aldığı için ırkçı görüşler savunduğunu” ileri süren bir makale yazar. Eğer o sıralar sürgünde olmasaydı, tek başına bu bile Céline’in de kuruşuna dizilmesi sonucunu doğurabilirdi.
Camus ise, ölüm cezasına çarptırılan ve Céline gibi ırkçı görüşlere sahip bir edebiyatçı olan Brasilliach’ın cezasının infaz edilmesini önlemeye çalışır, De Gaulle’e bu yönde bir mektup da yazar, ama başarısız olur.
Sürgün/Hapis
Yazar, karantina döneminde yaşananlarla sürgün ve hapiste yaşananlar arasında koşutluklar kurar: “Vebanın yurttaşlarımıza getirdiği ilk şey, sürgün oldu. O andan itibaren mahpus konuma geçmiştik bir bakıma ve geçmişimize indirgenmiştik. Bazılarımız her ne kadar gelecekte yaşama eğilimine sahip olsalar da bundan hızlıca vazgeçiyorlardı…” (…) “Böylece, tüm tutsakların ve sürgünlerin hiçbir işine yaramayacak bir bellekle yaşaması demek olan o derin acıyı duyuyorlardı. Durmadan düşündükleri o geçmişin de üzüntülü bir özlemden başka tadı yoktu.”
Zamanın akışı
Özellikle de zaman kavramının ele alınışında Veba’yla sürgünü ya da hapsi ele alan başka eserlerin anlatıları arasında bir dizi benzerlik, yakınlık bulmak mümkündür.
Örneğin romanın başlarında hastalığın ortaya çıkış süreci günlük temelde ele alınırken (”ilk fare”, “ilk hasta”, “ilk ölüm”, “karantinada ilk gün”, vb.) bir süre sonra zamanın akışı tamamen bulanıklaşır, hatta zamanın akışını bile hastalığın seyri belirlemeye başlar. Hastalık öncesi dönemi andıran bir zamansal devinim ancak mevsim dönüşlerinde gözlemlenebilir hale gelir.
Bellek
Salgın nedeniyle karantinaya alınmanın doğurduğu en önemli sonuçlarından biri, belleğin giderek bulanıklaşmasıdır. Romanda bu süreçler ayrıntılı olarak ele alınır: “Yaşadıkları şimdiki zamana karşı sabırsız, geçmişlerine düşman ve geleceği elinden alınmış olarak insan kaynaklı adaletin ya da nefretin parmaklıklar arkasında yaşamaya mahkûm ettiği kişilere benziyorduk biz de.”
Bu bulanıklaşma sonucu hem kapanma öncesi “normal” hayatın ve o andan beri görülemeyen yakınların yüzleri giderek bellekten silinmeye başlar hem de şimdiki zaman anlamını yitirir ve gelecek tasarımının ortadan kalkmasıyla tüm bir yaşam tarzı uçup gider.
Tanıklık
Yazar işte bu nedenle kendi işlevini de yaşananlara tanıklık etmek olarak belirler: “[Anlatıcı] niçin araya girdiğini açıklamak ve tarafsız tanık üslubunu seçmeye özen göstermesinin anlaşılması istiyor. Ama bunu uygun, ölçülü bir tutumla yapmak istemiştir. Genel olarak gördüklerinden fazlasını anlatmamaya, veba dostlarına, gerçekte sahip olmayacakları düşünceleri yakıştırmamaya ve yalnızca rastlantı ya da kötü talihin kendisine sunduğu metinleri kullanmaya özen göstermiştir”.
Hatta anlatıcı bir aşamada “sanatın sağladığı imkanları da kullanmadığını” belirterek, romanın dilinin ve anlatımının fazla “düz” olduğunu yönünde sonradan yöneltilecek kimi eleştirileri peşinen boşa çıkartmıştır: Yazar Camus’nün bu roman için seçtiği anlatım tarzı ve seçilen dilin sadeliği kasıtlıdır: Anlatıcının [yazarın] derdi kendini öne çıkarmak, kahramanlaştırmak değil, “herkes adına konuşmaktı”.
“Dürüst bir yüreğin kurallarına uygun olarak, isteyerek kurbanın tarafını tutmuş ve insanları, aynı kenti paylaştığı insanları, yalnızca aşk, acı, sürgün gibi ortak inançları çevresinde birleştirmek istemiştir. İşte böylece, tek bir acı yoktur kentlilerce paylaşmasın, ya da tek bir durum yoktur kendisi de sahiplenmesin. (…) Sadık bir tanık olmak için özellikle olayları, belgeleri ve söylentileri aktarmalıydı. Ama kişisel olarak kendi söyleyeceği, kendi bekleyişini, kendi geçirdiği sınavları dile getirmemeliydi”.
Kadınlar
Romana yöneltilebilecek önemli eleştirilerden biri, kadın karakterlerin silikliğidir: Romanda nice kadın vardır ama aslında yoktular… Kadın ya uzaklara gitmiş eştir ya uzaklarda kalmış sevgilidir ya da yanı baştaki sessiz, şefkatli, varlığını pek hissettirmeden hizmet eden annedir, başka bir değişle hiçbiri özne değildir.
Gerçi bu durum hem Camus’nün başka kitaplarında hem de dönemim birçok başka eserinde karşımıza çıktığı için ayrıca ele alınmayı hak etmektedir.
Araplar
Bir diğer önemli eksik özne de Araplardır. Hikâye Cezayir’in Oran kentinde yaşandığı halde romanda tek bir Arap karakter yoktur. Başka bir deyişle Araplar kendi ülkelerinde yan karakter dahi olamayacak kadar siliktir, ki bu da hele bugünden geriye dönüp bakıldığında sömürge gerçeğinin çarpıcı bir dışavurumudur.
Bunu vurgulayan ilginç bir cümle, hastalığa veba tanısı konma aşamasında iki hekim arasındaki bir sohbete yansıyan şu cümledir: “Hem sonra, bir meslektaşın dediği gibi: Olamaz bu, herkes Batı’da bunun ortadan yok olduğunu biliyor”.
Demek ki o dönemde Cezayir birçok Batılı aydın tarafından “Batı”nın bir parçası olarak algılanıyor. Belli ki “Batı” bir coğrafya değil, aslında bir “habitat”: Batılıların yaşadığı her yer “Batı”dır!
Romandaki bu çarpıcı eksiklik, Camus’nün Cezayir doğumlu olması, bir dönem Cezayir Komünist Partisinde militanlık yapması, sömürge sistemine açıkça karşı çıkmış bir aydın olması nedeniyle daha da tuhaftır.
Gerçi Camus birçok çevre tarafından Cezayir’in bağımsızlığını desteklemediği ve Cezayir Ulusal Kurtuluş Cephesi FLN’in sivilleri de hedef alan eylemlerine karşı çıktığı için çok eleştirilmiştir.
Öte yandan, Camus bağımsızlığı desteklememekle birlikte, sömürge sistemine son verilmesinden yana olduğunu her zaman açıkça belirtmiştir. Onun hayalini kurduğu sistem, bağımsızlığa gerek bırakmayacak şekilde eşitlik temelinde federal ya da özerklik türü yeni bir ortaklığa geçilmesiydi.
Camus’nün FLN’in sivilleri de hedef alınmasına karşı çıkması aslında Cezayir’e özgü değildi, daha genel anlamda “hedefe varmak için her yol mubah” anlayışına karşı çıkmasıyla alakalıydı.
Dolayısıyla, yazarın bu siyasi yaklaşımlarının doğruluğu yanlışlığı ayrı mesele, ama Veba’da bir Arap öznenin yer almayışını bu siyasi tartışmalara bağlamak pek doğru olmaz.
SONUÇ
Camus’nün Veba’yı yazarken bir yandan da bugün pandemi sırasında yaşayacaklarımızın bir kısmını neredeyse 80 yıl öncesinden görüp betimlemesi elbette hem onun dehasının hem de edebiyatın gücünün kanıtıdır.
Ancak Camus’nün asıl katkısı, toplumsal felaketlerle mücadele için bu romanda ortaya koyduğu felsefi yaklaşımdır.
Özetleyecek olursak: “İstesen de ‘bana ne’ diyemezsin/isyan edeceksin/ korkmayacaksın/insanların ölmesine razı olmayacaksın/gerekirse tanrıya bile karşı geleceksin/insanlık onuruna sahip çıkarak yılmadan mücadele edeceksin çünkü başka çaren yok/ama kendini de kahraman sanmayacaksın…”
Camus’ye göre edebiyatçıya düşen ise, bunu bir kahramanlık destanına dönüştürmeden mücadeleye tanıklık etmek, onu sonraki kuşaklara aktarmaktır.
Camus’nün bu romanda yaptığı tam da budur, anlatıcısı gibi o da: “Susanların arasında yer almamak, o vebalılardan yana tanıklık etmek, onlara yönelik adaletsizliği ve şiddete ilişkin en azından bir anı bırakmak ve felaketlerin ortasında neler öğrenildiğini, insanların içinde hor görülecek şeylerden çok, hayranlık duyulacak şeylerin bulunduğunu söylemek için burada son bulan anlatıyı kaleme almaya karar verdi.
Çünkü biliyordu ki insanlar kendilerini özgür sansalar da “felaketler oldukça kimse asla özgür olamayacak”; dolayısıyla tıpkı roman karakteri Rieux gibi o da “belki bir gün insanların bir mutsuzluk yaşaması ya da bir şeyler öğrenmesi için vebanın kendi farelerini uyandırıp mutlu bir kente ölmeye yollayabileceğinden haberi olmadığını biliyordu”.
İşte bunun için yazılışından onlarca yıl sonra yine ve yeniden okumak gerek Camus’nün romanını. Veba ya da Corona ya da başka kara vebalar, kılık değiştirmiş faşizmler geri gelecek: Hazırlıklı olmak gerek…
https://www.artigercek.com/yazarlayigit-benevebayi-camus-nun-felsefesiyle-alt-etmek
submitted by karanotlar to u/karanotlar [link] [comments]


2020.05.23 03:29 karanotlar Max Stirner ve Varoluşçuluk à la Jean-Paul Sartre – H. İbrahim Türkdoğan

Max Stirner ve Varoluşçuluk à la Jean-Paul Sartre – H. İbrahim Türkdoğan
https://preview.redd.it/ty8034wl2f051.jpg?width=1000&format=pjpg&auto=webp&s=0ec4d135ff323a4198fa9ff6079711fd180f2033
“Bütün insanlar sıkıcıdır.”
– Kierkegaard-
Giriş
Yüzyıllar boyunca insan düşüncesinde insanın dünyadaki varoluşu ve özü bağlamında Hiç’ten korkma duygusu yuvalanmış ve çekilmeyecek bir duruma gelmiştir: bir felakete yakalandığımız duygusu Batı dünyasında insan varlığının ikilemini her gün arttırıyor. Ve her gün üzerine yeniden düşünülen “insanın ne olduğu” ebedi sorusu, insanların kısır döngüden çıkma fırsatını elinden alıyor. Filozoflar, düşünürler, yazarlar ezelden beri insanların birlikte yaşama ilkeleri üzerine düşünürlerken, her çöküşten sonra yeni bir “ilkesel” değişimi savunurlar. Korkunun, anlamın, hiçliğin ve “anlamsız bir evrende” yalnız kalma umutsuzluğunun özelliklerini inceliyor ve neticede “dünyaya atılmışlık”ta (Heidegger) “her şeyin saçma, yaşamanın ve kendini öldürmenin anlamsız olduğu” bir çöküş duygusuna tanık olmaktadırlar.
İnsan konusunda köklü bir analizde bulunan Stirner, onu doldurulması gereken boş bir kap olarak algılamaz; Stirner’e göre insan doğası gereği tamamlanmış ve yaratıcı bir varlıktır ve hiçbir buyruk ya da emir olmaksızın kendini geliştirebilme yeteneğine sahiptir. Ancak bu yetenek bir “İnsan kavramı” değildir, çünkü Stirner her insanın bir ötekinden farklı olduğundan yola çıktığı için, her insanın kendine göre kendini geliştirebileceğini ileri sürer.
Bununla birlikte Batı felsefesi tarihinde çeşitli felsefesel düşünce ve akımlar gelişmiştir, bunlardan biri de varoluş felsefesi ve onun aktif siyasal oluşumu varoluşçuluktur. Her ikisi de insanın aktüel durumunu varoluşun öz’den yabancılaşması olarak algılar. Varoluşumuz ve özümüz birbirinden kopmuş, ikiye ayrılmış ve birbirine yabancılaşmıştır. Bu konuda Sören Kierkegaard, Martin Heidegger, Gabriel Marcel, Karl Jaspers ve Jean-Paul Sartre gibi birçok filozof kendi felsefesel düşüncelerini yapılandırmışlardır. Her biri bilimsel ya da dinsel bir sistemin kuramını hazırlayıp insanlığa sunmuştur. Kierkegaard ve Jaspers dinsel bir varoluşçuluk taslağı çizerken, Heidegger ve Sartre bunun ateist şeklini geliştirmişlerdir. Sonuç olarak Sartre, Heidegger’in gizemsel Varlık kavramından uzaklaşıp sadece İnsan’ı merkeze alarak kendi felsefesine “hümanist” demiştir. Tüm bu dinsel, bilimsel ve öteki kuramlarla çok daha önce Max Stirner ilgilenmiş ve Sartre ve Heidegger öncesinde insanın “dünyaya atılmışlığını” farklı kavramlarla dile getirmiştir ve bu düşünceden yola çıkarak da Kendi-olma (Eigenheit) ve Biricik “kavramını” yapılandırmıştır.
Stirner ve Çağdaşları
Stirner dönemi filozoflar (Hegel, Marx, Feuerbach, Proudhon vb.) Tanrı’yı öte dünyadan bu dünyaya taşıyıp yeni nominalarla taçlandırırlarken, Stirner, başyapıtında (Biricik ve Mülkiyeti, 1844) tek tümceyle tüm felsefesel, sosyolojik ve dinsel tanrılara meydan okur: “Hiçbir şey Benden üstün değildir”. Bununla tüm fantazmaları (tanrıları, putları, nominaları) silip süpürüp yerine Ben’i koymuştur. Neredeyse dönemin tüm filozofları tamamlanmış düşünce sistemleri sunmaktaydı; Stirner her bir sistemde yeni bir efendi görür, dolayısıyla her birini saplantı (fixe Idee) olarak adlandırır. Bu saplantılı düşünce sistemleri Feuerbach’ta tanrılaştırılan İnsan, Marx’ta sosyalizm, Hegel’de devlet ideolojisi, Proudhon’da Töre, Fichte’de mutlak Ben’dir vb. Birer üstben ürünü olan tüm bu ideolojileri hayaletler olarak betimleyen Stirner, filozofların İnsan’ı Tanrı’nın elinden alıp farklı tanrıların kucağına koymakla yeni bir şey yapmadıklarını, sadece eskiyi yeni adlarla devam ettirdiklerini ileri sürer ve tüm tanrılarla birlikte, diğer filozofların tersine, tanrı-hizmetçilerini de ateşe atar. (Bu güçlü alevler daha sonra Nietzsche’ye de ulaşacaktı, ve Nietzsche Tanrı’nın öldüğünü “müjdeleyecek” kadar cesaret gösterecekse de yeni bir Tanrı’ya, “Üstinsan”a, boyun eğecekti.)
Stirner ve Sartre
1) Varoluş ve Kendi-olan
İnsan konusunda köklü bir analizde bulunan Stirner, onu doldurulması gereken boş bir kap olarak algılamaz; Stirner’e göre insan doğası gereği tamamlanmış ve yaratıcı bir varlıktır ve hiçbir buyruk ya da emir olmaksızın kendini geliştirebilme yeteneğine sahiptir. Ancak bu yetenek bir “İnsan kavramı” değildir, çünkü Stirner her insanın bir ötekinden farklı olduğundan yola çıktığı için, her insanın kendine göre kendini geliştirebileceğini ileri sürer. Tam olarak: Tek tek insanlardan yola çıkar. Sartre’ın “otantik” dediği düşünce Stirner’in “Kendi-olma” düşüncesine yakındır. Sartre’ın ilkesi: “Varoluş özden önce gelir.”[1] Stirner: “Elbette duyularım olmaksızın düşünemem. Ne var ki düşünebilmek ve duyumsamak için, yani soyut ve duyusal için, her şeyden önce Bana gereksinimim vardır, hem de şu çok bariz olana, Biricik’e. […] Düşünmemin öncesinde – Ben – varım.”[2] Demek ki: Düşünmenin sahibi benim ve düşünme benim mülkiyetimdir. Sartre’ın bazı felsefesel kavramları Stirner’in felsefesiyle belirli bir noktaya kadar örtüşüyor. Aşağıda buna açıklık getireceğim.
İlk tümce Stirner’in felsefesiyle kısmen örtüşür. Stirner: “Kendi-olan kökeninde özgürdür.” Buradaki köken sözcüğü Kendi-olanın doğrudan doğasını kasteder. Bütün insanlar Kendi-olan ise, o zaman bütün insanlar özgürlüğe mahkumdur.
Sartre’ın “Bulantı”adlı romanını Stirner’in felsefesini temel alarak incelerken, öteki eserlerini de göz önünde bulunduracağım. Stirner, Batı felsefesinde Kinikçilerden sonra yabancılaşma kavramını kapsamlı bir şekilde araştıran ve gün ışığına çıkaran ilk filozoftur. Proudhon ve Marx’tan da önce.
“Bulantı”nın protagonisti Antoine Roquentin için yaşam anlamını tamamen yitirir. Yaşamanın bir anlamı olmadığı gibi özkıyımın da bir anlamı kalmaz. Şeylere ve insanlara duyduğu tiksintinin köküne inmeye çalışır Roquentin.
Stirner’e göre birey, içselleştirdiği dış dünyanın değerlerinden, örneğin toplumsal değerlerden arınırsa, arı ve ona özgü bir Ben’e sahip olabilir. “Bulantı”nın protagonisti içselleştirdiği tüm toplumsal değerlerden arınmakla meşguldür. Aslında roman Stirner’in “Meselemi Hiç’e bıraktım” tümcesiyle sonuçlanır; ancak önemli bir farkla: Roquentin genel değerlerden ve varoluşundan kendisinden iğrenirken Hiç’in melankolik dalgasına kapılır, hazzın ve yeniden yaratımın kapıları kapanır üzerine. Hüzünlü bir bakışla varoluşu ve onun insansal gelişimlerini izler. Roquentin’a oranla Stirner’in Biricik’i şenlik dalgaları yansıtır; yıkımını gerçekleştirdiği değerlerin ardından şöyle der: “Sen ey çilekeş Alman halkım – neydi acın, ıstırabın? Canlanamayan bir düşüncenin acısıydı seninkisi, horozların her ötüşünde hiçliğe karışan ve yine de mutluluğun ve kurtuluşun özlemini çeken bir tinsel hayaletin acısıydı. Benim içimde de uzun zamanlar yaşadın ey sevgili – düşünce, ey sevgili – hayalet. […] Kal sağlıcakla ey milyonların rüyası, çocuklarının binyıllık zalim anası kal sağlıcakla! Yarın seni mezara taşıyacaklar, ve çok yakında kardeşlerin, diğer halklar, ardından gelecek. Hepsi sıra sıra mezarlarına indirildiğinde – işte o zaman insanlık âlemi gömülmüş olacaktır. Ve Ben, kendi-olan Ben, onun gülen mirasçısı olacağım![[3]](https://itaatsiz.org/2020/05/07/max-stirner-ve-varolusculuk-a-la-jean-paul-sartre-h-ibrahim-turkdogan/#_edn3)
Bu fark ilkesel bir önem içerir. Melankoli Hıristiyanlığın öteki dünya öğretisinin harabelerinden doğmuş bir psikolojik zedelenmişliktir. Sartre, Roquentin’ı Hiç’in melankolik dalgalarından kurtarmak için, onu daha sonraki eserlerinde yeni tanrılarla tanıştırır. Bu tanrılardan biri “hümanizmdir”, bir başkası da “diyalektik Marksizm”. Sartre’ın otantizm kavramı, “yeni” bir etik üzerinden yaşam ümidi taşır, bu da onu öteki düşünce sistemlerinden farklı kılmaz. Stirner’e göre bu kavramlar da her düşünce sistemi gibi bireyin deforme edilmesi anlamına gelir. Bu nedenle de Stirner yeni bir genel etik kavramı yapılandırmaktan özenle uzak durur.
2) Özgürlük ve Kendi-olma
Sartre’ın özgürlük felsefesini temellendiren ilk tümcesi: “İnsan özgürlüğe mahkumdur.”[4] İkinci tümcesi: “Başkalarının özgürlüğünü amaç edinemediğim sürece kendi özgürlüğümü amaçlayamam.”[5]
Başkalarının özgürlüğünü amaçlayan Sartre’ın özgürlük düşüncesi temelde Kant’a dayanır: “Bir kişinin özgürlüğü başka bir kişinin özgürlüğünün başladığı yerde biter.” Bu da Herkesin Herkesle savaşıdır; insanın varlığından bu yana gezegenimizin doğal hâli budur
İlk tümce Stirner’in felsefesiyle kısmen örtüşür. Stirner: “Kendi-olan kökeninde özgürdür.” Buradaki köken sözcüğü Kendi-olanın doğrudan doğasını kasteder. Bütün insanlar Kendi-olan ise, o zaman bütün insanlar özgürlüğe mahkumdur. Ancak mesele bu kadar kolay değil. Kendi-olmayı bu kontekste tüm sosyolojik fantazmalardan (kimliklerden) arınmış bireyin varoluşunu anlayabiliriz. Ancak bu durumda her insanın özgür olmadığını söylemek gerekir, çünkü insanların büyük çoğunluğu sosyolojik kimliklerle var olabilmektedirler. Bu nedenle Stirner Kendi-olanı özgür olandan ayırır. Burada ilk ayrım başlar. İkinci ayrım daha da çarpıcıdır. Sartre’ın ikinci tümcesine karşılık olarak Stirner yalnızca Kendini ve kendi özgürlüğünü göz önünde bulundurur. Bununla Herkesin Herkesle savaşını ilân eder. Özgürlük Stirner’de ikincildir. Birincil olan Kendi-olma ve Kendi-olandır: “Kendi-olma Sizi kendinize geri dönmeye davet eder ve der ki: ‘Kendine gel!’ Özgürlüğün himayesi altında birçok şeyden kurtulacaksınız, ancak yeni şeyler size acı verecektir: ‘Kötü olandan kurtuldunuz, ama kötülük kaldı’. Kendi-olan olarak gerçekten Herşey’den kurtulacaksınız ve üzerinize yapışanlar olursa da bu Sizin tercihiniz ve seçiminizdir, sizin keyfinizdir. Kendi-olan özgür doğar, doğuştan özgürdür; Özgür ise, sadece özgürlük müptelasıdır, hayalcidir, hayalperesttir.”
Başkalarının özgürlüğünü amaçlayan Sartre’ın özgürlük düşüncesi temelde Kant’a dayanır: “Bir kişinin özgürlüğü başka bir kişinin özgürlüğünün başladığı yerde biter.” Bu da Herkesin Herkesle savaşıdır; insanın varlığından bu yana gezegenimizin doğal hâli budur. Tüm toplumsal kuramlar, tüm düşünce sistemleri, tüm sosyolojik ütopyalar bu kaçınılmaz savaşı yenemediği gibi, onun üzerine kurulmuştur. Stirner’e göre filozofların esas yanılgılarından biri tek tek insanları bir İnsan kavramında bütünleştirmeye çalışmalarıdır. Hiçbir filozof yoktur ki bireysel bir felsefe yapılandırabilsin; en bireyselci filozoflar bile genel bir Birey kuramını çizmişlerdir, bireylerin kendisini değil. Bunun, olanaksız olmamakla birlikte, ne kadar zor olduğunu Stirner’in Biricik betimlemesinde görmek mümkün. Özgürlük bağlamında söylenebilecek birkaç şey daha var.
Sartre ile söylemek gerekirse: İnsan öncelikle yalnızca vardır ve kendisini nasıl şekillendirirse, odur. Yani kendisini oluşturduğu şeyden başka bir şey değildir. Stirner’in buna itirazı olmaz. Eğer şu üç olguyu temel alırsak, bireyin onlara göre kendini geliştirebileceğini kaydedebiliriz: Buradalık (dünyaya atılmışlık), sonluluk ve faktisite (olgusallık). Bu şekliyle birey kendini Kendi-olma (Eigenheit) ve olanaklılık (olasılık) olarak algılar. Kendi-olmayı belirleyen olanaklılıktır. Kendime verebileceklerim olanaklarımla sınırlıdır. Olanaklarım özgürlüğümü belirler.
Şimdi, toplumsal hiçbir değer yargıyı olumlamayan Stirner gibi bir filozofla, toplumsalsız yaşamayı düşünemeyen Sartre gibi bir filozof aynı yolda daha uzun birlikte yürüyemezler.
Stirner der ki, eğer Tanrıyı, Zeus’u, kralı vb. tahtından indirme gücüne sahipsem, bunu yapma hakkına da sahibim. Bu tümcede genel ahlaksal hiçbir değer göremeyeiz; ne dinsel ne insansal, ne tanrısal ne metafiziksel bir değer. Ancak tümcede gizli olan bir “ahlak oyunu” vardır. Herkesin Herkesle savaşı! Hiçbir ideoloji doğrudan ve dolayımsız bunu ifade etmez. Her ideoloji her zaman üstü kapalı ve dolayımlı ifade eder. Ve asas olarak da hak ve adalet kavramlarına dayandırır; bu iki kavramı da ahlak çerçevesine alır. Sonuç olarak güçlünün güçsüze karşı savaşının meşrulaştırılması adına bu dolayımlı betimleme insanların tarihsel geleneği haline gelmiştir. Stirner’in farkı; bu oyuna katılmamasıdır; bu oyunu kökten yadsımasıdır. Sözcüğün sözcük anlamıyla karşımıza tüm değerlerden arınmış yalın bir düşünür çıkar. Bu kontekstteMauhtner yerinde bir analizde bulunur: Stirner “dünyaya sığmayacak ve dolayısıyla açlıktan ölecek kadar biricikti; o, politik bir önder değildi, sadece iç dünyasında bir başkaldırandı, çünkü onu insanlarla birleştirecek ortak bir dil bile yoktu.”[6]
Sartre’ın sosyalizmi doğal olarak Ben’lerin ilgisinden uzak töresel bir toplum için düşünülmüş bir kuramdır. Toplumsal düzenle birlikte Herşeyin absürtlüğünü “Bulantı”da tutarlı bir şekilde gün ışığına çıkaran Sartre, daha sonraki eserlerinde (Varoluşçuluk bir Hümanizm midir? / Varlık ve Hiç) insansal özü Marksist bir toplumda yaşayacak olan töresel İnsan olarak adlandıracaktır.
Hiçbir pedagojik buyruk Stirner’de onurlandırılmaz; her biri ona göre bir bahane ve şaklabanlıktır. Stirner ile bir toplum inşa edilemez (zaten böyle bir istemi olduğu söylenemez), Sartre ile inşa edilebilen bir toplum ise ancak ikiyüzlü olacaktır, her toplum gibi. Diğer taraftan Stirner’in önemi düşünce sistemlerine dair tutarlı analizleri ve bireye bireysel değişimlere dair sunduğu alternatiflerdir. Özgürlüğü sorgularken bireyin önemini öne çıkarır: “Peki, nelerden kurtulup özgürleşeceğiz? Herşeyden. Demek ki: bütün perdeleri kaldırılacak, bütün kabukları – kırılacak çekirdek Ben’im.” […] Ama bizzat bu Ben’e özgürlüğün sunacak hiçbir şeyi yoktur.” Felsefe tarihinde özgürlük sorusunu bu şekilde sorgulayan bir filozofa Stirner dışında pek rastlanmaz: “Ben özgür olduktan sonra ne olması gerektiğine dair özgürlüğün söyleyecek sözü yoktur, tıpkı hükümetlerimizin tutukluyu, cezasının bitiminde serbest bırakıp kimsesizliğe terk etmeleri gibi.”[7] Birey gerçekten Herşeyden özgürleşmek mi ister? Yoksa daha çok Herşeyi elde mi etmek ister? Bireyin elde etmek istedikleri var, kurtulmak istedikleri var. Burada önemli olan bireyin Kendi-olarak kendi ilgi ve çıkarları için karar vermesidir.
Roquentin henüz us’la boğuşmaktadır. Bir taraftan özgürleşmek (arınmak) ister, diğer taraftan kendi yalınlığına pratik bir ifade verebilecek durumda (olanaklık/erk) değildir. Varoluşun ve toplumsalın yoğunluğuyla baş başadır. Bu yoğunluktan çıkabilmesi için “Kendine dönmesi” gerekir ki özgürleşebilsin.
3) Egoistlerin Birlikteliği ve Toplumsal
Roquentin silkeleniyor, Kendine geri dönmeye çalışıyor, ancak buradalıktan haz almıyor. Onu çevreleyen gündelik yaşam, sahi olmamalık fazla geliyor ona, altından çıkamıyor o devasa gücün. Yakalandığı melankoli hastalığı bireysel dirilişine engel oluyor. Sartre, protagonistine bir çözüm sun(a)mamaktadır. Roquentin, melankoli adında bir çıkmaz sokaktadır, bir şeytan çemberine hapsolmuştur. Sartre, protagonistini orada bırakır. Daha sonraki eserlerinde ama melankoliden uzak, hatta ihtiras gibi afektler bile içermeyen bir toplumsallık sunar. Adı: Sosyalizm.
Sartre’ın sosyalizmi doğal olarak Ben’lerin ilgisinden uzak töresel bir toplum için düşünülmüş bir kuramdır. Toplumsal düzenle birlikte Herşeyin absürtlüğünü “Bulantı”da tutarlı bir şekilde gün ışığına çıkaran Sartre, daha sonraki eserlerinde (Varoluşçuluk bir Hümanizm midir? / Varlık ve Hiç) insansal özü Marksist bir toplumda yaşayacak olan töresel İnsan olarak adlandıracaktır. Varolanın, adsızın özgür edimi yeni bir toplum düzeninin hizmetçiliğine indirgenecektir.
“Varoluş” “yeni” adlar ve “yeni” unvanlarla şekillenecektir: “Hümanist”, “Sosyalist”, “Marksist” vb. Bundan böyle insanlığın tek kurtarıcısı komünizm olacaktır. Bir toplumsallık üzerinden birey “İnsan olabiliyor” ancak. Sartre bir ideal insan imgesini takip ediyor, bu şekilde ifade etmese de. Neticede sosyalizm gibi bir sistem bireyin bireysel keyfiliğini önemsemeyeceği gibi, baskılayacaktır. Bu durumda İnsan erekleştirilerek bir ödev, bir ideal, bir meslek haline getirilir. Şu anki benliği köpük ve gölgeden oluşmaktadır. Kant’ın “İnsan eğitilmesi gereken tek canlıdır”[8] tümcesi Sartre felsefesinin temel taşlarından birini oluşturur. Böylece çoğunlukça belirlenen bir genel oydaşma, bir kategorik buyruk Sartre hümanizmini belirlemiş olur.
Stirner’in buradalığı tiksinti değil, haz yönelimlidir. Parolası: Buradayım ve haz alıyorum. Tıpkı bir bitki gibi kendi iç dinamiğime göre nefes alıyorum.
Stirner kendini hedeflemez, kendini başlangıç noktası yapar. Ve toplumsala alternatif olarak “Egoistlerin Birlikteliği”ni sunar. Genel toplumsal düzene alternatif olarak bu birliktelikle gücünü büyüterek kendi ilgilerini yaşamak ister; “Egoistlerin Birlikteliği” bir kuram olmamakla birlikte, bir tür geçici, yani gerekli olduğu sürece yaşayan bir projedir. Amacı kendine hizmet etmektir, töresel ya da başka bir kuruma değil. Her birliktelik katılımcısı yalnızca kendi ilgisine yöneliktir, hiçbir görevi yoktur; ilgisi bittiği an onu o birliktelikte hiçbir şey tutamaz. Ve bu projenin içeriğini ancak katılımcıları belirler. “Egoistlerin Birlikteliği” bireylerin kendi güçlerini daha da keskinleştirebilecekleri bir güçtür. Toplulukta birey egoisttir, toplumda insansal. Topluluğa karşı borcu yoktur, topluma her şeyini borçludur, çünkü genel bir yasaya karşı sorumludur.
“Egoistlerin Birlikteliği”ni bir partiye benzetebiliriz. Her katılımcı kendi ilgisi doğrultusunda oradadır. Bir partide ise her katılımcı çeşitli görevlerle yükümlüdür. İlkinde birey gönüllüdür, ikincisinde zorunludur. Birinde yaşamdan zevk alır, diğerinde değer yargılarla, ödevlerle, ideallerle çevrilidir, ilkinde yaşam enerjisini tüketir, ikincisinde tüketilir. Toplum bireylerin sırtından yaşar. Sartre’ın toplumunda Stirner bir Kendi-olarak barınamaz.
Topluluk bir araçtır, toplumsa bir amaç. Toplulukta birey bir Kendi-olandır, toplumda yalnızca bir üyedir. Ve sadece üyelik haklarından yararlanır. Aynı zamanda üyelik ödevleriyle yükümlüdür. Pedagoji, klasik adıyla terbiye, toplumun bileşenlerinden biridir. Toplum bireye sınırlar koyar, toplulukta bireyin çıkış noktası ve yargıcı kendisidir. Çıkarları doğrultusunda bir iletişim kurabilir ya da iletişimi bozabilir. Kimseden bir şey talep etmez, kimseye karşı yükümlülük taşımaz.
“Bulantı”da her şey rastlantısal ve absürttü, şimdiyse sosyalizm gibi bir sistem Sartre’da bir anlam kazanıyor. Toplum Sartre’ı mutlu kılar, Stirner’i tiksindirir.
4) Buradalık ve Haz
“İşte o zaman bulantı beni yakaladı; banketin üzerine yığıldım.[…] Kusmak geliyordu içimden.”
-Sartre-
Stirner’in buradalığı tiksinti değil, haz yönelimlidir. Parolası: Buradayım ve haz alıyorum. Tıpkı bir bitki gibi kendi iç dinamiğime göre nefes alıyorum. Stirner’in varoluşu varoluşçuluk değildir, çeşitli giysilerle sahneye çıksa da, hiçbir giysi kutsanmadan yerini bir sonrakine bırakır.
“Varoluşçuluk bir Hümanizm mi dir?” adlı eserinde Sartre, Dostojevski’nin “Tanrı yoksa, her şey mübahtır” tümcesini örnekleyerek, ateist varoluşçuların insanı şu an bir “taslak” olarak algıladıklarını ve yukarıda saydığım bileşenlerle bu “taslağı” Tanrı’dan ve dinsel öğretilerden bağımsız olarak şekillendirdiklerini ileri sürer. Çünkü Tanrı’nın olmayışı bir ateist için hiçbir şeyi mübah kılmaz. Buraya kadar sorun yok.
Sartre’ın ateizmi Feuerbach’ın İnsan kavramını anımsatır. Feuerbach’ın ateizmi, Hıristiyanlık öğretisine göre Herşeyin ölçütü olan Tanrı’nın yerine İnsan’ı temel alır.
Sartre’ın “taslak” kavramı ve ateizmi konumuz gereği önemlidir. “Taslak insan”, kendini daima yenileyendir; bu bir bakıma Stirner’in Biricik’iğle örtüşür, çünkü Biricik de kendini daima yeniler. Ve bu yenileme Biricik’in gündelik şekilleridir. Biricik kendini amaçlamaz, kendini tüketir, her an neyse odur. Ancak Biricik bir taslak değildir, Biricik doğası gereği zaten bir bütündür, gündelik şekillenmeleri onun gelişimindeki geçici adlarıdır. Ve bu adlar onun ilgisine göre değişir, sabit değildir. Çünkü her sabit düşünce ve edim bir fixe Idee’dir. Stirner’in bir sosyalist olma çabası yoktur, vicdanlı bir insan olma eğilimi olmadığı gibi.
Sartre’ın ateizmi Feuerbach’ın İnsan kavramını anımsatır. Feuerbach’ın ateizmi, Hıristiyanlık öğretisine göre Herşeyin ölçütü olan Tanrı’nın yerine İnsan’ı temel alır. İnsan’dır artık Herşeyin ölçütü. Feuerbach, Tanrı’yı yok sayarken, onun yerine İnsanı getirir, bununla İnsanı yüceleştirir. Bu nedenle Stirner Feuerbach ve döneminin öteki ateist filozoflarına hitaben “ateistlerimiz dindar insanlardır. […] En azgın ateist, en inançlı Hristiyan’dan daha az dindar değildir”[9] der. Sonuç olarak sadece adlar değişti: Tanrı’nın yerini İnsan aldı. Sartre’ın ateizmi de aynı eleştiriye layıktır. Nedir Sartre’ın ateizmi? Var olan bütün Hıristiyan değerleri devralmak. Vicdan, pedagoji, sevgi, aile, toplumsal sorumluluk kısacası sosyolojik tüm değerler devam ettirilir. Değişen nedir? Gökten indirilen Tanrı’ya vicdanda yer verilir, tam olarak: Tanrı’nın bizzat kendisine dönüşür vicdan. Ateist vicdan: Hümanizm. Sartre ile birlikte tüm varoluşçular bu toplumsal bileşenler üzerine kuramlarını yapılandırırlar. Dolayısıyla Stirner’in ateizm eleştirisi güncelliğini en yüksek düzeyde korumaktadır.
“Varoluş, özden önce gelir tümcesi” bu aşamadan sonra tersini dile getiriyor. Ateistin vardığı yer yalın varoluş değil, öz’leşen nominadır: Sosyalizm vb. Yalın varoluş varoluşçuluğa dönüşürken beraberinde yeni tanrılar doğuruyor. Bu durumda haz Kendi-olanın kendi hazzı değil, bir nominanın hazzıdır.
Kitabının “İlişkilerim” bölümünde dünyayla ilişkisini şöyle ifade eder Stirner: “Benim dünyayla ilişkim onun tadını çıkarmak ve onu böylelikle kendi öz-hazzım için kullanmaktır. İlişki, dünya-hazzıdır ve benim – öz-hazzıma aittir.” Ve bu haz Ben ile Öteki arasında bir tahakküm ilişkisine neden olmaz: “Ne Sen benden yüce varlıksın ne de Ben senden.”[10]
Elbette Stirner tiksinme duygusunu tattı, elbette varoluşsallık ve toplumsallık karşısında Roquentin gibi aynı ikilemleri yaşadı, ancak “Biricik ve Mülkiyeti” tüm bu ikilemleri aşan ve hazzını yeniden keşfeden bir Biricik’in dünyasıdır.
Bir yetkinlik olarak us “Bulantı”da parçalanır. Roquentin, kendi seçimi olan izolasyonda acının uç noktasında yaşar. Üstbenden neredeyse tamamen kurtulacakken tiksintinin dalgalarına kapılır. Tiksinti ona kendini bulma yollarını gösterir, aynı zamanda ama onu izolasyona iter. Protagonist sarsıntı yaşar, Meselesini Hiç’e bırakmak üzereyken. Neticede, içselleştirilen üstbenini dışlarken, kendi Ben’ini de dışlar. “Tiksinti” (bulantı) budur.
Sartre daha sonraki eserlerinde Roquentin’ı “Bulantı”nın kasvetinden kurtarır. Ne var ki Kendi-olan bir Biricik olarak yeniden yaratabileceğine, nominalarla taçlandırır onu. Sonuç: Roquentin nominaların mekânı olan üstbenini geri alır. Ancak onun yerine Ben’ini sonsuza dek kaybeder. Sartre’ın yalınlığı, otantik düşüncesi hayaletlere karışır ve Stirner gülümser.
[1] Jean-Paul Sartre: Drei Essays, Ullstein, 1989, s. 32. (Metin boyunca ad verilmediği sürece çeviriler bana aittir.)
[2] Max Stirner: Biricik ve Mülkiyeti, Norgunk, s. 309 ve 320.
[3] Stirner, a.g.e, s. 195-196.
[4] Sartre, a.g.e, s. 16.
[5] Sartre, a.g.e, s. 32.
[6] Fritz Mauthner: Der Atheismus und seine Geschichte im Abendlande. Viertes Buch. Georg Olms Hildesheim, 1963. s. 210.
[7] Stirner, a.g.e, s. 149.
[8] Immanuel Kant: Der Denker und Erzieher, Deutsche Buchgemeinschaft, Berlin 1961, s. 346.
[9] Stirner, a.g.e, s. 167, 40
[10] Stirner, a.g.e, s. 41.
http://projektmaxstirner.de/maxpaul.html?fbclid=IwAR3alLjnHhYDNQeOApj6hZzSYl4Xbcxl1SQDkpdDLnW-TBr13GgKZuykjQg
submitted by karanotlar to u/karanotlar [link] [comments]


2020.05.22 14:20 ithinksoco İyi Ürün Fotoğrafları İşinizi Nasıl Büyütür?

İyi Ürün Fotoğrafları İşinizi Nasıl Büyütür?
İnsanlar bir şey satın almak, genellikle pratik olmaktan ziyade duygusal bir karardır. Web sitenizde ve sosyal medyada size, markanıza, ürün ve hizmetlerinize en iyi şekilde ışık tutan güzel fotoğraflar, insanlar içinde duygusal bir tepki ortaya çıkarır ve satın alma kararlarını etkiler.
Son on yılda çevrimiçi alışveriş insanlara mağaza içi deneyimi yaşatabilecek gelişmeler kaydetti. İşletmeler daha fazla çevrimiçi satış yapabilmek için ürünlerinin insanların gözüne hoş görünmesi gerektiğini fark etti ve buna yönelik adımlar attı. Bugün, ürün fotoğrafçılığının kalitesi, e-ticaret için en temel ölçüt haline geldi. Özellikle 360 derece video ve fotoğraf gibi zengin medya içerikleri, müşterilerin mağazalarda görüp inceleyebildikleri ayrıntıları, web sitesindeki ürünlerde de deneyimlemelerini sağladı.
İnsanların ürünü daha ayrıntılı görebilme ve inceleyebilme isteğinin, ürün fotoğraflarını e-ticaret sektörü için son derece önemli hale getirdiğini görebiliyoruz. Hangimiz yukarıdaki gibi bir manzarayla karşılaştığında alışveriş yapmayı düşündüğü siteye güven duymakta zorlanmaz ki? Düşük kaliteli fotoğraflar veya standardın altında içerikler, çevrimiçi rekabeti kaybetmenize neden olabilir. Ürünle alakasız ve yetersiz fotoğraflar müşterilerinizi sizlerden uzaklaştırabilir, bu da daha düşük dönüşüm oranları ve daha az satış anlamına gelir. Aşağıdaki ürün fotoğraflarına baktığımızda pek de çekici durmuyorlar, öyle değil mi?

https://preview.redd.it/w0ihd79o6b051.jpg?width=888&format=pjpg&auto=webp&s=7fcc42b9e323d28d5ef43d1070d3b2b7fdfac773
Ürün fotoğrafları için müşteri beklentileri artıyor. Günümüzde alışveriş yapan kullanıcılar, satın almadan önce alacakları ürünün çeşitli açılardan fotoğraflarını görmek istiyorlar. Bir anket, müşterilerin bir web sitesindeki her ürünün beş ila sekiz görüntüsü olmasını beklediğini gösteriyor. Sadece bu da değil, kullanıcılar için görsel bilgi eksikliği de hayal kırıcı oluyor. Aynı anket, tüketicilerin %70'inin bir e-ticaret sitesinde bir sayfayı terk etme nedenlerinden biri olarak olarak ürün bilgilerinin eksikliğini gösterdiğini söylüyor.
Profesyonel ürün fotoğrafçılığı, müşterilerin beklediği görüntü hacmini verimli bir şekilde üretmenize olanak tanır.

Ürün Fotoğrafları Güven Oluşturur

Sattığınız kıyafetlerin, makinelerin, eşyaların veya herhangi bir ürünün fotoğraflarının göze kötü gelmesi, insanları sitenizden uzaklaştırmaktan başka pek bir işe yaramaz. İnsanlar, ürünün ayrıntılarını gösteremeyen ve incelemeye izin vermeyen düşük kaliteli görüntüleri görür görmez, bu e-ticaret sitesindeki ürünleri kontrol etmeyi bırakırlar. Örneğin bir kolonya almaya karar verdiğinizi düşünelim, hangi fotoğrafa sahip olan site size daha güvenilir geliyor? Muhtemelen ürününüzü sağdaki fotoğrafa sahip olan işletmeden almayı tercih edeceksiniz.

https://preview.redd.it/ncgarymr6b051.jpg?width=996&format=pjpg&auto=webp&s=803dd959a7a8928013e71e3caec01995ed3aac9a
Düşük kaliteli görüntüler markanızın güvenilirliğini azaltır, çünkü ürün fotoğrafları herhangi bir çevrimiçi işletme için gerekli içeriklerdir. Bunlar sayesinde ziyaretçiler markanızın potansiyel müşterileri ve takipçileri olacaktır. İnsanlar düşük kaliteli fotoğraflara pek sıcak bakmıyor ve hızla başka bir siteye geçiyor, bu da işiniz üzerinde olumsuz bir etki anlamına geliyor.
İnsanlar ne aldıklarını görmek ister. Ürün fotoğrafçılığı da, müşterilerinize neler aldıklarını göstermek ve müşterilerin dikkatini artırmak için harika bir araçtır. İyi bir fotoğraf, ürünlerinizin potansiyel müşterilerinizi ikna etmesine ve e-ticaret satışlarınızı artırmasına yardımcı olacaktır.

Ürün Fotoğrafları Marka Kimliğini Geliştirir

İlk izlenim önemlidir. Tüm iş ve pazarlama alanlarınızda tutarlı bir görsel kimlikle profesyonel görünür ve güvenilir, tanınabilir bir marka oluşturursunuz. E-ticaret yapıyorsanız web sitenizdeki ürün fotoğrafları arasındaki tutarlılık önemli bir faktördür. Tutarlılık, güven ve ürünlerin kalitesi konusunda müşteriyi rahatlatır. Ürünlerinizin satılması ve e-ticaret alanında başarı sağlayabilmek sağlam bir temel ister. Ürün fotoğraflarınız profesyonel ve tutarlı görünüyor mu? Markalaşma ve işletme imajı gibi alanlarda, şirketinizin işlerini görünür ve profesyonel bir hale getirir.
Marka kimliği ne kadar güçlü olursa, çevrimiçi satışlarınız o kadar güçlü olur ve satışlarınızı arttırabilirsiniz.

Ürün Fotoğrafları İadeyi Engeller ve Tekrar Alışverişi Sağlar

Bir e-ticaret siteniz var ve burada birçok ürün satıyorsunuz diyelim. Ürünlerinizi müşterilerinize ulaştırmak için bir kargo şirketiyle bile anlaştınız. Fakat sitenizdeki ürünlerin fotoğrafları ya yok, ya da çok düşük kalitede. Sizden alışveriş yapan birkaç müşteri de, aldıkları ürünleri “fotoğraftaki gibi görünmediği” için iade etmek istiyor. Böyle bir durumda iade sürecinin nasıl işlediğini bilirsiniz. Genelde kargo ücretini siz ödersiniz, bir haftada birkaç iade aldığınızı da varsayarsak maalesef zarara girersiniz. Ayrıca ürününü iade etmiş kullanıcının sizden bir daha alışveriş yapmaya pek istekli olmayacağını da belirtelim. Müşterileriniz aynı sorunla karşılaşmamak için büyük ihtimalle başka markalara yönelecektir.

Ürün Fotoğrafları Sadakati Arttırır

Ürünlerin bilgilerinin yetersiz kaldığı yerlerde ürün fotoğrafları müşterilerin imdadına koşuyor. Fotoğrafların, ürüne dinamik bir görünüm ve stil eklemenin yanı sıra ürün ayrıntılarını da vurgulaması gerekiyor. İstediği her şeyi görebilen bir müşterinin satın alma işlemini gerçekleştirdikten sonra gelecekte sitenize bağlı kalma olasılığı daha yüksek olabilir.
Özetlersek, iyi bir fotoğraf çekimi , hem ürünlerinizin müşterilerin beklentilerini karşılayarak onları cezbetmesine olanak tanır, hem de sizin marka güvenilirliğinizi ve müşterilerinize verdiğiniz önemi gösterir. Ürünün yetersiz açıklamasının ya da ürünü yansıtmayan fotoğrafların size ve müşterinize getireceği zararı da minimuma indirir. Bir e-ticaret sitesindeki ürün fotoğrafları ne kadar kaliteliyse, müşterilerin gözünde marka kalitesi de o denli olacaktır. Markanızın profesyonelliğini ve güvenilirliğini hedef kitlenize ulaştırmak için ürün fotoğraflarınızın kalitesinden mutlaka emin olun. Bu sayede markanıza gelen etkileşimin arttığını ve satışlarınızın da bu doğrultuda büyüdüğünü göreceksiniz.
Bir sonraki yazıda görüşmek üzere!
Diğer yazılarımız için https://www.ithinkso.co/blog adresini ziyaret edebilirsiniz.
submitted by ithinksoco to u/ithinksoco [link] [comments]


2020.05.20 13:03 VirreyDeColombia Şeriat rejimlerinin sefalete mahkum olmasının asıl sebebi

Bu konu hakkında çok şey söylenir ,kadınların topluma katılamaması , dünyayla bağ kuramama , gerçekten şeriat uygulanırsa bankacılıktan mahrum kalma (faiz haram ya) ama asıl sebebi zeki , eğitimli insanları kaybetmektir. Gerçek ülke yönetimi eu4 ya da hoi4 gibi değildir çünkü ülkeler makinelerden değil insanlardan oluşur ve bu insanlar birbirinin aynısı değildir. Ve şeriat kafası çalışan insanlara hayatı cehennem eden bir sistemdir. Akıllı , mantıklı insanlar (illa dinsiz olması lazım değil) şeriat rejimlerine sadakat göstermezler ve ilk fırsatta düzgün bir ülkeye yerleşmeye çalışırlar.
Bunun sonucu olarak bu rejimin önemli pozisyonları (orduda subaylıktan tut da devlet memurlukları ve eğitime kadar) ortalama zekalı ve gerizekalı (hakaret değil) insanlara kalır. Suudi arabistanın sahip olduğu aşırı pahalı askeri ekipmana rağmen yemene çakılmasının sebebi budur. Daha bando kuracak kadar bile kalifiye adamları yok ki İran ordusunun ve yönetiminin de beceriksizlik abidesi olmasının sebebi budur Kendi gemilerini vurmaktan süleymaninin cenazesinde birbirlerini ezerek amerikaya iş çıkartmamaya kadar giden pek çok rezillik vukuatları vardır. Çünkü bu işleri organize edecek kadar zekası olan insanların genelde islamın yalan olduğunu , ya da en azından rejimlerinin boktanlığını anlayacak zekası da oluyor
submitted by VirreyDeColombia to ToplumsalTartishma [link] [comments]


2020.04.05 13:25 SpectreVile Merhaba, sen her kimsen. Öncelikle bu videoyu izleyen insanlara şunu söyleyeyim, bu video sadece tek bir kişi için çekiliyor. Şimdi nerden girsem konuşmaya diye düşünüyorum. Bir iki gün önce kapım çalındı. Kapımı açtım böyle bi arkadaş biley uzattı bana böyle bir zarf ben de dedim hani bu nedir nerd

Merhaba, sen her kimsen. Öncelikle bu videoyu izleyen insanlara şunu söyleyeyim, bu video sadece tek bir kişi için çekiliyor. Şimdi nerden girsem konuşmaya diye düşünüyorum. Bir iki gün önce kapım çalındı. Kapımı açtım böyle bi arkadaş biley uzattı bana böyle bir zarf ben de dedim hani bu nedir nerden geliyor kimdir diyene kadar bi baktım herif yok. Arkadaş bir anda fırladı kaçtı. Zarfın içinden bir kağıt çıktı böyle bir not. Ahan da bu bilmiyorum şu anda okuyabiliyor musunuz. Okuyamıyorsanız da ben sizin için okuyayım. “Sana Dead Space i oyna diye gönderdim”. Şimdi sapıklığın çok ciddi anlamda zirvesine ulaştığını bu arkadaşın öncelikle belirtmem gerekiyor. Neden? İlk başta ciddiye almadım. Bunu gördüm a dedim yine aynı manyak bu. Çok fazla takmadım açık konuşmak gerekirse hani bana dead soace i biri gönderdi demiştim ya kimin olduğunu bilmiyorum gönderici ismi yazmıyor vesayre cart curt falan filan dediğimi dead space izleyen arkadaşlar bilir. Dead space 2 den bahsediyorum bu arada. Bu aynı arkadaş mı gerçekten emin değilim ama bana aynıs aynı kişi gibi geldi. Gene aynı şekilde hiçbir gönderici bilmem ne falan filan yok. Sadece bir not dead space i sana oyna diye gönderdim. Arkadaş bildiğiniz atar yapmış ben kanala ara verdim diye. Neyse. Şimdi, bu olay hafife alınacak bir olay değil arkadaşlar. Çünkü birkaç şey oldu sadece değil. Bu kağıdı ilk başta ben şeye almadım ciddiye almadım. Umursamadım hani yani manyağın biri dedim hani şeylik yapıyo dalga geçiyor taşak geçiyor falan filan. Ama velakin bu buldum.mp4 denen videoyu görene kadar. Arkadaşım, şimdi öncelikle bu videoyu ç mm sana mm adıyorum. Mutlusundur umarım bu kadar manyakçasına benim peşimdeysen eğer. Şimdi öncelikle video linkini description a koyacağım bu sayede neden bahsettiğimi bilebilirsiniz. Manyağın biri beni takip ediyor. Bu buldum.mp4 videosunda da beni çeşitli yerlerde çekmiş evime dönerken, işten eve dönerken çekmiş beni. Yok işte şeye giriyorum bilmem ne falan filan. Şimdi bunun şöyle bir problemi var, şöyle bir noktası var problemli olan kısma geçeyim öncelikle. Benim adresimi şu anda bilen kimse yok. Eski adresimi de kimse bilmiyordu ama bu herif bana dead space 2 yi ulaştırmayı başardı. Şikayet etmedim açık konuşmak gerekirse işime geldi çünkü. Ya biri bana oyun hediye etmiş bu güzel bişeydi ilk başta güzel bişey olduğunu düşündüm. Hani bu adam benim adresimi nerden bildiğini takmadım kafaya önemsemedim. Bir şekilde bulmuştur göndermiştir dedim. Peki bu yeni adresimi nerden buldu bu adam? Ben bu eve bir ay önce taşındım. Antalya dan dönüştün- dönüşte taşındım ben bu eve. Bu arkadaş benim adresimi nerden buldu? Bu arkadaş beni gittiğim her yerde takip mi ediyor? Yani şimdi böyle bir durum var ortada. Ve gerçekten ne diyeceğimi bilmiyorum hani. Ya bu evin adresini şu an annem babam bilmiyor daha hani daha onlara hani evin adresini bilmiyorlar sadece mekanı söyledim hani şurda oturuyorum dedim sadece. Hani adresi detaylı olarak bilmiyorlar gelip bulamazlar yani evi hani bulma şansları yok. Ara sokaklarda bir yerlerde bu ev bulamazlar. Ama bu arakdaş evimin yerini biliyor geliyor bana not bırakabiliyor ve üzerine zaten videodan videoyu izlerseniz göreceksiniz herif beni takip ediyor gittiğim her yerde. Arkadaşım beni korkutuyorsun çok ciddi anlamda korkuyorum yani şu an senden ve yaptığın şey çok büyük bir suç anladın mı? Yaptığın şey ciddi anlamda çok büyük bir suç. Eğer seni ihbar edersem ve yakalanırsan çok ciddi anlamda cezalar alırsın anladın mı? Akıllı ol ya akıllı ol şansını zorlama bu işe devam etme eğer chuckle böyle bir şey bidaha görürsem yemin ediyorum ihbar ederim seni. Ve bu işin peşini bırakmam yani seni yakalatıp ciddi anlamda ceza almanı sağlayana kadar bu işin peşini bırakmam. Adam ol tamam mı çok ciddi söylüyorum adam ol sakın sakın ha bir daha böyle bir şey yapma böyle bir video sakın bir daha görmeyeyim ben öyle takip ediliyorum bilmem ne falan filan hiç hoş şeyler değil. Ve bir de işin şu kısmı da var ben ihihi evde yalnız kalma fobimi daha yeni yeni yeniyorum hani daha yeni yeni üstesinden gelmeye başladım böyle manyakça işler yapıp beni korkutma daha fazla. Söylemek istediğim şeyler bu kadar arkadaşlar. Yani üzgünüm bu video size değil sadece bu sapığa bu manyağa artık kimse bu neyin nesiyse ona yöneltilmiş bir videoydu sadece. Ya ama bunu hani görmesini sağlamak için kanalıma yüklemek zorundaydım mecburen kim olduğunu bilmiyorum çünkü o yüzden kanalıma yükledim bu videoyu. Bu arkadaş sırf görsün diye zaten video respose olarak koyacağım onun o lanet videosuna bunu. Aynı zamanda tabii ki youtube'a da şikayet edeceğim bana karşı bir salıdırı ve ya ne bileyim taciz olduğuyla ilgili o videoyu. Her neyse görüşmek üzere...
submitted by SpectreVile to kopyamakarna [link] [comments]


2020.03.24 14:43 bodrummytransfer Bardakçı Transfer

Bardakçı Transfer
Bardakçı Transfer Bodrum limanının dışında yer alan muhteşem manzaralı bir koydur. Buraya tatil amaçlı gelerek, günler boyu huzurlu saatler geçirme arzunuz olabilir. Tatil maksatlı geldiğiniz bu muhteşem yerin transfer konusu ile ilgili ayrıntılara gelecek olursak, Bardakçı transfer uygulamasının özelliklerinden bahsedebiliriz. Bardakçı transfer hizmetinin turistlere veya buraya gelen tüm insanlara sağladığı bu kolaylık ile tatilin keyfi daha bir artmaktadır. Bardakçı havaalanı transfer hizmeti müşterilere oldukça kibar davranılması hususunda verilir. Son derece nazik ve güler yüzlü çalışanları ile firmalarını genişleten bu transfer ekibi, Bardakçı'nın âdeta bir parçası hâline gelmiştir. Sizi gideceğiniz otele kadar sıkıntısız bir yolculukla ulaştıraraktransfer işlemini kolay bir şekilde gerçekleştirir.Bardakçı'ya geldiğinizde, size ilk olarak verimli bir transfer hizmetini sunan Bardakçı Transfer, yaptığı birçok farklılık ile firmasını hep en iyi yerde tutmuştur. https://www.bodrummytransfer.com/bardakci-transfe
Bardakçı online transfer ekibi ile de size istediğiniz her saatte ulaşabilen bir kadroya sahiptir. Ulaşım sıkıntınızı yok eden ve fiyatta da uygunluk belirten Bardakçı transfer hizmeti, bunun yanı sıra uyguladığı, Bardakçı özel transfer imkânıyla da kendini kanıtlamış bir firmadır. Daima bu muhteşem yerin, kullanılan vazgeçilmez olanaklarını sunan Bardakçı transfer hizmetinden rezervasyon yaparak faydalanabilir, uçak konforundan sonra bu rahat ulaşımında tadını çıkarabilirsiniz. Firmayı arayarak Bardakçı'ya gelmeden bilgi verir ve havaalanında sıkıntı yaşamadan istediğiniz yere kısa sürede ulaşabilirsiniz.Midibüs havaalanı transfer hizmetinde, alınabilecek kişi sayısı 21 ila 31 arasıdır. Bu tür gruplarla yapılan seyahatlerde Bardakçı transfer firması, havaalanında ineceğiniz saatte hazırda bulunur ve grubunuzla beraber sizi alarak direk gideceğiniz otele götürür. Midibüs çok sayıda yolcu alan bir transfer aracıdır.
Bardakçı Havalimanı Transfer Bu hizmeti çoklu gruplarla seyahat eden kişilere vererek, Bardakçı havalimanı transfer farkıyla da tanınır. Değişik yöntemleri ile transfer hizmetini artırıp, yolculara ulaşımda kolaylık sağlayan Bardakçı transfer çalışanları rezervasyon doğrultusunda dilediğiniz saatte sizi havaalanından alır ve Bardakçıdaki dilediğiniz otele bırakır. Buradaki kalma süreniz bittiğinde de sizi havaalanına tekrar bırakma faaliyetine sahip olan bu transfer ekibi, çift yönlü hizmette sunmaktadır. 16 kişilik, klimalı ve konfor havası veren bu araç ulaşımı ile Bardakçı transferçalışanları sizi Bardakçı'dakiistediğiniz mekâna bırakmaktadır. Son derece konforlu bir hizmete sahip bu firma, Bardakçı transfer ulaşımıyla da size istediğiniz konforu sağlamaktadır. Yalnızca yapmanız gereken seyahat etmeden arayıp bu özel aracı istemek olacaktır. Kalabalık bir grupsunuz veya ailenizle birlikte seyahat ediyorsunuz.
Bardakçı Ucuz Transfer Bunun için daha geniş bir araca mı ihtiyacınız var? Size güvenli transferi sağlayan bu ekibe ulaşmanız yeterli olacaktır. Özel şoförleri ile sizi sıkıntısız bir şekilde ulaştıracaktır. Birçok aracında televizyon, mini buzdolabı ve kaliteli klimalar bulunmaktadır. Bununla beraber bu hizmeti gün geçtikçe daha verimli hâle getirmiş olan Bardakçı transfer firması, ulaşım esnasında ayrıca size yiyecek ve içecek sunabilen konfor yaratan transfer hizmeti vermektedir. Rezervasyonunuzdan hemen 10 dakika sonra size, onaylandığını bildirir ve havaalanında sizi memnuniyetle karşılar. Bardakçı firmaları transfer yolculuğunda size sağladığı bu konfor ile Bardakçı'da verimliliği ile bilinmektedir. Özel araçları ile rahat yolculuk yaptıran ve diğer firmalara göre verdiği hizmetlerden ötürü daha uygun bir fiyat talep etmesi de hizmeti ile bilinmekte Bodrum şöförlü araç kiralama dir. Sizi otelinizin kapısına kadar bırakan, son derece güvenilir bir transfer uygulaması yaparak günden güne müşteri sayısını fazlalaştırmaktadır. Bunun için yalnızca rezervasyon yapmanız yeterlidir.
submitted by bodrummytransfer to u/bodrummytransfer [link] [comments]


2020.03.17 22:35 canozkan_91 10.6 Yama Notları

https://tr.leagueoflegends.com/tr-tnews/game-updates/10-6-yama-notlari/
Merhaba, dünya sakinleri. Bu yamada eskisinden daha numaracı yeni Wukong'u karşılıyor ve eşleştirme sistemini otomatik dolduran oyuncuların eşit olmadığı oyunların sayısını azaltacak şekilde güncelliyoruz. Ayrıntılar yazımızın girişinde açıklayabileceğimizden çok daha ilgi çekici. Bu yüzden aşağıdaki bölüme göz atmayı ihmal etmeyin! Ayrıca normalde ormanda oynanmayan daha fazla şampiyonu ormanda etkili hale getirmeye devam ediyor ve üst koridor şampiyonlarının oyun boyunca daha fazla tehdit oluşturabilmesi için bazı ilave sistem değişiklikleri yapıyoruz. Eğer TFT yama notlarını arıyorsanız sizi şöyle alalım!
📷Hanna �shio shoujo� Woo

Yamada Öne Çıkanlar

📷
Kara Orman Talon, Işık Kalkanı Taric ve Gölge Adım Twitch 19 Mart 2020'de çıkıyor. Sonsuz Karanlık Malphite, Sonsuz Karanlık Mordekaiser, Sonsuz Karanlık Xerath, Sonsuz Karanlık Malphite Prestij Serisi, Kozmik Karanlık Lux ve Kozmik Lux 26 Mart 2020'de çıkıyor.
Başa dön

Derecelide Otomatik Doldurma Dengesi

Tekli/Çiftli sıraların eşleştirme sistemi, artık takımlardaki otomatik dolduran oyuncu sayılarının eşit olmadığı oyunları daha nadiren oluşturuyor. Takımınızda bir iki otomatik dolduran oyuncu varken, rakip takımdaki herkesin ana rolünde oynamasının kötü bir durum olduğu aşikâr. Bu değişiklikle beraber oyun bulmak biraz daha uzun sürecek ve her iki takımda bir tane otomatik dolduran oyuncu olacak (mümkün olduğunda kimse otomatik doldurulmayacak). Sırada bekleme sürelerini aşırı uzatmadan otomatik doldurma özelliğini tamamen kaldıramasak da bu değişiklik otomatik dolduran oyuncuların olduğu oyunların daha adil olmasını sağlayacak. Ayrıca her iki takımdaki hazır grupla giren oyuncu sayısını dengeleyecek, benzer bir değişiklik üstünde de çalışıyoruz. Bu değişiklik ilk iç testlerimizde epey iyi işledi. Fakat otomatik doldurma dengesi değişiklikleriyle birlikte birleşince, oyunlardaki oyuncuların arasındaki MMR farkının daha da açılmasına yol açtı. Bu yüzden hazır grup dengesi sisteminde ayarlamalara gidiyoruz ve umarız yakın zamanda güzel haberlerle birlikte karşınızda oluruz. Şimdilik bu değişikliği sadece Tekli/Çiftli eşleştirme sistemine getiriyoruz, çünkü diğer sıralar bundan farklı şekilde etkilenebilir. Eğer her şey yolunda giderse, değişikliği yakında diğer sıralara da getirmeyi planlıyoruz.
Başa dön

Şampiyonlar

📷

Anivia

R'nin buz tutma etkisinin süresi arttı.
Anivia'nın ultisinin buz tutma zayıflatmasının (E'sinin verdiği hasarı iki katına çıkaran) süresine ufak bir tutarlılık değişikliği getiriyoruz. Böylece yetenek setinin uyguladığı tüm buz tutma süreleri daha tutarlı hale geliyor.

📷R - Buzul Fırtınası

BUZ TUTMA SÜRESİ 2 saniye ⇒ 3 saniye (artık Q - Buz Kütlesi'nin buz tutma süresiyle aynı)📷

Aphelios

Severum'un karakteristik iyileştirmesi ve Infernum'un karakteristik olarak minyonlara verdiği hasar azaldı. Crescendum'un güçlendirilmiş hasarı azaldı.
Aphelios profesyonel düzeydeki baskınlığını koruyor. Diğer düzeylerdeki oyunculara göre daha çok profesyonel oyuncuların faydalandığı mekaniklerin gücünü azaltıyoruz.

📷Tırpan Tabanca, Severum

KARAKTERİSTİK - ŞİFALI İYİLEŞTİRME 1-18. seviyelerde verilen hasarın %8-25'i ⇒ 1-18. seviyelerde verilen hasarın %3-20'si

📷Alev Silahı, Infernum

KARAKTERİSTİK - MİNYONLARA VERİLEN ALAN ETKİLİ YAKAN HASAR 9. seviyede %45 Alan Etkili Hasar ⇒ 9. seviyede %30 Alan Etkili Hasar

📷Çakram, Crescendum

ÇAKRAM'IN NORMAL SALDIRILARININ VERDİĞİ GÜÇLENDİRİLMİŞ HASAR %30-173 Toplam Saldırı Gücü ⇒ %24-164 Toplam Saldırı Gücü📷

Darius

W'nun ilave hasarı azaldı; bedeli arttı. E'nin bedeli arttı ama artık yetenek seviyesine bağlı olarak değişiyor.
Darius üst koridor ve dövüşçü eşyası değişikliklerinden sonra aşırıya kaçmaya başladı. Tut Çek yeteneğini daha önemli stratejik bir karar haline getirmek için şampiyonu biraz zayıflatıyoruz.

📷W - Kemik Kıran

İLAVE FİZİKSEL HASAR %50/55/60/65/70 Toplam Saldırı Gücü ⇒ %40/45/50/55/60 Toplam Saldırı GücüBEDEL 30 Mana ⇒ 40 Mana

📷E - Tut Çek

BEDEL 45 Mana ⇒ 70/60/50/40/30 Mana📷

Draven

W'nun azalarak kaybolan hareket hızı arttı.
Draven'ın deneyimli oyuncular tarafından kullanılabilen gücünü arttırıyoruz. Böylece şampiyonla yüksek beceri düzeylerinde daha sık karşılaşabileceğiz.

📷W - Adrenalin Seli

AZALARAK KAYBOLAN HAREKET HIZI %40/45/50/55/60 ⇒ %50/55/60/65/70📷

Garen

Taban büyü direnci büyüme oranı azaldı. E'nin kritik vuruş ihtimali azaldı.
Garen'in dizilim çeşitliliği arttı ama tam olarak istediğimiz gibi değil. Dolayısıyla daha çok onu hasar dizilimlerine yönlendiren niteliklerini zayıflatıyoruz. Ayrıca şu anda aşırı güçlü.

Taban nitelikler

BÜYÜ DİRENCİ BÜYÜME ORANI 1,25 ⇒ 0,75

📷E - Yargı

KRİTİK VURUŞ İHTİMALİ %50 ⇒ %33📷

Hecarim

R'nin korkutma süresi arttı.
Hecarim'i azami menzilden savaş başlatarak daha fazla risk almaya teşvik ediyoruz.

📷R - Gölgelerin Hücumu

KORKUTMA SÜRESİ Kat ettiği mesafeye bağlı olarak 0,75-1,5 saniye ⇒ Kat ettiği mesafeye bağlı olarak 0,75-2 saniye📷

Kayn

Pasifin küre kazanma hızı arttı.
Son yamada Kayn'in küre kazanma oranını düzelttik ama bu sefer de dönüşme zamanı oyunun ileri safhalarına taşındı. Ortalama dönüşme zamanını eski haline yakın bir yere getiriyoruz.

📷Pasif - Darkin Tırpan

KÜRE KAZANMA HIZI Oyunun 10-13. dakikalarında Kayn, küre kazanma hızını %15 yükseltecek ve bu miktar süre boyunca artacak.📷

Kindred

Taban saldırı gücü büyüme oranı ve mana yenilenmesi arttı. W'nun can yenilemesi arttı. R'nin iyileştirmesi arttı.
Kindred güçlendirmelere aç. Kuzu ve Kurt son zamanlarda zayıf olduğu için, onlara iyileştirme ve güç artışı sağlayan besinler veriyoruz.

Taban nitelikler

SALDIRI GÜCÜ BÜYÜME ORANI 2,26 ⇒ 2,5MANA YENİLENMESİ 6,972 ⇒ 7

📷W - Kurdun Hiddeti

CAN YENİLEMESİ 1-18. seviyelerde eksik can miktarına bağlı olarak 32-100 ⇒ 1-18. seviyelerde eksik can miktarına bağlı olarak 49-100

📷R - Kuzunun Şefkati

İYİLEŞTİRME 200/250/300 ⇒ 250/325/400📷

Morgana

Taban hareket hızı arttı. E'nin kalkanı ilk yetenek seviyelerinde arttı.
Orta koridorda iyi bir performans sergilediği için, destek Morgana'ya yönelik bazı güçlendirmeler getiriyoruz.

Taban nitelikler

HAREKET HIZI 330 ⇒ 335

📷E - Kara Kalkan

KALKAN 60/120/180/240/300 ⇒ 80/135/190/245/300📷

Ryze

Taban mana yenilenmesi büyüme oranı arttı. W'nun hasarı ileri yetenek seviyelerinde arttı.
Ryze'ın profesyonel düzeydeki görülme sıklığını kontrol altında tutmak ve oyuncuların onu sürekli tercih etmesinin önüne geçmek istiyoruz. Fakat aynı zamanda ileri safhalarda daha güçlü olması gerektiğini düşünüyoruz. Uzun oyunlarda 18. seviyeye ulaştığında muhteşem bir güce sahip olan şampiyonlardan biri olmasını sağlıyoruz.

Taban nitelikler

MANA YENİLENMESİ BÜYÜME ORANI 0,8 ⇒ 1

📷W - Rün Hapsi

HASAR 80/100/120/140/160 ⇒ 80/110/140/170/200📷

Senna

Pasifinin ruh başına sağladığı saldırı gücü azaldı; sisin bekleme süresi artık sabit değil.
Destek Senna, özellikle de savunmaya yönelik dayanıklı şampiyonlarla birlikte oynandığında aşırı güçlü. Ruhların değerini azaltıyor ve ortaya çıkma temposunu yavaşlatıyoruz. Böylece özellikle de yanında onu koruyabilecek bir tank olduğunda koridor rakibini sürekli dürtmesinin önüne geçiyoruz.

📷Pasif - Bağışlama

RUH BAŞINA SALDIRI GÜCÜ 1 ⇒ 0,75KARAKTERİSTİK - ZAYIF RUH BEKLEME SÜRESİ 4 saniye ⇒ 1/6/11. seviyelerde 6/5/4 saniye📷

Shaco

R kopyasının normal saldırı hasarı azaldı.
SG Shaco şu anda biraz fazla gücü, dolayısıyla onu biraz zayıflatıyoruz.

📷R - Halüsinasyon

KOPYANIN NORMAL SALDIRI HASARI %75 Toplam Saldırı Gücü ⇒ %60 Toplam Saldırı Gücü📷

Soraka

Q'nun Yenilenme etkisinin iyileştirmesi arttı; hareket hızı ilavesi arttı.
Üst koridor Soraka belası artık zaman ve mekânı tehdit etmediğine göre Yıldız Yağmuru'nun gücünün bir kısmını geri verebiliriz.

📷Q - Yıldız Yağmuru

TOPLAM YENİLENME İYİLEŞTİRMESİ 40/50/60/70/80 (+0,3 Yetenek Gücü) ⇒ 50/60/70/80/90 (+0,3 Yetenek Gücü)HAREKET HIZI İLAVESİ %10-20 ⇒ %15-25📷

Twisted Fate

W'nun mavi ve kırmızı kartlarının YG oranları arttı.
Artık oyunun ileri safhalarında kartlarınız daha etkili.

📷W - Bir Kart Seç

MAVİ KART YG ORANI 0,5 Yetenek Gücü ⇒ 0,9 Yetenek GücüKIRMIZI KART YG ORANI 0,5 Yetenek Gücü ⇒ 0,6 Yetenek Gücü📷

Urgot

Q'nun yavaşlatma süresi arttı. E'nin sersemletme süresi arttı.
Urgot ilk geliştirilen yeteneği İmha olduğu için, diğer yetenekleri yeterince kullanılmıyor. Urgot'un kitle kontrolü etkilerine getirdiğimiz ufak güçlendirmeler Sıvışma'ya rağmen kombosunu daha etkili bir şekilde gerçekleştirebilmesini sağlayacak.

📷Q - Çürüten Bomba

YAVAŞLATMA SÜRESİ 1 saniye ⇒ 1,25 saniye

📷E - Horgörü

SERSEMLETME SÜRESİ 0,75 saniye ⇒ 1 saniye📷

Veigar

Taban SG, SG büyüme oranı ve zırhı arttı. Q'nun taban hasarı arttı.
Minik çocuk için minik güçlendirmeler.

Taban nitelikler

SALDIRI GÜCÜ 50,71 ⇒ 52SALDIRI GÜCÜ BÜYÜME ORANI 2,625 ⇒ 2,7ZIRH 22,55 ⇒ 23

📷Q - Uğursuz Saldırı

TABAN HASAR 70/110/150/190/230 ⇒ 80/120/160/200/240📷

Wukong

Pasifi artık yakındaki şampiyonlara bağlı olarak değil, şampiyonlarla savaşınca niteliklerini arttırıyor. W artık bir atılmaya ve normal saldırılar ile yetenekleri taklit eden bir kopyaya sahip. R artık iki defa kullanılabiliyor.
Bu güncellemedeki asıl amaçlarımızdan biri, Wukong'un eski halinde olmayan numaracı oyun tarzını eklemekti. Sonuç olarak dövüşme tarzını daha esnek hale getiriyor ve ona rakiplerinin üstesinden gelmesi için daha fazla yol sunuyoruz. Maymun artık sopasıyla insanlara tek atmak yerine onları kandırabilecek. Ayrıca orta koridordaki suikastçı dizilimiyle oynamak veya ona karşı oynamak tatmin edici değildi (her ne kadar güçlü olsa da). Bu yüzden eli ağır, üst koridor ve ormancı dizilimlerini güçlendirmek istiyoruz. Hadi durmayın, maymunluk yapma zamanı!

Taban nitelikler

BÜYÜ DİRENCİ 32,1 ⇒ 28CAN 577,8 ⇒ 540MANA 265 ⇒ 300MANA BÜYÜME ORANI 38 ⇒ 45ÖNERİLEN EŞYALAR Eli ağır Wukong'a yönelik dizilimlerin gücünü yansıtacak şekilde güncellendi.

📷Pasif - Taş Deri

ZIRH 1/7/13. seviyelerde yakındaki şampiyon başına 4/6/8 ⇒ 1-18. seviyelerde yakındaki şampiyon başına 5-11KALDIRILDIBÜYÜ DİRENCİ Wukong artık 1/7/13. seviyelerde yakındaki şampiyon başına 4/6/8 İlave Büyü Direnci kazanmıyor.YENİCAN YENİLENMESİ Artık 5 saniyede bir %0,5 Azami Can Yenilenmesi sağlıyor.YENİAYNADAKİ YÜZ Wukong veya kopyası bir rakip şampiyon veya canavara saldırdığında ilaveleri 5 saniyeliğine %62,5 artar (en fazla 8 defa birikerek %500 olur).

📷Q - Yıkıcı Vuruş

İLAVE NORMAL SALDIRI HASARI 10/40/70/100/130 (+0/0,1/0,2/0,3/0,4 Toplam Saldırı Gücü) ⇒ 30/55/80/105/130 (+0,5 İlave Saldırı Gücü)İLAVE MENZİL 125 ⇒ 75/100/125/150/175YENİDURMA VUR Kullanım süresi artık Wukong'un saldırı hızına bağlı olarak azalıyor.YAŞAM KALİTESİ DEĞİŞİKLİĞİ Yetenek simgesine güçlendirilmiş saldırıyı gerçekleştirmek için ne kadar süre kaldığını gösteren bir sayaç eklendi.YENİYEM BEKLEME SÜRESİNDE AZALMA Wukong veya kopyası normal saldırı ya da yetenekleriyle hasar verdiğinde Q - Yıkıcı Vuruş yeteneğinin bekleme süresi 0,5 saniye azalır.BEKLEME SÜRESİ 9/8/7/6/5 saniye ⇒ 9/8,5/8/7,5/7 saniye

📷GÜNCELLENDİW - Oyunbaz Savaşçı

YENİKALBİ TEMİZİMSİ Duvarların üstünden geçemeyen 300 Menzillik bir atılma eklendi.GİZLENME SÜRESİ 1,5 saniye ⇒ 1 saniyeKALDIRILDIPUF! Wukong'un kopyası artık kaybolmadan önce alan etkili büyü hasarı vermiyor.BEKLEME SÜRESİ 18/16/14/12/10 saniye ⇒ 20/19/18/17/16 saniyeBEDEL 50/55/60/65/70 Mana ⇒ 60 ManaYENİYEM HASAR AZALTMASI Wukong'un kopyası artık saldırılarını ve ultisini taklit ediyor ama %50/55/60/65/70 Hasar veriyor.YENİYEM NORMAL SALDIRILARI Kopya Wukong'un yakın zamanda saldırdığı hedeflere saldırmaya çalışır.YENİYEM'İN Q - YIKICI VURUŞ YETENEĞİ Kopyanın bir sonraki saldırısı güçlendirilmiştir.YENİYEM'İN E - BULUT SALDIRISI YETENEĞİ Kopya ilave saldırı hızı kazanır.YENİYEM'İN R - BURGAÇ YETENEĞİ Kopya dönmeye başlar ve ilk ulti kullanımında havaya savrulmayan rakipleri havaya savurur.

📷E - Bulut Saldırısı

HASAR 65/100/135/170/205 (+0,8 İlave Saldırı Gücü) Fiziksel Hasar ⇒ 80/120/160/200/240 (+0,8 Yetenek Gücü) Büyü HasarıİLAVE SALDIRI HIZI %30/35/40/45/50 ⇒ %40/45/50/55/60SALDIRI HIZI GÜÇLENDİRME SÜRESİ 4 saniye ⇒ 5 saniyeBEKLEME SÜRESİ 8 saniye ⇒ 10/9,5/9/8,5/8 saniyeBEDEL 45/50/55/60/65 Mana ⇒ 30/35/40/45/50 ManaATILMA SONRASI HEDEFE UZAKLIK 0 ⇒ 75

📷R - Burgaç

YENİÇİFTE BELA Wukong artık ultisini 8 saniye içinde yeniden kullanabilir. İkinci kullanım rakipleri ikinci defa havaya savurabilir.HAVAYA SAVURMA SÜRESİ 1 saniye ⇒ 0,75 saniyeDÖNME SÜRESİ 4 saniye ⇒ 2 saniyeSANİYE BAŞINA HASAR 20-200 (+1,1 Toplam Saldırı Gücü) ⇒ %4-8 Azami Can (+1,1 Toplam Saldır Gücü)DÖNERKEN SAHİP OLDUĞU HAREKET HIZI Dönme süresine bağlı olarak %5-40 ⇒ %20DÖNMEYİ İPTAL ETME 1 saniyeden sonra ⇒ 0,5 saniyeden sonraHASAR TETİKLENME ORANI 0,5 saniye ⇒ 0,25 saniye (her bir hasar tetiklenmesi artık Yenilmez uygular)DÖNERKEN HEDEFE UZAKLIK 175 ⇒ 50 (bu Wukonfg'un hedefine daha fazla yaklaşmasını sağlar)YENİMAYMUN İŞTAHLI Wukong artık ultisini iptal edip dönmeyi bırakmak için diğer yeteneklerini kullanabilir.DÖNME DOLAP Wukong dönerken E - Bulut Saldırısı yeteneğinin sağladığı ilave saldırı hızını yeniler.YAŞAM KALİTESİ DEĞİŞİKLİĞİ Yetenek simgesine Wukong'un ne kadar döneceğini ve yeteneği bekleme süresine girmeden önce onu ikince kez kullanmak için ne kadar süresi olduğunu gösteren bir sayaç eklendi.📷

Xerath

W'nun merkez hasarı arttı. R'nin atış başına verdiği hasar ileri yetenek seviyelerinde arttı.
Xerath'ın bir keskin nişancı gibi kullanılması gereken yeteneklerini onda ustalaşan oyuncuları ödüllendirecek şekilde güçlendiriyoruz.

📷W - Yıkım Bölgesi

MERKEZ HASARI ARTIŞI %50 artış ⇒ %66,7 artış

📷R - Sihir Ayini

ATIŞ BAŞINA HASAR 200/240/280 (+0,43 Yetenek Gücü) ⇒ 200/250/300 (+0,45 Yetenek Gücü)
Başa dön

Orman Şampiyonları

Orman şampiyonu havuzunu genişletmek ve çeşitlendirmek için üçüncü bir değişiklik getiriyoruz. Morgana'ya da ana rollerine gelen güçlendirmelerin yanı sıra, ormanda daha etkili olmasını sağlayacak belli bir değişiklik getirdiğimizi göreceksiniz. Yüksek beceri düzeylerinde aşırı kuvvetli olmadıklarından ve ormancı çeşitliliğini arttırdıklarından emin olmak için bu değişikliklerin etkilerini takip ediyoruz.

📷Brand

PASİF - ALEV CANAVAR HASARI Alev artık canavarlara %120 Hasar veriyor.

📷Morgana

W - ZULÜM GÖLGESİ CANAVAR HASARI Artık canavarlara %150 Hasar veriyor.

📷Shen

Q - ALACAKARANLIK SALDIRISI AZAMİ CANAVAR HASARI 75/100/125/150/175 ⇒ 120/140/160/180/200

📷Teemo

Q - KÖR EDEN DART'IN KÖR ETME SÜRESİ Artık canavarları iki katı süreliğine kör ediyor.E - ZEHİRLİ ATIŞ'IN ZEHİR HASARI Artık canavarlara %150 Hasar veriyor.

📷Yorick

PASİF - RUHLARIN ÇOBANI NİHAİ VAZİFE Yorick artık kesilen büyük canavarlardan da mezar oluşturabiliyor ve Sis Gezginleri canavarlardan %50 daha az hasar alıyor.

📷Zyra

BİTKİLERİN CANAVAR HASARA Zyra'nın bitkileri artık canavarlara %150 Hasar veriyor.
Başa dön

Paslama Mekanikleri

Paslama stratejisi tekli sırada tüm beceri düzeylerinde görülmeye devam ediyor. Koridor oyuncularını altın ve deneyimlerine sahip çıkmaya teşvik etmek için, daha sert kısıtlamalar getiriyoruz. Koridorda olması gerektiği gibi oynayanlar ve bir takım arkadaşının altın veya deneyimini çalmaya çalışmayanlar bunlarla hiçbir zaman karşılaşmayacak.

ÖZEL - Canavar Avcısı

MİNYON ALTINI CEZASI Altınlarınızın yarısından fazlası minyonlardan kazanılmışsa koridor minyonlarının verdiği altın 13 azalır; kısıtlama 14. dakikada kaldırılır ⇒ Minyon skorunuzun yarısından fazlası minyonlardan kazanılmışsa koridor minyonlarının verdiği altın 13, deneyim %50 azalır; kısıtlama 14. dakikada kaldırılır
Başa dön

Üst Koridor Önemi Ek Değişiklikleri

10.5'te getirdiğimiz üst koridor değişikliklerine Ölümün Dansı ve Işınlan değişiklikleriyle beraber devam ediyoruz. Bu kombinasyon koridor aşamasından taşıyıcı eşyalarıyla çıkan üst koridor oyuncularının, oyun boyunca bir tehdit oluşturmasını sağlama hedefimizi gerçekleştirmemize yardımcı olacak. Işınlan değişikliği de sihirdar büyüsünün koridorda hayatta kalma gücünün bir kısmının, ileri safhalarda ayrık ittirme ve rakibin etrafını sarma aracı olarak kullanılmasını sağlayacak.

Ölümün Dansı

TARİF Caulfield'ın Savaş Çekici + Kazma + Vampirî Asa + 625 Altın ⇒ Caulfield'ın Savaş ÇekiciNİTELİKLER 80 Saldırı Gücü, bekleme süresinde %10 azalma ⇒ 50 Saldırı Gücü, 30 Zırh, 30 Büyü Direnci, bekleme süresinde %10 azalmaÖZEL PASİF Azaltma etkisi sonrası alınan tüm hasarın %30'unu biriktirir ve zamanla gerçek hasar olarak verir ⇒ Azaltma etkisi sonrası yakın dövüşçülerin aldığı tüm hasarın %20'sini biriktirir (menzilli şampiyonlar için %30) ve zamanla gerçek hasar olarak verir

Işınlan

BEKLEME SÜRESİ 360 saniye ⇒ 1-18. seviyelerde 420-240 saniyeYENİYAKALAYAMAZ Kİ Şampiyon seviyesine bağlı olarak hedef konuma ışınlandıktan sonra 3 saniyeliğine %30-50 Hareket Hızı sağlar (6. ve 11. seviyelerde %10 artar).
Başa dön

Önerilen Eşyalar

League of Legends geliştikçe oyuncular yeni metalar ve stratejiler keşfediyor, şampiyonlar değişiyor veya eşyalar yenileniyor, ekleniyor veya kaldırılıyor. Tüm bu değişiklik ve ayarlamaların yapıldığı sırada bazen önerilen eşyalar bölümü unutuluyor ve oyunda yapılan değişiklikleri yansıtacak şekilde güncellenmiyor. Bazı basit yanlışları düzeltmek veya dükkânda gösterilen eşyaları değiştirmek için çalışmalar yaptık. Böylece tüm beceri düzeylerindeki oyuncular kolayca erişilebilen etkili dizilimleri kullanabiliyordu (Not: Tabii bunlar en iyi dizilimlerden ziyade yeni oyuncuların en başarılı olabileceği dizilimler). Büyük önerilen eşya güncellemesi gelen şampiyonların listesi: Alistar, Ashe, Blitzcrank, Garen, Gragas, Ivern, Kai'sa, Kassadin, Kayn, Kindred, LeBlanc, Lee Sin, Leona, Lucian, Master Yi, Miss Fortune, Mordekaiser, Morgana, Olaf, Qiyana, Rakan, Renekton, Rengar, Riven, Rumble, Shaco, Sona, Swain, Syndra, Talon, Taric, Thresh, Varus, Vayne, Vel'koz, Warwick, Xerath, Xin Zhao, Zilean, Zoe, Zyra
Başa dön

ARAM Denge Değişiklikleri

10.6 Zayıflatmaları

KAI'SA Verdiği hasar %12 artar ⇒ Verdiği hasar %5 artar
Başa dön

Menü Simgeleri

LoL İstemcisi'ndeki ana menü simgelerimiz Teamfight Tactics ve Clash'le birlikte epey doldu. Bu alanı biraz ferahlatmak ve aynı zamanda ana menü düğmelerine bazı kullanılabilirlik iyileştirmeleri getirmek istiyoruz. Dolayısıyla Profil ve Koleksiyon sekmelerinin düğmelerini, tıpkı Ganimet ve Mağaza'da olduğu gibi sembol haline getiriyoruz. Kullanıcı testleri sonrası oyuncuların zaman zaman mevcut Ganimet ve Mağaza simgelerini karıştırdığını gördük. Dolayısıyla bu değişiklikle birlikte 10.5 Yaması'nda Ganimet simgesini demir işlemeyi andıran bir şeye değiştirdik ve bu yamada Mağaza simgesini de öne çıkacak şekilde değiştiriyoruz.
Başa dön

Giderilen Hatalar

Başa dön

Yakında Gelecek Kostüm ve Renkler

Bu yamanın çıkışını takip eden günlerde yayınlanacak kostümleri aşağıda bulabilirsiniz. Tam çözünürlükte açılış görselleri için LoL Görüntüleri uygulamasını edinin!
📷

Kara Orman Talon, Işık Kalkanı Taric, Gölge Adım Twitch

📷

Sonsuz Karanlık Malphite

📷

Sonsuz Karanlık Malphite Prestij Serisi

📷

Kozmik Lux

📷

Kozmik Karanlık Lux

📷

Sonsuz Karanlık Mordekaiser

📷

Sonsuz Karanlık Xerath

Bu yamanın çıkışını takip eden günlerde yayınlanacak renkleri aşağıda bulabilirsiniz:
📷

Kara Orman Talon

📷

Işık Kalkanı Taric

📷

Gölge Adım Twitch

📷

Sonsuz Karanlık Xerath

📷
submitted by canozkan_91 to lolpanolar [link] [comments]


2020.03.17 19:39 kolpaci KİN DOLUYUM!

Normalde sinirli sayılabilecek bir insanım ama hayat şartları beni böyle yapan. Muhabbetim iyidir, genelde sakin olmaya ve olgun düşünmeye çalışırım. Eskiden trafikte falan çok tartışır, kavga ederdim. Askerliğimi cezaevinde yapınca hayatım boyunca buraya düşmemek için hiçbir aptallık yapmamam gerekiyor diye düşünmüştüm. O gün bugündür hapishanelerden çok korkarım. O yüzden de uslu bir adamım. Hatta hapishane fobisi ben de o kadar fazlalaştı ki trafik polisi bile çevirdiği zaman vücudum zangır zangır titremeye başlıyor. Aslında tüm bunların yanında korkusuzum. Bir kavgaya girmek istesem, 3 kişi 5 kişi hiç farketmez alayını götünden sikerim. Çoğu zaman da karşıdakine tüm gücümü uygulamam. Çünkü sağlam bir adamım. Suratına okkalı oturttuğum bir adamın sakat kalma ya da ölme ihtimali çok yüksek. Ama dedim ya, hapishane fobim var o yüzden bunların hiçbirini yapmıyorum. Askere gitmeden önce yapıyordum.
Ama şu hayvanlara zarar veren insanları görünce birden gözüm kararıyor, çok kötü oluyorum. Sadizmden ve sadistlikten nefret etmem rağmen aklımdan geçen düşünceleri bir bilseniz bu kadar da olmaz dersiniz. Bir kelebek, kedi ya da köpek hiç farketmez. Kendinden güçsüzlere karşı durduk yere şiddet kullanan insanlara aşırı kin doluyum. Onları ağaca bağlayıp vücutlarına kalın kalın çiviler çakarak, ya da matkapla her yerlerini delik deşik ederek öldürebilirim. Hayvanlara zarar veren birilerini gördüğüm zaman ortalığın anasını sikesim geliyor. Bir gün birini sırf bu yüzden delik deşik edeceğim diye çok korkuyorum kendimden.
Bir gün 15 yaşlarında bir çocuğun bir kediye torpil attığını gördüm. Balkonda sigara içiyordum. Kendime geldiğimde çocuğun yanındaydım ve kemerimin arasında bir bıçak vardı. Bıçağı nasıl aldım çocuğun yanına ne zaman gittim farkında bile değilim. Son anda kendime gelip sinirli bir ses tonuyla çocuğa bağırdım. Eve geldiğimde kendimi aynada tanıyamadım. Gözlerim kan çanağı olmuştu.
Hiçbir zaman sizden daha güçsüz birine durup dururken zarar vermeyin.
submitted by kolpaci to KGBTR [link] [comments]


2020.02.18 11:40 dev_mojito Merhaba, sen her kimsen. Öncelikle bu videoyu izleyen insanlara şunu söyleyeyim, bu video sadece tek bir kişi için çekiliyor. Şimdi nerden girsem konuşmaya diye düşünüyorum.

Merhaba, sen her kimsen. Öncelikle bu videoyu izleyen insanlara şunu söyleyeyim, bu video sadece tek bir kişi için çekiliyor. Şimdi nerden girsem konuşmaya diye düşünüyorum. Bir iki gün önce kapım çalındı. Kapımı açtım böyle bi arkadaş biley uzattı bana böyle bir zarf ben de dedim hani bu nedir nerden geliyor kimdir diyene kadar bi baktım herif yok. Arkadaş bir anda fırladı kaçtı. Zarfın içinden bir kağıt çıktı böyle bir not. Ahan da bu bilmiyorum şu anda okuyabiliyor musunuz. Okuyamıyorsanız da ben sizin için okuyayım. “Sana Dead Space i oyna diye gönderdim”. Şimdi sapıklığın çok ciddi anlamda zirvesine ulaştığını bu arkadaşın öncelikle belirtmem gerekiyor. Neden? İlk başta ciddiye almadım. Bunu gördüm a dedim yine aynı manyak bu. Çok fazla takmadım açık konuşmak gerekirse hani bana dead soace i biri gönderdi demiştim ya kimin olduğunu bilmiyorum gönderici ismi yazmıyor vesayre cart curt falan filan dediğimi dead space izleyen arkadaşlar bilir. Dead space 2 den bahsediyorum bu arada. Bu aynı arkadaş mı gerçekten emin değilim ama bana aynıs aynı kişi gibi geldi. Gene aynı şekilde hiçbir gönderici bilmem ne falan filan yok. Sadece bir not dead space i sana oyna diye gönderdim. Arkadaş bildiğiniz atar yapmış ben kanala ara verdim diye. Neyse. Şimdi, bu olay hafife alınacak bir olay değil arkadaşlar. Çünkü birkaç şey oldu sadece değil. Bu kağıdı ilk başta ben şeye almadım ciddiye almadım. Umursamadım hani yani manyağın biri dedim hani şeylik yapıyo dalga geçiyor taşak geçiyor falan filan. Ama velakin bu buldum.mp4 denen videoyu görene kadar. Arkadaşım, şimdi öncelikle bu videoyu ç mm sana mm adıyorum. Mutlusundur umarım bu kadar manyakçasına benim peşimdeysen eğer. Şimdi öncelikle video linkini description a koyacağım bu sayede neden bahsettiğimi bilebilirsiniz. Manyağın biri beni takip ediyor. Bu buldum.mp4 videosunda da beni çeşitli yerlerde çekmiş evime dönerken, işten eve dönerken çekmiş beni. Yok işte şeye giriyorum bilmem ne falan filan. Şimdi bunun şöyle bir problemi var, şöyle bir noktası var problemli olan kısma geçeyim öncelikle. Benim adresimi şu anda bilen kimse yok. Eski adresimi de kimse bilmiyordu ama bu herif bana dead space 2 yi ulaştırmayı başardı. Şikayet etmedim açık konuşmak gerekirse işime geldi çünkü. Ya biri bana oyun hediye etmiş bu güzel bişeydi ilk başta güzel bişey olduğunu düşündüm. Hani bu adam benim adresimi nerden bildiğini takmadım kafaya önemsemedim. Bir şekilde bulmuştur göndermiştir dedim. Peki bu yeni adresimi nerden buldu bu adam? Ben bu eve bir ay önce taşındım. Antalya dan dönüştün- dönüşte taşındım ben bu eve. Bu arkadaş benim adresimi nerden buldu? Bu arkadaş beni gittiğim her yerde takip mi ediyor? Yani şimdi böyle bir durum var ortada. Ve gerçekten ne diyeceğimi bilmiyorum hani. Ya bu evin adresini şu an annem babam bilmiyor daha hani daha onlara hani evin adresini bilmiyorlar sadece mekanı söyledim hani şurda oturuyorum dedim sadece. Hani adresi detaylı olarak bilmiyorlar gelip bulamazlar yani evi hani bulma şansları yok. Ara sokaklarda bir yerlerde bu ev bulamazlar. Ama bu arakdaş evimin yerini biliyor geliyor bana not bırakabiliyor ve üzerine zaten videodan videoyu izlerseniz göreceksiniz herif beni takip ediyor gittiğim her yerde. Arkadaşım beni korkutuyorsun çok ciddi anlamda korkuyorum yani şu an senden ve yaptığın şey çok büyük bir suç anladın mı? Yaptığın şey ciddi anlamda çok büyük bir suç. Eğer seni ihbar edersem ve yakalanırsan çok ciddi anlamda cezalar alırsın anladın mı? Akıllı ol ya akıllı ol şansını zorlama bu işe devam etme eğer chuckle böyle bir şey bidaha görürsem yemin ediyorum ihbar ederim seni. Ve bu işin peşini bırakmam yani seni yakalatıp ciddi anlamda ceza almanı sağlayana kadar bu işin peşini bırakmam. Adam ol tamam mı çok ciddi söylüyorum adam ol sakın sakın ha bir daha böyle bir şey yapma böyle bir video sakın bir daha görmeyeyim ben öyle takip ediliyorum bilmem ne falan filan hiç hoş şeyler değil. Ve bir de işin şu kısmı da var ben ihihi evde yalnız kalma fobimi daha yeni yeni yeniyorum hani daha yeni yeni üstesinden gelmeye başladım böyle manyakça işler yapıp beni korkutma daha fazla. Söylemek istediğim şeyler bu kadar arkadaşlar. Yani üzgünüm bu video size değil sadece bu sapığa bu manyağa artık kimse bu neyin nesiyse ona yöneltilmiş bir videoydu sadece. Ya ama bunu hani görmesini sağlamak için kanalıma yüklemek zorundaydım mecburen kim olduğunu bilmiyorum çünkü o yüzden kanalıma yükledim bu videoyu. Bu arkadaş sırf görsün diye zaten video respose olarak koyacağım onun o lanet videosuna bunu. Aynı zamanda tabii ki youtube'a da şikayet edeceğim bana karşı bir salıdırı ve ya ne bileyim taciz olduğuyla ilgili o videoyu. Her neyse görüşmek üzere...
submitted by dev_mojito to kopyamakarna [link] [comments]


2019.11.16 11:01 GoodFartMachineQ Bu haftaki Miz TV Segment'ini çevirdim, iyi okumalar.

Miz ; "Sence neden, arkada koca bir soyunma odası dolusu adam varken, Fiend sana saldırmayı seçti? Bana ne düşündüğünü söylemeyecek misin? Ben sana ne düşündüğümü söyleyeyim. Bence Fiend senin mental olarak dengesiz olduğunu görüyor, bence senin 10 yıl önce olduğun Superstar olmadığını görüyor. Bence o senin artık YES Movement'a sahip olmadığını biliyor. O senin, kendi içinde yaşadığın kişilik çatışmasını görüyor. Kafanın karışık olduğunu biliyor, senin kim olduğun hakkında hiç fikrin yok, benim senin kim olduğun hakkında fikrim yok, artık kimsenin senin kim olduğun hakkında hiç fikri yok. Sen kimsin Daniel? Ha? Ultimate Underdog musun? Kalabalığı YES YES YES! Diye tezarüat atmaya teşvik eden mi? Yoksa sen, YENİ Daniel Bryan mısın? Hani şu çevreci olan, insanlara durmadan geri dönüşüm yapmalarını söyleyen mi? Gerçek şu ki, bence Fiend senin mahfolmuş durumda olduğunun farkında ve bence, Daniel Bryan'ı bitiren kişinin kendisi olmasını istiyor."
Daniel ; "Bray hakkındaki tüm o konuşmanın yanı sıra, benim sessiz kalma sebebim çünkü MizTV boktan bir şey. Miz TV herzaman boku yemiş durumdaydı, ama sen haklısın, sen haklısın. Ben 10 yıl önceki Daniel Bryan değilim, ben YES! Movement'ın lideri değilim, hatta belki evet mahfolmuş durumdayım ve kesin olarak mental olarak düzgün dengesizim. Ama önceyle şuanda aynı kalan tek bir şeyim var."
"Hırs.."
"Benim tüm zorlukların üstesinden gelip, Wrestlemania 30 Main Eventine gitmemi sağlayan hırs, benim 3 yıl boyunca----"
Miz ; "Biz zaten bunlar---"
Daniel ; "KAPA ÇENENİ! KAPA ÇENENİ! ÇÜNKÜ SEN ANLAMIYORSUN! ONLARDA ANLAMIYOR! HIRSIN ZİHİNSEL DENGESİZLİKLE BİRLEŞİNCE NE OLACAĞINI!? NEYDEN BAHSETTİĞİMİ ANLIYOR MUSUN?! HAYIR ANLAMIYORSUN! O ZİHİNSEL DENGESİZLİK, BENİM YES MOVEMENT'I ÖLDÜRMEMİ SAĞLADI. HEMDE ONU DAHA YILLARCA KULLANABİLECEKKEN! ÇÜNKÜ SEN ÖYLE YAPARDIN! O ZİHİNSEL DENGESİZLİK BENİM BİR ADAMIN TAŞŞAKLARINA TEKME ATIP WWE ŞAMPİYONU OLMAMI SAĞLADI! SEN O ZİHİNSEL DENGESİZLİĞİN BU TARZ BİR HIRSLA BİRLEŞİNCE NE OLACAĞINI ANLAYAMAZSIN!"
"Sen anlayamazsın ama Bray Wyatt? O anlar. O da dengesizin teki ve biz onun gibi bir şeyi daha önce görmedik. Biz onun Bray Wyatt ya da Fiend olduğunu bilmiyoruz, kimin ya da neyin kontrolde olduğunu bilmiyoruz. O dengesiz, zihinsel olarak sorunlu. Ve bende öyleyim, aynı zamanda zihinsel olarak dengesiz biriyle savaşması için zihinsel olarak sorunlu birinden daha----"
FIREFLY FUN HOUSE INTRO.
Bray ; "Selam Daniel! Yo! Biri orada değilken o kişinin arkasından konuşmak kabalıktır! TERBİYEN NEREDE SENİN!? Kafanın karışık olmasının ne kadar korkutucu olduğunu biliyorum. Belkide bu o yüzden bunu yapmıştır, seni korkutmak için! HAHAHAHAHHAHA! Belkide, belkide o bunu sana ne yaptığını hatırlatmak için yapmıştır, hatırlıyorsun değil mi? Çünkü bence o, kesinlikle hatırlıyor. YA DA BELKİ O SADECE SENLE OYNAMAK İSTİYORDUR! YOWIE WOWIE! OYUNCAKLAR! BAKALIM BURADA NE VARMIŞ!?---"
"Evet...."
"HAHAA! Bak bu güzel.."
"Ama bu benim, en sevdiğim yeni oyuncağım. GELİP OYNAMAK İSTER MİSİN!?! Tek yapman gereken o tek sihirli sözcüğü söylemek. Hadi Daniel, söyle işte. Bunu istediğini biliyorum."
Daniel ; "Hayır."
Abbie The Witch ; "Evet."
Daniel ; "Hayır."
Mercy The Buzzard ; "Evet."
Daniel ; "Hayır."
Huskus ; "Evet!"
Daniel ; "Hayır."
Rambling Rabbit ; "EVET!"
Daniel ; "Hayır, hayır. Ben arkaya gelip sen ve kuklalarınla oynamayacağım. Çünkü ne yapmaya çalıştığını anlıyorum, beni manipüle etmeyi deniyorsun, insanları manipüle etmeyi deniyorsun. Ama ben bir kukla değilim, artık sen misin? Ya da Fiend mi? Bana saldıran kimse, benimle sorunu olduğu belli. Yani kavga etmek istiyorsan, hadi edelim. Ama bunu yapacaksak, Universal Kemeri için yapalım, yani Bray sen ne diyorsun?"
Bray ; "O halde Bryan, demem gerekki. YES! YES! YES! YES! YES! YES! YES! YES! YES! YES! YES! YES! HAHAHAHA! YES!"
submitted by GoodFartMachineQ to HotTagTurkey [link] [comments]


2019.11.03 14:14 masalokucomtr Vestel Klima Kullanma Kılavuzu

Vestel Klima Kullanma Kılavuzu
https://preview.redd.it/tjrad9mq0hw31.jpg?width=750&format=pjpg&auto=webp&s=f0fd869924eadd8e2c0a2fe893fbd25db316d56c
Saygıdeğer müşterimiz. Teknoloji ve doğa dostu olan Vestel ürününü tercih ettiğiniz için sizleri canı gönülden kutluyoruz. Sizlere beklediğinizin çok daha üstünde bir ürün sunmayı amaçlayan Vestel modern tesislerinde özen gösterilerek üretilen, titizlikle kalite kontrollerinden geçirilen Plazma İnverter WIFI 9 A Duvar Tipi Split Klimanız, gereken bakımını yaptırdığınız ve kullanımına özen gösterdiğiniz taktirde sizlere uzun yıllar verimli bir çalışma sağlayacaktır. Kullanım kılavuzu sizlere klimayı nasıl kullanacağınız konusunda yardımcı olur. Klimanızın en ileri teknolojik çözümleri içerisinde bulundurduğunu ve oldukça kolay bir kullanımının olduğunu göreceksiniz. Klimanızı kullandığınız süre boyunca memnun kalmanızı dileriz. Bu ürün, çevreye saygılı Vestel beyaz eşya AŞ tarafından doğa dostu olarak üretilmiştir.

Güvenlik İçerikli Önemli Bilgiler

Bu kılavuz, klimanızın güvenliği, ilk kullanımı, klimanızın bakımı ve temizliği ve kullanım amaçları ile alakalı önemli bilgiler içerir. Bu kullanım kılavuzunun her daim klimayla beraber saklanması gerekir. Ürünü başka birine devrettiğiniz taktirde klima kullanma kılavuzunu da vermeyi ihmal etmeyin. Klimayı kullanmaya başlamadan önce elektrik çarpması, yanık, yangın ya da yaralanma riskini en aza indirebilmek adına çok dikkatli bir şekilde okumalısınız. Uzun yıllar klimanızdan verim almak istiyorsanız klima temizliği, bakımı ve çalıştırılması konusunda hususlara mutlaka uyun. Klimanızın montajının kesinlikle Vestel yetkili servisi aracılığı ile yapılmasını sağlayın.

Klima Kurulumu İçin Güvenlik Uyarıları

ciddi yaralanmalara, ölümlere, mal kaybına neden olmaması için klima kesinlikle topraklama işleminden geçmelidir. Topraklama kablosu asla bir su borusuna, paratonere, bir gaz borusuna ya da telefon topraklama kablosuna bağlamayın. Montaj biter bitmez klimaya elektrik verin ve herhangi bir kaçak olup olmadığına emin olun. Bu işlemi yapmayı ihmal ederseniz, üründe hasar oluşmasına ve elektrik çarpmasına sebep olabilir. Montaj işlemi, montaj kuralları uygulanarak kesinlikle Vestel yetkili servisi tarafından yapılmalıdır. Montaj işlemini kendiniz yapmayı denemeyin. Böyle bir şey yapılması durumunda üründe hasar ya da yapan kişide yaralanma görülme ihtimali çok yüksektir. Klimanın kablo bağlantısı milli elektrik düzenlemeleri ilkesine uygun olarak işinde uzmanlaşan bir elektrikçi ile yapılmalıdır. Klima kalıcı şekilde sabit bir kablo donanımı ile bağlanmışsa ve 10 mA’’dan daha yüksek kaçak akıma sahipse sabit olan kabloya, çalışma akımı 30 MA’dan yüksek olmayan kaçak akım koruma rölesi bağlanmalıdır. Klimanız elektrik şebekesine uygun şekilde otomat ve gecikmeli olarak bağlanmalıdır. Klima montajı için yer seçimi yaparken asla sıvı ya da yanıcı maddelerin yer aldığı bir yeri seçmeyin. Böyle bir dikkatsizlik yaparsanız, sonuçları korkunç olabilecek bir yangına davetiye çıkarmış olursunuz. Klima kurulumundan sonra aşırı ses ya da titreşime maruz kalmamak adına klimanın tam olarak sabitlenmesini klimayı kuran yetkili personele hatırlatın. Dış ünite montajı yapılırken komşularınızı rahatsız etmeyecek bir yere montajlanmasını klima kurumunda görevli personelden rica edin. Klimada dikkat edilmesi gereken bir diğer nokta ise elektrik sigortasıdır. Montaj sonrası elektrik sigortasının sizin rahatlıkla ulaşacağınız bir yerde olması oldukça önem taşır. Bu sebeple bu konuya çok dikkat etmenizi öneririz. Klima sigortasına hızlı bir şekilde ulaşabilmeniz, olası bir sorunda elektriğini kesmenize yardımcı olur. Bu durum bir anda çıkan yangın, deprem ve buna benzer afetler için hayat kurtarıcı olabilir.
Klima sadece ürün üzerinde yer alan etiket baz alınarak çalıştırılmalı ve bağlanmalıdır. Klimanızı kullanmadan önce mutlak suretle şebeke gerilim değerinizin ürün etiketinde yer alan değer ile uyum sağlayıp sağlamadığını kontrol ettirin. Klima, kesinlikle sigorta vasıtası ile topraklı enerji hattına bağlanmalı; ve klima denenmek için çalıştırılmalıdır. Topraklama yaptırmadan kullandığınızda yaşanması olası olan ya da yaşanan hiçbir zarar, üretici hatasından kaynaklı olmamaktadır. Klimada ne sorunu yaşanırsa yaşansın tamiri için mutlaka yetkili servisten faydalanın. Klima tamirinde yetkili olmayan kişilerce yapılan tamir sebebi ile doğacak sorunlardan yetkili servisi sorumlu tutamazsınız. İç ünite montajı yapılırken yerden yükseklik oranının 1,8 metreden daha az olmamasına özen gösterin. Klima kullanımı sırasında iç ya da dış ünitelerde yer alan deliklere cisim ya da parmak sokmak çok sakıncalı sonuçlar doğurabilir. Dış ünitenin üzerine onu kapatacak bir madde koymamaya dikkat edin. Aynı şekilde önüne de herhangi bir madde koymayın. Hava akışını yönlendiren kanatların arasına kesinlikle bir cisim sokmayın. Böyle bir şey yaparsanız iç üniteye hasar vermekle birlikte yaralanma riskiniz de çok fazla olacaktır. Fan yüksek hızda döndüğü için de yaralanmalar meydana gelebilir. Yağmurlu ve gök gürültülü havalarda ya da ani elektrik kesilmelerinde klimanıza herhangi bir zarar gelmemesi için şarteli kapatarak klima güç bağlantısını kesmeyi ihmal etmeyin. Bunu ihmal edenler yangına veya elektrik çarpmasına maruz kalabilirler. Kyoto anlaşmasında da belirtildiği gibi klimalar, florlu sera gazlarını içerisinde barındırır. Klimadan çıkan havanın vücudunuza direkt olarak temas etmemesine çok dikkat edin. Bu durum, sağlığınızı olumsuz yönde etkileyecektir. Hayvan, insan ya da bitki fark etmeden klimadan çıkan soğuk ya da sıcak havaya direkt maruz kalmamalıdır. Hava yönünü insanlara direkt üflemeyecek şekilde ayarlamaya özen gösterin. Uzun süre klima soğuğuna maruz kalmak, sizlere hem sağlık açısından hem de fiziksel zarar verecektir. Klima çalışırken kapı ve camlar kapatılmalıdır. Bu yapılmadığında klimanın performansında düşüş yaşanacaktır. Klimayı uzun süre hava alamayan ortamlarda çok fazla kullanmayın. Klimayı ocak, fırın ve buna benzer aletlerle çalıştırırken ortamı arada da olsa havalandırmak ihmal edilmemelidir. Kapı ya da cam açıksa veya bulunulan ortamda nem çok yüksekse klima uzun süre çalışır durumda kalmamalıdır. Dış ünite haricindeki klima parçalarını, yağmur, güneş ve buna benzer açık hava ortamlarında bırakmayın. Klimalar, kapalı ortamlar için ev tipi olarak tasarlanmıştır. Klimayı sadece amacına uygun olarak kullanın. Ortamı ısıtma veya soğutma dışında hayvan, gıda, bitki ve buna benzer şeyleri korumak adına kesinlikle kullanmayın. Klima kullanın amacının dışına çıkarak kullanıldığında üründe hasar meydana gelebilir. Bununla beraber bu durum, ciddi sağlık sıkıntıları da yaşatabilir. En önemlisi ise kullanıcı kaynaklı bir sorun olması nedeni ile klima garantisi iptal edilir. Bu koşullarda oluşacak hasar ne boyutta olursa olsun kullanıcı tarafından karşılanacaktır. Klimanız sadece açıklanan kullanım amacı niteliğinde kullanılmalıdır. Elektrik devresine fazla yük yüklendiğinde bu durum ciddi zararlara neden olacaktır. Bunu göz önüne alarak klima çalışırken başka yüksek güç çeken cihaz çalıştırmamaya özen gösterin. Klima için çoklu prizleri ya da uzatma kablolarını tercih etmeyin. İhmal durumu hasara ve elektrik çarpmasına sebebiyet verebilir. Klima kullanımı 8 yaş üzeri çocuklar, kısıtlı zihinsel, fiziksel, duyusal veya bilgi ve deneyim konusunda yetersiz olan kişilerin kullanması için gözetim altında tutulmaları ya da klimayı güvenli olarak nasıl kullanacakları konusundaki talimatları ve klima kullanımına dikkat edilmediğinde yaşanabilecek tehlikeleri anlamaları gerekir. Çocuklar, klimayı oynanacak bir araç olarak görmemelidir. Eğer klima temizliği ya da bakımını yapıyorlarsa, bu işlem sırasında mutlaka yanında bu işten anlayan bir büyük bulunmalıdır. Özellikle klima iç ünitesi çocukların uzak durması gereke n bir parçadır. Ambalaj malzemeleri, boğulmaya sebebiyet verebilecek malzemelerdir. Bu sebeple malzemeleri çocukların ulaşacağı kadar rahat yerlere koymayın. Kullanmaya başlamadan klima işlevlerini dikkatle kontrol edip tüm işlevlerin doğru olduğuna emin olun. Klima sadece klima gövdesinde ya da klimada yer alan elektrik kablosunda herhangi bir hasara rastlanmadığı zaman kullanılmalıdır. Elektrik kablolarında belirli aralıklarla hasar kontrolü yapmayı ihmal etmeyin. Klima elektrik kablosunun üzerine eşya koymak ya da kabloyu çekerek zorlamak tehlikeye sebep olabilir. Elektrik kablosunda herhangi bir sıkıntı yaşandığı anda olası bir tehlikenin önlenebilmesi adına sadece üretici önerili yetkili servisten yardım alınmalıdır. Klimanız, çalışmasında anormal durumlar söz konusuysa, klima kablosunda hasar varsa, klimada yer alan elektrikli parçalar ciddi şekilde zarar görmüşse, klima suya düşme, sel baskınına maruz kalma gibi sorunlardan dolayı ıslanmış ve elektriksel parçalar su temasına maruz kalmışsa, klimadan daha önce duyulmayan bir ses, koku ya da duman gelirse kesinlikle kullanılmamalıdır. Bu belirtilerden bir tanesini bile yaşarsanız, klima ile elektrik bağlantısını kesmeli; klimayı kapatmalı ve yetkili servisi ile kısa süre içerisinde irtibata geçmelisiniz. Aksi taktirde hasar gören bir klima ya da klima parçaları sonucunda ciddi yaralanmalar yaşanabilir. Üreticinin tavsiye etmediği aksesuarların klimada kullanımı hem klimanın bozulmasına hem de sizin ciddi şekilde zarar görmenize sebep olabilmektedir. Klimanın soğutucu gaz dolaşımının gerçekleştiği gaz devresine asla kesici ya da delici maddelerle yaklaşmayın. Boru uzantılarındaki üst yüzey kaplamalarının ve ısı değiştirici gaz kanallarının delinmesi sırasında püskürecek gaz, ciddi göz yaralanmaları ve cilt tahrişlerine sebep olmaktadır. Klimaya doğru soğutucu veya yanıcı gaz içerikli spreyler sıkmayın. Klimada meydana gelen herhangi bir soğutucu gaz kaçağı esnasında ortamı havalandırarak mümkün olan en kısa sürede yetkili servisle iletişime geçmeniz sizlerin yararına olacaktır. Klimanın yer aldığı ortamda yanıcı gaz kaçağı yaşanması durumunda klimayı ve gazı kapatın. Ortamın tam olarak havalandığına emin olmadan klimayı kesinlikle tekrar çalıştırmayın. Klima elektrik kablosunun veya klimanın yakınında ısıtıcı tarzında maddeler bulundurmayın. Isıtıcıdan yayılan ısı, klimada yer alan plastik parçaları eritebilir. Nemli ya da ıslak eller ile klimaya temas etmeyin. Eğer uzun süre evde olmayacaksanız ya da bir şekilde klimayı uzun süre kullanmayacaksanız, elektrik bağlantısını sigortadan kesmelisiniz. Enerji kesildikten sonra yeniden geldiği zaman klimanız en son hangi modda çalışıyorsa o modda çalışmaya başlayacaktır. Olası bir elektrik kesintisi esnasında evden çıkacaksak, klima otomatının kapalı hale getirilmesi gerekir. Klima deliklerine bir şey sokmak ya da düşürmek cihaza zarar verir. Bu konuya çok dikkat edin.
Aşağıdaki durumlar için klimanın sigortasının attırıldığından ve klimanın kapalı hale geldiğinden emin olun
Temizlik ve bakım yapılmadan önce
Kurulum işlemi yapılmadan önce
Tamir edilmeden önce
Klimadan boşalan suyu kesinlikle içme suyu olarak kullanmayın. Bu şekilde davrandığınızda ciddi problemler yaşamanız olağandır. Klimayı montajladıktan sonra yer değişimine karar verirseniz bunu asla kendiniz yapmayın. Böyle bir durumda yetkili servis ile görüşmeniz en doğrusudur.
Bakım Ve Temizlik Yapılırken Dikkate Alınması Gereken Güvenlik Bilgileri
Klima temizliği için aşındırıcı ya da sıvı deterjanlardan faydalanmayın ve üzerine sıvı herhangi bir şey sıçratmayın. Böyle bir durumun yaşanması halinde plastik parçalar zarar görebilir. Bunun dışında elektrik çarpması gibi tehlikeli bir durum da yaşayabilirsiniz. Temizlemeye başlamadan önce herhangi bir zararı engellemek amaçlı klimayı kapatıp şarteli indirin. Yangının ve kısa devrelerin meydana gelmemesi adına iç üniteyi mutlaka kuru tutun. Bakım ve temizlik bölümünde anlatılan hususlara uyarak klimanızı dikkatle temizleyin ve bakımını yapın. Benzin, tiner ve buna benzer hiçbir maddeyi kullanmayın. Aynı şekilde kimyasal maddeleri de klimaya yaklaştırmayın. Hava filtresini takmadan önce filtrenin tam olarak kuruduğuna emin olun. Filtre takılmadan klimayı kesinlikle çalıştırmayın. Bu durum klimada arızaya sebep olacaktır.
Nakliye Ve Taşıma Esnasında Dikkat Edilmesi Gerekenler
Klimanın nakliyesi ve taşınması sırasında, özellikle iç ünite taşınırken OK yönüne dikkat edilmelidir. Dış üniteyi dik olarak taşıyıp yine beklettiğiniz yerde dik şekilde bulundurun. Dış ve iç ünite kutularının üzerine baskı yapma ihtimali olan hiçbir şey koyulmamalı ve kutulara kesinlikle basılmamalıdır. Klima montajı bina çıkışlarına, merdivenlerine ve koridorlarına yapılmamalıdır. Klimanın denendiği durağan basıncın 100 KPa olduğu bilinmektedir. Klimanın elektrik bağlantısı esnasında kullanılması gereken sigorta 18.000 ve 24000 btu için C tipi 20A’, 9.000 ve 12.000 btu için C tipi 16A’dır. Klima montajı yapılacak mekanın elektrik tesisatı kablo çapının istenen kesitte olmasına özen gösterilmelidir. Klimanızda yalnızca dış ünite bina dışı kullanımı için uygundur.
Klima Montajı İçin Konum Seçilmesi
İç ünite
Klima yakınında ısı ya da buhar kaynakları yer almamalıdır. Montajın konumunda hava dolaşımına engel olacak bir sorun olmamalıdır. Klimada hava dolaşımı iyi olmalıdır. Klimada tahliye yapımı kolay olmalıdır. Klima montajı kapı girişine yakın yapılmamalıdır. Klima ile tavan, duvar, dekorasyon ve diğer engeller arasında yeterli mesafe bulunmalıdır. Montaj konumu tavandan yaklaşık olarak 30 cm aşağıda yer almalıdır.
Dış Ünitede
Dış üniteyi yağmur ya da güneş ışınlarından koruyan bir tente varsa kondenserin ısı dağıtımına engel olmadığından emin olun.
Piller
Pilleri direkt olarak ateş, güneş ışığı ve bunun gibi etkenlere maruz bırakmamalısınız. Daha önceden kullandığınız pil ve yeni pil bir arada kullanılmamalıdır. Bitmiş pillerinizi kılavuzda yer alan pillerin takılması bölümünde anlatılan şekil ve tipteki pillerle değiştirin. Şarj edilebilir pillerden uzak durun. Pillerin aktığını fark etmeniz durumunda uzaktan kumandayı kesinlikle kullanmayın. Kumandada göreceğiniz 2478 simgesi pillerinizin bittiğine işarettir. Bu simge karşınıza çıktığında pilleri değiştirmeniz gerekir. İki adet kalem pil V AAA
tip 1,5 kullanın. Uzaktan kumanda pil kapağı ok yönünde açılmalıdır. Pilleri doğru yönde taktığınıza emin olarak yuvalarına dikkatli bir şekilde yerleştirdikten sonra kapağı kapatın.
Sorumluluk sınırlaması
Bu kılavuzda bulunan tüm teknik bilgiler, kullanım talimatları, klima bakımı, klima çalıştırılması ve klimanızla alakalı son bilgileri içermektedir. Üretimi yapan firma, üretici firma tarafından onaylanmayan yedek parçaların kullanılması, cihaz üzerinde izin
verilmeyen değişiklikler yapılması, cihazın kullanım amacının dışında kullanılması, kullanım kılavuzundaki talimatlara uyulmaması ve yetkili olmayan onarım işlemlerinin sebep olacağı herhangi bir hasardan ya da olası bir yaralanmadan kesinlikle sorumluluk kabul etmemektedir. Klima montajının yapılacağı mekanda bulunan elektrik tesisatının uygun olup olmaması tüketici sorumluluğunda olan bir konudur.
Teknik Değerler
Mevsimsel verim değerleri EN 14825 standardı esas alınarak belirlenmiştir.
Anma değerleri TS EN 14511 standardındaki T1 iklim koşulları dikkate alınarak belirlenmiştir. Dış ve iç ortam sıcaklıklarının, belirlenen sıcaklık değerleri dışında bir değerde olması durumunda ısıtma ve soğutma kapasitelerinde değişiklik yaşanacaktır.
Ürünün yanında verilen dokümanlarda ya da ürün etiketinde yazılı olan değerler, ilgili standartlar esas alınarak laboratuvar ortamında elde edilmiştir. Bu değerler, ürünün kullanımına ve dış/iç ortam şartları doğrultusunda değişiklik gösterebilir.
Klimadaki teknik özellikler ya da kılavuz haber verilmeksizin değiştirilebilir.
Bu ürün Elektronik Eşyaların Kontrolü ve atık elektrik yönetmeliğine uygundur.
Bu ürün 2006/95/AT (Alçak Gerilim (LVD) yönetmeliği) ve 2004/108/AT (Elektromanyetik Uyumluluk Yönetmeliği) sayılı Avrupa CE Direktiflerine uygundur.
Kumanda Saatini Ayarlama
Klimanızda sizin isteğinize uygun şekilde otomatik olarak kapatıp açabilmek için kullanabileceğiniz bir saat yer almaktadır. Klima kumandasının pilleri değiştiğinde veya klima yeni alındığında saati ayarlamanız gerekmektedir. Saat ayarını ilk kez yapıyorsanız önce pilleri yerleştirin. Üst ve alt ayar düğmelerini kullanarak saati dikkatli bir şekilde ayarlayın. Piller takıldıktan sonra 5 saniye içerisinde ayarlama işlemine başlamanız gerektiğini sakın unutmayın. Ayarı yapmakta geç kaldığınız taktirde saat 0 olarak ayarlanacaktır. Saat ayarını yapmayı tamamladıktan sonra farklı bir düğmeye basmanıza gerek kalmayacaktır. Yapmış olduğunuz ayar otomatik olarak kaydedilir. 3856 düğmesine her basıldığında zaman 1 dakika ileri gidecek; 3866 düğmesine her bastığınızda ise tam tersi olarak zaman 1 dakika geri gidecektir. Düğmelere basılı tutulması durumunda zamanın çok hızlı azaldığını ya da arttığını göreceksiniz. Olası bir saati tekrar ayarlama durumu olursa bunu saat düğmesine basarak yapabilirsiniz.
Uzaktan Kumanda Kullanılırken Dikkat Edilmesi Gereken Hususlar
Klima uzaktan kumanda ile çok daha verimli ve çok daha etkin kullanılabilir. Fakat bunun için bazı hususlara dikkat edilmesi gerekir. Bunları şu şekilde sıralayabiliriz.
Uzaktan kumanda direkt olarak klimadaki sinyal alıcıya doğru tutulmalıdır. Kumandanın işlemesi için sinyal alıcıya olan uzaklığının en fazla 6m olması gerekmektedir.
Uzaktan kumandayı kullanırken alıcı ve kumanda arasında hiçbir engelin olmaması gerekir.
Uzaktan kumanda çok hassas bir parçadır. Bu nedenle kumandayı kesinlikle atmamalı veya düşürmemelisiniz. Ayrıca kumandayı her türlü sert darbeden korumaya özen göstermelisiniz.
Kumanda düğmelerine basıldığında Pink sesi alamıyorsanız kumanda ile klima arasında iletişim sağlanamıyor demektir. Böyle bir durumda klimaya biraz daha yaklaşarak ve kumandayı dik konumda tuttuğunuza emin olarak yeniden deneyin. Sinyal sesinin açık olduğuna emin olun.
Kumandayı ısı yayan herhangi bir cihaza yakın olacak şekilde ve güneş ışınlarının direkt olarak temas ettikleri yerlere kesinlikle koymayın.
Klimanın Uzaktan Kumandasız Çalıştırılması
Uzaktan kumanda bir sebebe bağlı olarak kullanılamaz hale gelir ya da kaybolursa, klimanızı iç üniteden çalıştırmanız mümkündür. Bu işlem için:
İç ünite ön kapağını sağ ve sol alt kısımlarından tutup çekerek yukarıya doğru kaldırın
Klimanızın sağında yer alan düğmeye basarak çalışmasını sağlayın. Klimanın çalışmaya başladığını yanan göstergeden anlayabilirsiniz. Gösterge yandıktan sonra oda sıcaklığına en uygun moda otomatikman kendini ayarlayarak çalışmaya başlayacaktır. Klimayı kapatmak için yine açma kapama düğmesini kullanın
Bu düğmeyle açtığınızda klima otomatik modda çalışacaktır.
Klimanızı çok daha kolay ve etkin bir şekilde kullanmanız için gereken bütün işlevler uzaktan kumandanızda bulunur. Bütün işlevleri kumandada yer alan düğmelerle yönetebilir; kumanda ekranında yapılan tüm değişiklikleri anlık olarak görebilirsiniz.
Hızlı Kullanım Ve İlk Çalıştırma
İlk olarak klima sigortasının açık olup olmadığına bakarak sigorta kapalı ise açmalısınız. Klima yetkili servis tarafından kullanıma hazır hale getirildikten sonra kumanda üzerinde yer alan 4248 düğmesine basın ve klimanızı çalıştırın. Klimada en çok kullanılacak olan derece değiştirme, ısıtma, soğutma gibi işlevleri kolay ve hızlı erişim adına göstergelerin bulunduğu bölümün hemen altında yer alır. Klimayı burada bulunan düğmelerden kapatıp açabilir, sıcaklığı düşürüp yükselterek ya da çalışma şeklinde değişiklik yaparak istediğiniz gibi klimaya komut verebilirsiniz. 4333 düğmesi, klimanın açma kapatma düğmesidir. Bu düğme ile klima açma kapatma işlemlerinizi gerçekleştirebilirsiniz. 4346 düğmesi, klimanızı soğutma moduna geçiren düğmedir. Bu düğmeyi özellikle sıcak yaz günleri için sıklıkla kullanacaksınız. 4361 ve 4358 düğmeleri sizlere arzu ettiğiniz sıcaklığı ayarlamanızı sağlayan düğmelerdir. 4374 düğmesi ile klimanız ısıtma moduna geçer. 4386 ve 4383 düğmeleri yine istediğiniz sıcaklığı seçmenizi sağlar. Kumanda kapalıyken 4400 düğmesini hiç kullanmadan direkt olarak 4408 ya da 4405 düğmeleri ile klimayı bu modlarda çalıştırmanız mümkündür.
Klimanın Kullanılabileceği Çalışma Sıcaklık Aralıkları
dış ortam dış ünitede, Soğutma +10 / +46 ºC, ısıtma -15 / +24 ºC’dir. İç ortam iç ünite de ise soğutma +16 / +30 ºC, ısıtma ise +18 / +30C olarak görülmektedir. Dış ortam sıcaklığı olması gerekenden yüksek ise klimanız soğutma modunda istenen verimi vermeyebilir. Yine dış ortam sıcaklığı olması gerekenden düşükse klima ısıtma modunda beklenen performansı göstermeyecektir. İç ortamda çok fazla nem olduğu taktirde iç hava çıkış ağzı nemlenme ihtimali vardır. Yüksek nem hakimken klimanın uzun süreli kullanılması halinde su yoğuşarak iç ünite yüzeyine damlayabilmektedir.
Klima İşlevleri
Klima işlevleri ürün özellikleri bazında farklılık gösterir. Bu nedenle aşağıda gösterilen işlevler klimada yer almıyorsa kullanılmayacaktır. Klimanızın rahatlıkla kullanılabilmesi için uzaktan kumanda yardımı alarak rahatça yönlendirebileceğiniz işlevler yer almaktadır. Bu işlevler sayesinde daha hoş ve daha keyifli bir hayat elde edeceksiniz. İşlevler şu şekildedir.
4632 soğutma işlevidir. Klima soğutma modundayken ortam sıcaklığı konfor ihtiyacına uygun olarak 18–30ºC, arasında ayarlamanız mümkündür.
4653 ise ısıtma işlevidir. Bu işlevde ise ısıtma modunda ortam sıcaklığı baz alınarak 16– sıcaklıkları arasında ayarlanabilmektedir.
4674 eko işlevidir. Bu işlev soğutma ve ısıtma modlarında enerji düşüşünü sağlar. Kumanda aracılığı ile ayarlanabilen sıcaklık değerleri, konforlu bir ortam için en uygun aralık ile sınırlandırılacaktır.
4705 otomatik moddur. Bu işlev sayesinde klima, ortam şartlarını baz alarak çalışma şeklini otomatikman kendisi belirleyecektir. Sıcaklığın durumuna göre soğutma, ısıtma ya da nem alma yapar.
4732 yatay kanat yönlendirme işlevidir. Bu işlev sayesinde yatay kanat düğmesi ile klimanın iç üniteden üflediği hava yönünü düşey şekilde yönlendirilebilir.
4754 fan işlevidir. Bu işlev oda sıcaklığında herhangi bir değişiklik yapmadan havayı oda içinde dolaştırır.
4768 nem alma işlevidir. ortamı çok fazla soğutmadan havadaki nem seviyesini düşürerek ortamı 18-30 derece arasında istediğiniz sıcaklıkta tutar.
4795 turbo işlevidir. Bu işlevle yarım saat içerisinde maximum olan en yüksek ısıtma ya da soğutma elde edebilmeniz mümkündür.
4819 uyku modu işlevi olarak bilinmektedir. Uyuduğunuzda odanın gerekenden fazla ısınması y da soğuması bu işlev sayesinde engellenir.
4849 düşey kanat yönlendirme işlevidir. Bu işlev ile düşey kanat konumları istenilen şekilde ayarlanır ve havanın ortamdaki dolaşımı yatay olarak yönlendirilebilir. 4870 kapat işlevidir. Bu işlev belirlediğiniz sürede bir geri sayım başlatacak süre bittiğinde klima kendisini otomatikman kapatacaktır.
4892 otomatik açma/kapatma işlevidir. Bu işlev ile önceden belirlediğiniz zaman dilimlerinde klimanızın açılıp kapanmasını ayarlayabilirsiniz.
4910 hisset işlevidir. Klima, kumandanızın yer aldığı ortamdaki sıcaklığı baz alacak şekilde çalışır.
4924 otomatik temizleme işlevidir. Klimanızı soğutma modunda kapattığınız andan itibaren iç ünite eşanjörünü otomatik olarak kurutur. Bu sayede nemin sebep olduğu kötü kokudan kurtulmanız sağlanmış olur.
4952 iyonizer işlevidir. Yapılan araştırmalar sonucunda normale oranla çok daha fazla negatif yüklü iyon molekülü içeren havanın bizi daha enerjik ve daha canlı tuttuğu anlaşılmıştır. İyonizer, bu sebeple negatif iyon üretip ortamdaki havaya aktarır.
submitted by masalokucomtr to u/masalokucomtr [link] [comments]


2019.10.25 11:27 utku1337 Güvenlik Alanında Kendini Geliştirmek İsteyen Öğrenciler İçin Tavsiyeler

Son iki senedir güvenlik alanında kariyer yapmak isteyen genç arkadaşlardan çokça e-posta alıyorum. Bunların çoğuna detaylı yanıt verirken bir kısmına bazen vakitsizlikten, bazen gözümden kaçtığı için, bazen de bilerek cevap veremiyorum. Bilerek cevap vermeme sebebim de, yanlış tavsiye vererek insanların hayatında kötü sonuçlar almasını istemiyorum. Yanlış tavsiye vermekten korkuyorum çünkü ben üniversitenin başlarındayken aldığım neredeyse her tavsiye yanlış çıktı. Üstelik bu tavsiyeleri aldığım insanlar kendi alanlarında başarılı insanlardı. Örneğin kimi siber güvenlik sektörünün Türkiye'de asla gelişmeyeceğini, dolayısıyla bu alanda kariyer hedeflememem gerektiğini söylüyordu. Bir başkası da Sourceforge'a (O dönemler Github pek bilinmiyordu) yüklediğim projelerin pek bir önemi olmadığı, naylon da olsa staj yapmam gerektiğini söylüyordu. Fakat bugün geldiğimiz noktada bu verilen tavsiyelerin birebir tersi çıktı. Bunun sebebi de teknoloji dünyasının çok hızlı değişiyor olması. Önümüzdeki 4-5 seneyi tahmin etmek bile her zaman kolay olmuyor. Ancak yine de genç arkadaşlara kendi görüşlerimi anlatmak istiyorum.
Bu yazıda elimden geldiğince gerçekçi olmaya çalışacağım. Bu şekilde başarılı olma şansınızın yüzde olarak daha artacağına inanıyorum.

Üniversite

İyi bir üniversite eğitimi iyi bir güvenlik uzmanı olmak için şart değil, ancak kişiye çok büyük ivme katabilecek bir etmen. İyi bir üniversitede alınacak Bilgisayar Mühendisliği/Bilimleri eğitiminin kişiye katacağı şöyle özellikler olacaktır:

Ancak şanslıyız ki internet diye bir şey var. İnternet, coğrafyanın kader etkisini azaltan, insanlığın başına gelen en güzel şeylerden biri. Anadolu'nun ücra bir köşesinden bile Standford'un derslerini dinleme şansımız var. Tabiki diğer çevresel imkanlardan mahkum kalacağız ama yine de bilgi seviyemizi yükseltmemiz mümkün. Eğer iyi bir üniversite okuma şansınız yoksa üzülmeyin, çalışarak bu açığı kapatmak imkansız değil. Ancak üniversite gereksizdir diye de havaya girmeyin, çünkü siz oyuna 3-0 geriden başlıyorsunuz. Rehavete kapılarak onları yakalamanız mümkün olmayacak.

Aranan Güvenlikçi

Güvenlik dünyasının günümüzdeki durumu, yeni başlayanlar için büyük bir ilüzyon sunuyor. Birkaç araç kullanmayı öğrenmiş, güvenlik açıkları hakkında biraz bilgi sahibi olan insan, sektördeki büyük boşluğu da görerek bir anda ben oldum havasına girebiliyor. Ancak güvenlik dünyasına giriş seviyesi muhtemelen ileride günümüzdeki kadar düşük olmayacak. Nasıl ki 10 sene öncesine göre günümüzde çoğu güvenlik faaliyeti otomatize olduysa, ileride de öyle olacak. Sistemlerin çalışma prensiplerini bilmeyen, güvenlik problemlerine çözümler geliştirmeyen, programlama ve diğer disiplinlere hakim olmayan kişilere güvenlik dünyasında ihtiyaç kalmayacak. Çünkü onların işleri de otomatikleşecek. Hem günümüzde, hem gelecekte her daim aranan, işsiz kalma ihtimali olmayan bir kişi olmak istiyorsanız şu özelliklere sahip olmanız gerekir:


Hedefler

Bu kısımda karışık olarak üniversite hayatınız boyunca belirlemeniz gereken hedeflere yer vereceğim.
Okul Dersleri
Okulun ilk yıllarında kimya, fizik gibi dersler vaktimizin çoğunu ne yazık ki çalacak. Dünyanın en iyi üniversitelerinde bile zorunlu tutulmayan bu dersler Türkiye'deki bilgisayar fakültelerinde ne yazık ki öğrencilere dayatılıyor. Bu dersleri vakit kaybetmeden vermeniz iyi olacaktır. Onun dışında kalan bilgisayar derslerine mutlaka sıkı çalışın, bunlara ihtiyacım yok demeyin. Sıkı çalışmanın yanında bu derslerde öğrendiklerinizin gerçek hayattaki uygulamalarını mutlaka inceleyin. Öğrencilik hayatım boyunca ortalaması çok yüksek ancak derslerin gerçek hayattaki karşılığı hakkında hiçbir fikri olmayan çok insan gördüm.
Ortalama konusuna çok kafayı takmayın. Dersten öğrenmeniz gerekenleri öğrendiğinizi düşünüyorsanız ve dersi geçtiyseniz tamamdır. İş hayatında ortalamanın önemi sıfıra yakın. Ama akademisyen olma gibi bir düşünceniz varsa ortalamaya dikkat etmeniz gerekir.

İngilizce
Yukarıda da bahsettiğim gibi eğer %100 İngilizce ders işlenen bir üniversitede okuyorsanız 4 senenin sonunda illaki iyi bir İngilizce'ye sahip oluyorsunuz. Peki geriye kalan insanlar ne olacak? Örneğin Erzurum'da doğan bir kişiyi düşünün. Hayatı boyunca hep derslerine çok iyi çalışmış, liseyi şehrin en iyi okulunda okumuş, üniversite sınavında da iyi bir sonuç çıkartarak İstanbul Üniversitesine girmiş. Burada da derslerine çok iyi çalışarak okulu çok iyi bir dereceyle bitirmiş. Ne yazık ki bu kişi hayatı boyunca yüzde yüzüyle derslerine çalışsa da çalışma hayatında geri planda olacak. Çünkü özel bir üniversitede okuyan kişi iyi İngilizce'si sebebiyle bu arkadaşın önüne geçecek.
Burada suçlamamız gereken şey kötü eğitim sistemimiz içinde yer alan berbat İngilizce eğitimimiz tabi ki. Ancak bir yandan bu kötü sistemi eleştirirken bir yandan kendinizi kurtarmanız gerekiyor. İngilizce bilmemek kendinizi geliştirmenize engel, çünkü tüm yeni kaynaklar İngilizce olarak çıkıyor. Dolayısıyla iyi bir işe girmenize de engel. Bunun yanında sosyal hayatta da İngilizce bilmemek hep karşınıza çıkacak ve hep moralinizi bozacak. O yüzden eğitim hayatınız boyunca her gün azar azar çalışarak durumunuzu orta bir seviyeye getirin. Daha sonra para kazanmaya başlayınca düzenli olarak İngilizce kursuna gidin. Eğer maddi imkanınız el veriyorsa hemen bu kurslara yazılın.

Açık Kaynaklı Yazılım
İşe alımlarda ilk bakılan yerlerden biri kişinin Github hesabıdır. Burada çok yeni, sofistike bir yazılım geliştirmenize gerek yok. Dikkat etmeniz gereken en önemli şey projenin "Readme" kısmıdır. Siz burada yazılımın arkasındaki fikri iyi anlatabiliyor musunuz, kurulum ve kullanım adımlarını güzelce yazabiliyor musunuz, kullanım alanlarını örneklendirebiliyor musunuz.. önemli olan bunlardır. İyi dokümante edilmemiş bir projenin içeriği müthiş olsa da bir anlamı olmayacaktır.

Soru Sorma Yeteneği
Çoğu üniversite öğrencisinde ya da yeni mezunda gördüğüm problem düzgün soru soramamalarıdır. Giriş-gelişme-sonuç şeklinde ele alınan, gereksiz detaylardan arındırılmış sorular sorabiliyorsanız, mutlaka aradığınız cevabı bulursunuz. Üniversitedeyken Chris Stephenson hocanın bir dersinde düzgün soru sorabilme konusunu işlemiştik. Burada Stackoverflow'da sorulan soruları inceleyip nasıl iyi soru sorulur konusuna değinmiştik. Dersin forumunda hoca, iyi soru sorabilen öğrencilere ek puan verirken kötü soruları cevaplamıyordu. Bu ders, üniversite hayatımda aldığım en iyi derslerden biriydi. Hala daha pek çok mecrada fake hesaplarla onlarca soru sorup cevaplar alırım.

Araştırma Yapma ve Sonuçları Yazıya Dökme
Diğer bir gördüğüm problem de üniversitelerde tez yazma ile ilgili bir ders verilmiyor oluşu. Öğrencilerden tez yazmaları bekleniyor fakat bunun metodolojisi düzgün öğretilmiyor. Dolayısıyla öğrenci bir probleme yönelik hipotez nasıl geliştirilir, nasıl deneyler yapılır ve sonuçlandırılır kısmına hakim olamıyor. Bu metodolojiyi iyi öğrenmeniz ileride konferanslarda sunum yapmak istiyorsanız çok önemlidir.

Güvenlik
Güvenlik de aslında doktorluk gibi farklı dallara bölünmüştür. Web, network, tersine mühendislik, zararlı yazılım vs. pek çok alan olduğu gibi ofansif ve defansif güvenlik olarak da ayırmak mümkündür. Öğrencilerin %90'ı tabiki daha "havalı" olduğu için ofansif güvenliğe yönelmek ister. Bunda bir sıkıntı yok. Ancak ofansif güvenliğin yol açtığı ilüzyonların da farkında olmanız gerekir.
Ofansif güvenlik geri dönüşü çok hızlı alınabilen bir alandır. Örneğin web güvenliği çalışmaya başlarsınız, XSS isminde bir zafiyet öğrenirsiniz, Burp Suite yazılımını kullanmayı öğrenirsiniz, X isimli websitede bu zafiyeti bulup bayram edersiniz. Ancak ne yazık ki bu sizin iyi bir güvenlikçi olduğunuz anlamına gelmiyor, siz bir script kiddie oldunuz. Script kiddie'lerin de önünde çok parlak bir yol yok. İyi bir güvenlikçi olmak istiyorsanız şunlara dikkat etmelisiniz:

  1. Önce sistemlerin nasıl çalıştığını iyi kavrayın, sonra güvenliğini araştırın. Mesela derste network konusu işleniyorsa önce bunun çalışma prensibini araştırın, sonra burada oluşabilecek saldırıları araştırın.
  2. Saldırılara karşı alınacak defansif çözümleri de araştırın. Örneğin web güvenliğini araştırıyorsanız ortaya çıkabilecek zafiyetlerin geliştiriciler tarafından nasıl çözülebileceği konusuna da kafa yorun.
  3. Antreman platformlarında pratikler yapın. Örneğin web uygulama güvenliğini araştırıyorsanız kendinden zafiyetli DVWA gibi platformlarda denemeler yapın.

Eğitim Kampları ve Topluluklar
Linux Yaz Kampı, Akademik Bilişim ve benzeri kamplara mutlaka katılmaya çalışın. Burada hem teknik anlamda kendinizi geliştirirsiniz, hem de çevreniz genişler. Eğer bunlara katılma imkanınız yoksa bulunduğunuz okulda ya da şehirdeki güvenlik topluluklarına dahil olup buralarda zaman geçirin. Çevrenizi genişletmeniz sektörde yükselmenize ve iş bulmanıza katkı sağlar.

Staj
Üniversite son sınıfa yaklaşırken uzun dönem stajyer arayan firmaları tespit edip buralara başvurun. Uzun dönem stajınız bittikten sonra çok büyük ihtimalle işe alınırsınız. Alınmazsanız bile farklı bir firmada başlama ihtimaliniz çok çok yüksektir. Bir iki aylık yaz stajları yerine son sınıfta senelik staj yapmanız sizin için daha iyi olacaktır.

Diğer Konular

Burada da hedefler konusunda yer vermediğim ancak sıkça sorulan bazı konular hakkında görüşlerimi söylemek istiyorum.
CTF'ler
CTF yarışmaları güvenlik sektörünün sporudur. Spor dememin sebeplerimden biri CTF'lerde karşınıza çıkan soruların genellikle gerçek hayatta bir karşılığı olmaması. İkincisi ise daha çok antreman yapan (örneğin eski CTF'lerin writeup'larını okumak) kişilerin öne geçiyor oluşu. CTF'ler güzeldir, eğlencelidir fakat bir öncelik olarak görülmemelidir.

Bug Bounty
Bug bounty konusu günümüzde en çok konuşulan konulardan biri. Bug bounty sayesinde 18 yaşındaki biri, kıdemli bir güvenlik uzmanının bir senede kazandığı parayı bir ayda kazanabiliyor. Bu açıdan bakınca çok güzel. Ancak burada dikkat edilmesi gereken bazı konular var.

  1. Bug hunter gerçekten önemli uygulamalarda sofistike açıklar mı buluyor, yoksa düşük profilli sitelerde XSS bulan bir robota mı dönüşmüş? Eğer ilkiyse süper, böyle aynen devam. İkincisi ise bu yaptığı eylem onun iyi bir güvenlikçi olmasına pek katkı sağlamıyor.
  2. Kişi bulduğu güvenlik açıkları hakkında detaylı bilgiye sahip mi? Sıklıkla karşılaştığım bir durum da şu: kişinin çok sayıda bug bounty'si var ancak bulduğu güvenlik açıklarının nasıl çözülebileceğine dair bir fikri yok. İyi bir güvenlikçinin problemlere çözüm de sunması gerekli.

Sertifikalar
Sertifikaların bir kişinin bilgisini ispatladığına inanmıyorum. Sertifikadan ziyade kişinin ortaya koyduğu çalışmalar bence daha önemlidir. O yüzden kariyerinizin başında sertifika almak için uğraşmayın. İşe girin, şirketiniz şart koşarsa sertifika alırsınız.

Yüksek Lisans
Gördüğüm kadarıyla Türkiye'deki siber güvenlik yüksek lisansı bölümleri kurs gibi çalışıyor. Eğer akademik bir kariyer hedefliyorsanız buraları size tavsiye etmem. Eğer buraları bir kurs gibi değerlendirirseniz işinize yarayabilir. Ancak maddi imkanınız sıkışıksa buralara para harcamanızı tavsiye etmem.
submitted by utku1337 to trsec [link] [comments]


2019.10.03 05:34 furkantopal KGB'de "HAYATİ ACİL DURUM" adında yeni bir uygulama başlatıyorum. Bir gün herkese lazım olabilecek bir uygulama olduğundan tüm üyelerimiz bunu okusun lütfen.

Anlatacağım bu uygulama 'gerçekten' hayat memat meselesi içeren acil durumlar için geçerlidir. KGB grubu olarak kendi içimizde mizahımızı da yapıyoruz, birbirinden başka konseptlerde şeyler de paylaşıyoruz, derdimizi de anlatıyoruz, saçmalıyoruz da, kafamıza göre kendi ortamımızda kendi özgürlüğümüzü yaşıyoruz.
Yalnız bazen hayatta her şey yolunda gitmeyebilir ve her birimiz için 'acil' durumlar oluşabilir. Ben bu grubun kurucusu ve sahibi olsam da, yönetim ekibi de bu grubun yetkilileri olsa da, bu grup KGB'yi kullanan herkesindir. Zaten reddit'in yapısının şahıstan çok topluluğu ön plana çıkaran bi yapısının olduğunu söylemiştim buraya taşınırken, önceki Facebook'taki grubumuzda ":D" diye durum girdiğimde bile 1k like gelirdi hani bi postumun tutmaması imkansızdı, burda zaten bazı postlarım siklenmiyor bile ve bu bir açıdan güzel bir şey, ortamı daha adil kılıyor. Tabi önemli bir şey yazmışsam sikleniyor o yüzden bi problem yok yani. Yani halkın kendisi ayırt ediyor onu. Ama bizim burdaki en önemli ses duyurabilme silahımız gönderiyi başa tutturabilme yetkimiz. Yani başa tutturulan gönderinin görünmemesi imkansız oluyor bu sefer, ve bu o post için imtiyaz oluşturuyor. Burdaki yetkinin gücü bu. Ve ben bu yetki gücünü de KGB halkıyla şu şekilde paylaşmak istiyorum;
Herhangi bir acil durumda, kan ihtiyacıdır, sokakta kalma vs. gibi sıkıntılı bi durumda durumunuzu anlatan bir post girin, ardından modmail'den veya özelden yönetime mesaj atın. Durumun gerçekliğinin ayırdına varıldığı anda sadece modlar tarafından verilen "HAYATİ ACİL DURUM" flairi o posta verilip, o post başa tutturulacak. Ve gerektiği kadar orda kalacak.
Bu şekilde sesinizi direkt binlerce insana duyurabilmiș olacaksınız.
Ben hayattaki en önemli faktörün şans (veya Tanrı'nın dokunuşu) olduğunu düşünen bir insan olarak dünyayı güzelleştirecek asıl mantalitenin şanslı insanların şanssız insanlara yardım etmesi olduğuna inanan bir insanım. Çünkü derin düşündüğünüzde hayata başlarken beyninizden görüşünüze kadar sahip olduğunuz hiçbir şeyi siz seçmediğiniz gibi, -ki zaten bu kısımdan sonraki her şey yine buraya bağlanarak açıklanabilir- başınıza gelenleri de siz seçmezsiniz. Dolayısıyla bunda yargılanacak, hor görülecek, utanılacak bir şey yok. Zor durumda kaldığımızda bunun utanılacak bir şey olup mahcup hissetmemizi hangi mantalite bilinçaltımıza işlediyse artık, bu mantaliteyi özel durumlar için reddetmeliyiz. O yüzden aç kaldığınızda ve hiç para bulamadığınız bir durumda vs bile bunu buraya bildirebilirsiniz, ve lütfen yapın da, yapın ki bu toplumdaki güvensizliği en azından kendi aramızda bitirip güzel kareler görelim. Umarım yalnızca biz birilerinin durumunu paylaşmıș olmakla kalmayız, aynı şekilde diğer o an için şanslı olup o zor duruma düşmeyen arkadaşlar, zor duruma düşen arkadaşımıza destek olma konusunda özverili olurlar.
Ben bizzat kendim hayatımda benzer çok şey yaşadığım ve hala da zaten zaman zaman yaşamaya devam ettiğim için böyle durumda birilerini gördüğümde bu bana dokunuyor. Geçen birisi Moda sahilde nerde sabahlanır bilen var mı sahilde otursam bıçaklanır mıyım vs gibi şeyler yazmış, altında taktik falan verdim ama bu dediğim uygulamayı yapmalıyız ki eğer orada o arkadaşa evini açabilecek yakın biri veya yoldaş olabilecek biri varsa en azından bu şekilde adam o geceyi atlatabilsin.
Şahsen bu gruptaki birçok insan bana ben zor durumdayken para yolladığı gibi, ben de makul paralar kazandığım bir dönem gruptaki öğrencilere, askerlere vs para yolladım. Bi keresinde de gruptan birinin ödevini para karşılığı yapıp, o parayı da zaten grupta dağıtmıştım. Mevzu ben şöyle yaptım, ben böyle yaptım değil. Yardımlaşmayı, dayanışmayı öğrenmemiz gerek. Sadece klavyede tuşlara basmak yardım etmek olmuyor bazen. Sözler de yardımcı olmuyor. Bazen aksiyon almak gerekiyor. Toplumun manen bitmiş gibi gözüktüğü, ekonomik olarak insanların sıkıntıda olduğu bu kaotik topraklarda en azından kendi içimizde bir şeyler yapalım ki, belki bizim bu yaptığımız başka insanlara da örnek olur.
Sözün özü, herhangi bir zor durumunuzda yazabilirsiniz buraya değerli KGB'liler. Başa tutturması bizden, elimizden ne gelirse de yaparız.
Bu uygulama an itibariyle geçerlidir ve bundan sonra da hep öyle olacak, böyle bi durum olduğunda çekinmeden bildirebilirsiniz yani. Olmamasını temenni ediyor ve bol çıldırmalı güzel günler diliyorum.
submitted by furkantopal to KGBTR [link] [comments]


2019.04.19 18:43 Eltriux eMoJiLeRdEkİ tEhLiKe!1!!11!

EMOJI NEDİR? 👇 Emoji kelimesindeki "E" görsel, "Moji" ise karakter anlamı taşıyor yani sanalda kişinin ifade yansıtması gibi algılayabilirsinizÖncelikle en sık kullandığımız yüz emojilerini ve anlamlarını inceleyelim 👇 😀😃😄😁☺😊🙂😅😂🤣😌🙃😆 Gülme emojileri
😘😙😚😗 Öpücük emojileri
🤗kucaklaşmak isteyen emoji
😳😯😦😧😮😲 şaşırma emojileri
😞😔😟😕🙁☹️😫😩😢🥺😭 Üzgün emojiler
😣çaresiz kalma
😱😨😰 Korkma emojileri
😠😤😡😬😐 Kızgın emojiler . . . Gibi sıralama yapabiliriz Tabi her biri kendi içinde farklı anlamlar içeriyor ancak bunları bildiğimiz için tek tek açıklama gereği duymadık
Bu ve bunun gibi emojilerin kullanılmasında bir sakınca yokturEMOJILERDEKİ TEHLİKE
Sürekli kullandığımız her gün iç içe olduğumuz emojilerin aslında ne anlama geldiğini biliyor musunuz?
➖Emojilerde subliminal mesajlar var mı❓ ➖Emojilerin gerçek anlamları neler❓ ➖Emojilerde nasıl bir tehlike söz konusu❓Gelelim dini sembollere;
HRISTİYANLIK:
🏥⛑✝⚰💒⛪☦ Bu emojiler Hristiyanlığı sembolize eder ☦ortodoks 〰〰〰〰〰〰〰〰〰〰
BUDIZM ve HINDUIZM:
⚛☸🧘‍♀🧘‍♂🕉
🎎
☸=Dharma Çarkı (yasanın Çarkı) 👇 Bu sembol budizmde Nirvana'ya giden yolun sembolüdür
⚛=Lotus çiçeği Aydınlanma anlamındadır Tanrılar ve çakralar ile ilişkilendirilir 🧘‍♂🧘‍♀=yoga sembolleri
🕉=om sembolü Hindu ayinlerinde dua ve meditasyon amaçlı kullanılır Herşeyi bilmek her yerde bulunmak anlamındadır
〰〰〰〰〰〰〰〰〰〰
TAOIZM:
☯=yin-yang çemberi Taoizm dininin sembolüdür İyi ve kötüyü anlatan bu sembol aslında o kadar masum değildir Burada iyi ve kötü olarak anlatılan Tanrı ve şeytandır Taoizme göre yaratma,yönetme ve hükmetme yetkileri Tanrıdan alınıp (tao'dan alınıp) Te'ye verilmiştir Yin ve yang ise bu "Te" kavramını içerir Yani tanrı dışındaki Te'nin nasıl yarattığını ve varlık alemindeki gücünü temsil eder
〰〰〰〰〰〰〰〰〰〰
YAHUDİLİK:
✡🔯🏛🕍🕍🏛 Yahudilerin sembolleridir 6 köşeli yıldız siyonizmin sembolüdür ve 🕎 Şamdan yine musevilikte kullanılan bir semboldür
(Bunların uygun olmadığını söylememe gerek yok sanırım)🧙‍♀🧙‍♂🧝‍♀🧝‍♂🧛‍♀🧛‍♂🧟‍♀🧟‍♂🧞‍♀🧞‍♂🧜‍♀🧜‍♂🧚‍♀🧚‍♂👼👩‍🎤👨‍🎤🦸‍♀🦸‍♂🦹‍♀🦹‍♂🤶🎅🤠👾👽🤖👻🥳
Cadılar,vampir,zombi, uzaylı, tuhaf çizgi film karakterleri ve mitolojik sembolleri ifade eden bu emojileri kullanmak da uygun değildirŞimdi gelelim sakıncalı olan emojilere:
😈👿=şeytânî emojiler
😇=melek emojisi
👹👺=cin emojisi
🎃=Cadılar bayramını temsil eder
☠=kurukafa emojisi illuminati gibi gizli bir tarikatın sembolüdür bunu kullanmak uygun değildir (💀=esas kuru kafa sembolü budur)
🤤=ağzının suyu akmış bir emoji her türlü anlam ifade eder
Bu sembollerden uzak duralımPagan tılsım ve Sembolleri:
⛎♈♉♊🛐♓
☮=3 hilal ve dolunay sembolüdür Yani tanrıça üçlemesini sembolize eder (bakire/saflık, verimlilik,bilgelik)
♉=boynuzlu tanrı
♊=tanrı
Şintoizm: ⛩ Japonların çok tanrılı Dinlerinin sembolüdür“Shaka Sign” yani
“Shaka İşareti”🤙
Hawaii kültürüne ait bir el hareketi. Aslında Hawaii yerlilerine ait bir selam ve teşekkür anlamında kullanılmaktadır
Hawaii’deki insanlar komşu ülkeler ve sınırdaki çeşitli etnik kültürlerle iletişimlerinde “Aloha Ruhu”nu yaşatırken birbirlerinin dillerini tercüme etmek yerine ortak bir yerde buluşmak için “Shaka İşareti”ni seçtiler.🔱=şeytanın mızrağı
🙌=japonlarda dua etme anlamında kullanılır
🙏=Hristiyanlıkta dua etme anlamındadır
🤞= şans işareti olarak kullanılır Paganizmde kötülüğe karşı koruma sağladığına inanılır
🎋=tanabata ağacı Japon ve Çin geleneklerinde festivallerde üzerine dilekler asılan ağaç
🙇‍♀🙇‍♂= Özür dilemek ve secde
Japonlarda selamlaşma ve Özür dileme anlamında kullanılırken Budizmde secde şeklidir
Eşcinsellik işaretleri: 👨‍❤️‍👨 👩‍❤️‍💋‍👩 👨‍❤️‍💋‍👨 👩‍❤️‍👩 👨‍❤️‍👨 👩‍👩‍👦 👩‍👩‍👧 👩‍👩‍👧‍👦 👩‍👩‍👦‍👦 👩‍👩‍👧‍👧
👨‍👨‍👦 👨‍👨‍👧 👨‍👨‍👧‍👦 👨‍👨‍👦‍👦 👨‍👨‍👧‍👧
👬 👭
〰〰〰〰〰〰〰〰〰〰〰〰
🤟=satanizm işareti
🤘=rock n roll işareti
🖖=vulcan selamı
🤙=shaka işareti❗❗Vulcan selamı🖖Yahudi geleneğinde "kutsama" anlamındadır (uzun süre yaşamak için kutsarlar)
Bu işarete sinagoglarda da rastlamak mümkündür👆 Aloha: siz neye inanmak isterseniz o sizin gerçeğiniz olur felsefesi / ruhlar bilimi/sevgi ve barış anlamlarına geliyor
❗Yani bu işareti de kullanmak sakıncalıEMOJİLER İLE GELEN SİNSİ TEHLİKE
Hiç düşündünüz mü❓❗ Bundan 15-20 sene önce cep telefonları hayatımıza yeni girmeye başladığında ne kadar düzgün bir dil kullanıyorduk Sonra SMS'lerde türkçe harf kısıtlaması oldu! (Aslında bu da bilerek yapılmıştı) İnsanlar kontörleri daha az gitsin diye mecburen türkçe harfleri kullanmamaya başladılar
Daha sonra sesli harfler çıktı hayatımızdan sms yazarken (gym, nbr, tmm. ..)
Sonra kelimeleri yuvarlamaya başladık (gelcem, yapcam, yazcam...vb) Tabii bu aşamada bedava binlerce sms verdiler bize Neden? Çünkü katledilecek bir şey kalmamıştı çok fazla kalan da zaten yine sms ile böyle yuvarlayarak katledilmeliydi!...
Bu durum öyle bir bulaşıcı hâl aldı ki artık yazdığımız gibi konuşur olduk hatta bu kelimelerin gerçek yazılışlarını unuttuk (geleceğim, yazacağım vb... doğru olan hâli)
Ve şimdi, sms devri bitti çünkü çok daha renkli ve eğlenceli seçenekleri olan whatsapp vb programlar sunuldu bize
Peki şimdi neler oldu dersiniz?! Emojiler ile anlaşır olduk Random(sfsffeffsff... gibi) ile kendimizi ifade eder olduk Özellikle gençlere bakıyorum artık sadece böyle yazmıyorlar böyle KONUŞUYORLAR ❗
(Meselâ bir şey hoşlarına gittiği zaman "kalp,gülücük,kalp" vb diyorlar...)
Bu gidişat nereye??
Bir sonraki adım ne??
Hiç düşündünüz mü❓❓❓📜📃📄📑📰📋📖🧾📇 Bu emojilerde aslında bizim göremeyeceğimiz kadar küçük olan yazılar var ama bilinçaltımız bunu farkediyor
Hepsinin içeriğini bilmesek de bazılarının içeriklerini öğrenme fırsatımız oldu 👇 📖=Apple'ın yasaklanan reklamının metni yazıyor Reklam, "Think different" yani "farklı düşün" diyor Ancak reklamda kurallara karşı çıkma ve asi olma teşvik edilmiştir
📆📅=24 Şubat whatsapp'ın kuruluş tarihidir o yüzden takvim bu tarihi gösteriyor
📃📄=resmi büyütünce sevgili Kate diye bir mektup başlıyor ancak yazının devamında ne var bilmiyoruz21. YÜZYILDA DÜNYA TARİHİNE FORMAT ATILIYOR
➖DİN tarihine ➖DİL tarihine ➖KÜLTÜR tarihine ➖AİLE tarihine ➖İNSANLIK tarihine ➖ALGILARIMIZAYeni bir dil oluşturmaya çalışıyorlar tüm dünyayı ortak alfabeye geçirecekler ❗hedefleri tüm dilleri kaldırıp tek bir dil ile dünyaya hakim olmak⚠Emoji Dünya alfabesi olarak tasarlanmıştır ⚠
🔸Dil insan için çok önemlidir Biz hakikati dil ile sorguları
🌾 Dil ve düşünce arasında bir bağ vardır
🌔Kelime zenginliği ne kadar çoksa o kadar çok alemi,evreni, hakikati sorgularız ama dil olmazsa sorgulanacak bir şey kalmaz ❌
❗Bu bir milletin dilini ve dinini değiştirme projesidir
Burada asıl hedef dindir 〽İnsanları dinsizleştirmeye çalışıyorlar "Bunun dil ile ne alakası var?" Diyebilirsiniz
💢Ama kültürel değişim bir bütündür Dil olmadan nasıl düşüncelerimizi aktaracağız? Nasıl insanlara tebliğ edeceğiz?👆Türk Telekom'un 2017 yılında kullanıcılara sunduğu, Türkçe odaklı klavye uygulaması Tabi GIF ve emojilerden oluşuyor ❗•Dilimize ve dillere sahip çıkalım •Bol bol kitap okuyalım
Ve mümkün olduğunca emojilerden uzak duralım.
submitted by Eltriux to kopyamakarna [link] [comments]


2018.11.28 23:39 akunal reply

Tevbe 5: Bu ayetten şikayetiniz herhalde müşrikleri nerede bulursanız öldürün demesi. Bütün müşrikleri kastetseydi hak verirdim ama önceki ayetlere bakarsak sadece yapılan anlaşmaları bozan müşrikleri kapsadığını anlayabiliriz.
1: Allah ve Resûlünden, kendileriyle antlaşma yapmış olduğunuz müşriklere kesin bir uyarıdır.
2: (Ey anlaşmalarında durmayan müşrikler!) İşte size fırsat! Bu günden itibaren yeryüzünde dört ay süreyle istediğiniz gibi dolaşıp elinizden gelen her türlü hazırlığı yapın; fakat bilin ki, hiçbir şekilde Allah’a karşı koyamaz ve O’nun kudretinden kaçıp kurtulamazsınız. Hiç şüphesiz Allah, kâfirleri rüsvay edecektir.
3: Ve, Büyük Hac gününde Allah ve Rasûlü’nden insanlara bir duyurudur bu: Muhakkak ki, Allah’ın ve aynı zamanda O’nun Rasûlü’nün (anlaşmalarında durmayan) o müşriklerle hiçbir alâkası kalmamıştır. Fakat (ey müşrikler), eğer tevbe eder de mevcut tutumunuzdan vazgeçerseniz, bu elbette hakkınızda hayırlı olandır. Yok, yine yüz çevirmeye devam edecek olursanız, şunu iyi bilin ki, asla Allah’a karşı koyabilecek, O’ nun kudretinden kaçıp kurtulabilecek değilsiniz. (Ey Rasûlüm!) Küfürde ısrar edenleri pek acı bir azapla müjdele!
4: Ancak Allah’a ortak koşanlardan, kendileriyle antlaşma yapmış olduğunuz, sonra da antlaşmalarında size karşı hiçbir eksiklik yapmamış ve sizin aleyhinize hiç kimseye yardım etmemiş olanlar, bu hükmün dışındadır. Onların antlaşmalarını, süreleri bitinceye kadar tamamlayın. Şüphesiz Allah, kendine karşı gelmekten sakınanları sever.
5: Haram aylar çıkınca bu Allah’a ortak koşanları artık bulduğunuz yerde öldürün, onları yakalayıp hapsedin ve her gözetleme yerine oturup onları gözetleyin. Eğer tövbe ederler, namazı kılıp zekâtı da verirlerse, kendilerini serbest bırakın. Şüphesiz Allah çok bağışlayıcıdır, çok merhamet edicidir.
Maide 51: Ey inananlar! Yahudi ve hıristiyanları dost edinmeyin. Onlar birbirlerinin dostlarıdırlar. Sizden kim onları dost edinirse, kuşkusuz o da onlardandır. Şüphesiz Allah, zalimler topluluğunu doğruya iletmez.
Bu konuda Said Nursi’nin açıklamasını kullanacağım.
“Âyette geçen "Yahudi" ve "Hıristiyan" kelimeleri türevdir. Bu kelimelerin kaynağı ise “Yahudilik” ve "Hıristiyanlık"tır. Âyetteki hüküm türev üzerine bina edildiği için kâide gereğince Yahudi ve Hıristiyanlar, dinleri için, dinlerini yansıttıkları için sevilmez. Yahudilik ve Hıristiyanlık açısından onlarla dostluk kurmak ve onları sevmek haramdır. Öyleyse mühendislik, mucitlik, doktorluk, güzellik, yöneticilik gibi dinlerine ait olmayan diğer güzel ve meşru nitelikleri sevilebilir ve bu yönleriyle onlarla dostluk kurulabilir. Çünkü bu nitelikleri âyetin yasak kapsamı dışında kalır. Şayet âyet-i kerime şöyle buyursaydı, dostluk ve muhabbet onların bütün niteliklerini kapsardı: "Yahudi ve Hıristiyanların kendilerini dost edinmeyin!" Çünkü o zaman, dinlerine ait olsun veya olmasın, kendileriyle her bakımdan dostluk ve muhabbet yasak olmuş olurdu.”
Ayrıca islam tarihi boyunca Müslümanların Gayrimüslimler ile barış içinde yaşadığı bilinen bir gerçek.
Ahzab 37: Hani sen Allah’ın kendisine nimet verdiği, senin de (azat etmek suretiyle) iyilikte bulunduğun kimseye, “Eşini nikâhında tut (onu boşama) ve Allah’tan sakın” diyordun. İçinde, Allah’ın ortaya çıkaracağı bir şeyi gizliyor ve insanlardan çekiniyordun. Oysa kendisinden çekinmene Allah daha lâyıktı. Zeyd, eşinden yana isteğini yerine getirince (eşini boşayınca), onu seninle evlendirdik ki, eşlerinden yana isteklerini yerine getirdiklerinde (onları boşadıklarında), evlatlıklarının eşleriyle evlenmeleri konusunda mü’minlere bir zorluk olmasın. Allah’ın emri mutlaka yerine getirilmiştir.
38 : Peygambere Allah'ın takdir ettiği, mübah kıldığı şeyde bir darlık yoktur. Bundan önce geçen bütün peygamberler hakkında Allah'ın sünneti böyledir. Allah'ın emri ise biçilmiş bir kaderdir.
Bu ayetin inişi ve Hz. Muhammed’in Zeynep ile evliliğinin nedeni Araplarda cahiliye döneminden kalan bir törenin kaldırılmak istenmesidir. Töre gereği bir insan evlatlığının eşi ile evlenemezdi.
Olayın geçmişine baktığımızda Hz. Muhammed azad edilmiş bir köle olan evlatlığı Zeyd’i halasının kızı olan Zeynep ile toplumsal tabakaları yıkmak için evlendirmiştir. Ancak aradaki farktan dolayı evlilik yürümemiştir ve Zeyd Hz. Muhammed’e gelip boşanmak istediğini söylemiştir. Hz Muhammed ise “Eşini nikâhında tut (onu boşama) ve Allah’tan sakın” diyerek reddetmiştir ancak sonuç olarak Zeyd eşini boşamıştır. Gelen ayet üzerine de Hz. Muhamed Zeynep ile evlenmiştir ki cahiliye devrinden kalan adetin geçersizliği ispatlansın.
Hz. Muhammed'in Zeynep'in güzelliğinden etkilenip onu Zeyd'den boşayıp kendisine eş olarak alması tarzı asılsız iddialar var. Zeynep Hz. Muhammed'in zaten halasının kızıdır, isteseydi zamanında pekala kendine alabilirdi. Zaten Zeyd ile Zeynep'i tabuları yıkmak için kendisi evlendirmiştir.
Nisa 144:
139: Onlar, müminleri bırakıp kâfirleri dost ediniyorlar. Onların yanında izzet ve şeref mi arıyorlar? Halbuki bütün izzet ve şeref Allah'a aittir.
140: Allah size Kitab (Kur'an)da: "Allah'ın âyetlerinin inkâr edildiğini ve onlarla alay edildiğini işittiğiniz zaman, başka bir söze geçmedikleri müddetçe, o kâfirlerle oturmayın. Aksi halde siz de onlar gibi olursunuz" diye hüküm indirdi. Muhakkak ki Allah, münafıkların ve kâfirlerin hepsini cehennemde toplayacaktır.
141: Onlar sizi gözetleyip dururlar. Eğer Allah tarafından size bir zafer nasip olursa: "Biz sizinle beraber değil miydik?" derler. Şayet kâfirlerin zaferden bir payı olursa: (Bu defa da onlara): "Size üstünlük sağlayarak sizi müminlerden korumadık mı?" derler. Allah, kıyamet gününde aranızda hükmünü verecektir. Allah, müminlerin aleyhine kâfirlere hiçbir yol vermeyecektir.
142: Münafıklar, Allah'ı aldatmaya çalışırlar. Halbuki Allah, onların oyunlarını başlarına geçirecektir. Onlar, namaza kalktıkları zaman tembel tembel kalkarlar. İnsanlara gösteriş yaparlar. Allah'ı pek az anarlar.
143: Münafıklar, küfür ile iman arasında bocalamaktadırlar. Ne bu müminlere bağlanırlar, ne de şu kâfirlere. Allah kimi doğru yoldan saptırırsa, sen artık ona kurtuluş yolu bulamazsın.
144: Ey iman edenler! Müminleri bırakıp da kâfirleri dost edinmeyin. Kendi aleyhinizde Allah'a apaçık bir delil mi vermek istiyorsunuz?
Bu ayeti "körle yatan şaşı kalkar"a benzetebiliriz. Kafirler gibi olmamak için onlarla dost olmamanın nesi yanlış?
Maide 33:
27: Onlara Âdem'in iki oğluyla ilgili haberi hakkıyle oku. Hani her ikisi birer kurban sunmuşlardı, birinden kabul edilmiş, diğerinden kabul edilmemişti. (Kurbanı kabul edilmeyen, ötekine):" Seni öldüreceğim" demişti. Diğeri ise şöyle demişti: "Allah, yalnız kendisinden korkanlardan kabul eder".
28: "Allah'a yemin ederim ki, sen beni öldürmek için bana el uzatsan da, ben seni öldürmek için sana el uzatacak değilim, ben âlemlerin Rabb'i olan Allah'tan korkarım.
29: "Ben isterim ki sen, benim günahımı da, kendi günahını da yüklenip ateş halkından olasın! Zalimlerin cezası budur".
30: Bunun üzerine kurbanı kabul edilmeyenin nefsi kendisini, kardeşini öldürmeye teşvik etti ve onu öldürdü. Böylece zarara uğrayanlardan oldu.
31: Derken Allah bir karga gönderdi, ona kardeşinin cesedini nasıl gömeceğini göstermek için toprağı eşeliyordu. "Yazıklar olsun bana, şu karga kadar olup da kardeşimin cesedini gömmekten âciz miyim ben?" dedi ve pişman olanlardan oldu.
32: Bunun içindir ki, İsrâiloğulları'na: "Kim, bir cana kıymayan veya yeryüzünde bozgunculuk çıkarmayan bir nefsi öldürürse, bütün insanları öldürmüş gibi olur. Kim de bir nefsin yaşamasına sebep olursa, bütün insanları yaşatmış gibi olur" hükmünü yazdık (farz kıldık). Şüphesiz ki onlara peygamberlerimiz açık delillerle geldiler. Yine de bundan sonra onların birçoğu yeryüzünde aşırı gitmektedirler.
33: Allah ve Resulüne karşı savaşan ve yeryüzünde fesat çıkarmaya çalışanların cezası, ancak öldürülmeleri veya asılmaları yahut ayak ve ellerinin çaprazlama kesilmesi, ya da yeryüzünde başka bir yere sürgün edilmeleridir. Bu, dünyada onlar için bir zillettir. Ahirette ise onlar için büyük bir azab vardır.
34: Ancak kendilerini yakalamanızdan önce tevbe edenler başka. Bilin ki Allah, çok bağışlayan ve çok merhamet edendir.
Allaha ve Resulüne karşı savaşıp fesat çıkaranlara neden ceza verilmesin? Zaten sonraki ayette tevbe edenleri cezadan hariç tutuyor. Bunların dışında 32. Ayeti es geçerek İslam öldürmeyi emrediyor demek çok da mantıklı olmaz.
Ali Imran 28:
28: Mü’minler, mü’minleri bırakıp da kâfirleri (işlerine vekil, müsteşar, başlarında idareci ve küfürleri sebebiyle) dost edinmesinler. Kim böyle yaparsa (bilsin ki o), kaynağı Allah olan bir yol, bir sistem üzerinde değildir ve Allah’tan göreceği bir yardım ve sahiplenme de yoktur; ancak (hakim konumda bulunan) o kâfirlerden (dininize, toplumunuza, mukaddeslerinize ve canınıza gelecek önemli bir tehlikeden) bir şekilde korunmanız hali müstesna. Her halükârda Allah, sizi Kendisi’ne karşı gelmekten sakındırır. Ancak Allah’adır nihaî varış.
29: De ki, göğüslerinizdekini gizleseniz de, açığa vursanız da Allah onu bilir. Göklerde ne var, yerde ne varsa hepsini bilir. Hiç şüphesiz Allah, her şeye kadirdir.
Ayette müminlerin diğer müminleri bırakıp da İslam’a düşmanlığı apaçık olan kafirlerin emri altına girmelerinin, işlerini onlara bırakmalarının ve küfür noktasında onlarla dostluk kurmalarının, müminleri Allah’ın yolundan uzaklaştıracağını belirtmiş. Nisa 144 ile benzer bir ayet.
Nahl 75:
73: Ve (kendileri dahil herhangi bir varlığı) rızıklandırma adına göklerden ve yerden hiçbir şeyin mülkiyetine sahip bulunmayan, esasen böyle bir şeyi yapabilecek güçte de olmayan birtakım varlıklara mı ibadet ediyorlar?
74: Artık birtakım benzetmelerde bulunarak, temsiller, misaller getirerek Allah’a benzerler icat etmeyin. (Kendisini, Kendisi hakkındaki gerçeği ve başka her bir varlığın gerçek mahiyetini tam olarak ancak) Allah bilir, siz bilmezsiniz.
75: Allah, (Kendisine kul olup başka her türlü kulluktan kurtulan gerçek hürlerle, Kendisine kulluğu bırakıp pek çok ma’budlar edinen ve böylece köle gibi hürriyetlerini teslim edenler arasındaki farkı açıklamak için) bir misal veriyor: Bir yanda, bir şahsın kölesi olup kendine ait bir yetkisi ve herhangi bir şey üzerinde tasarruf hakkı bulunmayan âciz bir adam; diğer yanda, tarafımızdan kendisine güzel ve bol rızık verdiğimiz ve bundan gizli açık infak eden (hür) bir adam: bu ikisi hiç bir olur mu? Bütün hamd, (insanları hür yaratan, hürriyetlerini korumak için kendilerine Din gönderen, bütün kâinatın hakimi ve mülkün yegâne sahibi) Allah içindir. Ne var ki, insanların çoğu bunu bilmezler (de, pek çok ma’bud edinip, onlara kölelikte bulunur ve dalkavukluk ederler).
Yetmiş beşinci ayetteki köle kavramı normal köle manasında olmayıp Allah’tan başkasına kul olan müşriklere ve dalkavuklara yapılan bir benzetmedir. Günümüzdeki bazı şeyhlerin müritleri veya reisin etrafındakiler gibi.
Nisa 34:
32: (Dünyada geçimlikler farklı farklıdır. Erkek veya kadın olmak da elinizde değildir. Dolayısıyla,) Allah’ın bazınıza bazınızdan daha fazla verdiği (makam, servet, fizikî cazibe gibi) dünyalıklar hususunda, (“Keşke bizim de olsaydı!”) şeklinde temennide bulunmayın ve (aranızda kıskançlığa düşmeyin; Allah’ın yaptığı paylaştırmaya da itiraz etmeyin). Erkekler için çalışıp kazandıklarından bir pay (ve işledikleri amellerden dolayı sevap veya günah) olduğu gibi, kadınlar için de çalışıp kazandıklarından bir pay (ve işledikleri amellerden dolayı sevap veya günah) vardır. (Bununla birlikte, mevcutla yetinmeyin; meşrû dairede ve Allah rızası istikametinde olmak kaydıyla, gayretinizi ve hedefinizi büyük tutup, çalışarak ve dua ile) Allah’ın lütf u kereminden isteyin. Şüphesiz Allah, her şeyi hakkıyla bilir ve her yaptığını bilerek yapar.
33: Annebaba ve diğer yakın akrabanın ölümlerinden sonra bırakacakları terike için vârisler belirledik. (Bu vârislerin terikede kendilerine verilmesi gereken belli hakları olduğu gibi,) yeminlerinizle aranızda mukavele akdettiğiniz kişilerin de haklarını verin. Şüphesiz Allah, her şeye (ve bu arada, yaptığınız her işe ve her anlaşmaya) hakkıyla şahittir.
34: (Sahip kılındıkları birtakım sıfatlar ve yüklendikleri vazife ve sorumluluk açısından erkeklik vasfına tam sahip bulunan) erkekler, kadınlar üzerinde koruyucu ve yöneticidirler. Bu, (yöneticilik ve koruyuculuk noktasında) Allah’ın bazı insanları bazılarından, (bu arada genellikle erkekleri de kadınlardan) daha kapasiteli yaratmasından ve bir de erkeklerin (mehir verme ve evin bütün masraflarını yüklenme gibi) mâlî sorumluluklarından dolayıdır. Gerçekten iyi kadınlar, Allah’a karşı itaatkâr, (meşrû çerçevede ve günahta olmamak kaydıyla) kocalarının hukukuna da riayet eden ve Allah nasıl gizli ve mahrem kalması gereken hususları koruyor ve onların açılmasına müsaade etmiyor ise, aynı şekilde (namuslarını, aile sırlarını, ailenin mal, şeref ve haysiyetini ve kocalarının hukukunu) bilhassa kimsenin görmeyeceği yerlerde ve kocalarının yokluğunda koruyan kadınlardır. Dikbaşlılığından yıldığınız kadınlara gelince: önce onlara öğüt verin; ıslah olmazlarsa, onları yatakta yalnız bırakın ve yine yola gelmezlerse (hafifçe) dövün. Eğer (Allah hakkı, aile fertlerinin eğitimi ve yetiştirilmesi başta olmak üzere, kendinize de ait meşrû isteklerinizde) size itaat ederlerse, onlara yüklenmek için bir sebep ve mazeret aramayın. Unutmayın ki Allah, mutlak yücedir aşkındır, mutlak büyüktür.
“Yine, kadın-erkek münasebetleri ve aile hukuku açısından bu çok önemli âyet, özetle şu gerçeklere parmak basmaktadır:
• Allah (c.c.), insanları bir ve her bakımdan birbirlerinin aynısı yaratmamış, hayatın gereği, meselâ toplumda iş bölümü ve meslek seçiminin esası olarak, herkese başkalarına göre bir noktada üstünlük vermiştir. Bunun gibi, her kadın ve erkek için aynı şekilde ve derecede olmamakla birlikte, genellikle bazı hususlarda kadınları erkeklerden daha üstün yarattığı gibi, bazı konularda ve bu arada idarecilik ve koruyuculuk hususunda da erkeklere kadınlar üzerinde bir mevki tanımıştır.
• Allah, kadınlara göre daha güçlü yarattığı, kendilerine daha üstün idare kabiliyet ve kapasitesi verdiği, bir de ailenin mâlî sorumluluğunu üzerlerine yüklediği için erkeği evde reis kılmıştır. Fakat bu reislik, mutlak bir hakimiyet değil, “Bir topluluğun efendisi, idarecisi, ona hizmet edendir.” hadis-i şerifinde ifade buyurulduğu üzere, hizmetini görme, bakım ve görünümünü yapma, sahip çıkma, koruma ve evin dirlik ve düzenliğini sağlama görev ve fonksiyonudur. Tabiî, “nimet ölçüsünde sorumluluk veya sorumluluk ölçüsünde nimet” kaidesince, bu görev ve fonksiyonu yerine getirmede, her idarecinin emretme ve itaat isteme yetkisi olacaktır.
• Aile fertlerinin terbiyesi, bilhassa bir âyet-I kerimede buyurulduğu üzere (Tahrîm Sûresi/66: 6), âhiretlerini kurtaracak şekilde dinî yönden yetiştirilmesi ve evin idaresi, dirlik ve düzeni öncelikle erkeğe ait ağır bir vazife ve sorumluluk olduğu için, erkek bunu yerine getirmede bir eğitimci gibi davranmak durumundadır. Kur’ân, kadınlarla ilgili olarak bu konuda erkeğe önce tavsiye, sonra yatakta ondan ayrı durma ve bu da işe yaramazsa hafifçe dövme şeklinde kademeli bir eğitim yolu göstermektedir. Son derece önemli olan bu husus, ne yazık ki bazı sözde kadın hakları savunucularınca tenkit edilmektedir. Halbuki bunun eğitim gayeli olduğu açıktır. İkinci olarak, dövülecek olan kadın değil, dikbaşlılık yapan, evde kendine düşen vazifeyi yerine getirmeyen, ahlâk ve maneviyatına önem vermeyip kendine zulmeden varlıktır. Üçüncü olarak, dövmenin derecesi hadis-i şeriflerle ortaya konmuş, yüze vurma yasaklanmış (Ebû Davud, “Nikâh”, 42), bunun bir son çare olduğu önemle vurgulanmış ve erkekler, bundan mümkün olduğunca sakındırılmıştır. Nitekim, âyette de hemen arkadan gelen ikaz bu yöndedir."
Bakara 223:
Kadınlarınız sizin ekinliğinizdir, (onlara temiz tohum bırakır ve hasılat olarak nesil elde edersiniz;) o halde ekinliğinize dilediğiniz zamanda dilediğiniz biçimde varınız ve kendiniz için (ileriye dönük, geliri hiç tükenmeyecek hasılat) göndermeye çalışınız. (Her hususta olduğu gibi, kadınlarla münasebetinizde ve nesil yetiştirme konusunda da) Allah’a isyandan, O’nun koyduğu hükümlere riayetsizlikten sakınınız. Bilin ki, mutlaka O’nun huzuruna çıkacaksınız. (O’nun huzurunda görecekleri muameleden dolayı) mü’minleri müjdele.
“Âyet-i kerime, çok özlü ifadelerle, kadın-erkek beşerî münasebetlerdeki asıl maksadın şehveti tatmin değil, tenasül, yani çoğalma ve hayırlı nesiller yetiştirme olduğunu ihtar etmektedir. Şehveti tatmin, böyle bir netice için verilmiş, o neticeye götürücü, onu kolaylaştırıcı, nesil yetiştirmedeki zorluklara katlanılmasını sağlayan, hattâ onu zevkli bir meşgale haline getiren bir avanstır. Evlilikte, bunun yanısıra, daha başka âyetlerde ifade buyurulduğu üzere, eşlerin bilhassa günahlara karşı birbirlerine örtü olmaları, birbirlerini (mânen) güzelleştirmeleri, dertlerini ve sevinçlerini paylaşarak, kalbden kalbe sevgi ve saygı bağıyla birbirlerine hayat arkadaşlığı yapmaları gibi daha pek çok fayda ve hikmetler de vardır. Bu bakımdan, evlilikte en önemli unsur, bir önceki âyette geçtiği ve bir hadis-i şerifte de buyurulduğu üzere, eşlerin dindar olması, bunun yanısıra, bilhassa geçimde eşlerin birbirlerini aşağılamamaları, karşılıklı saygı ve anlaşma adına önemli bir faktör olarak, yine hadis-i şerifin parmak bastığı üzere, küfüv, yani (en azından kültür, bilgi, anlayış gibi hususlarda) belli ölçülerde de olsa denkliktir.”
Yapılan tarla benzetmesi bazıları tarafından kadına hakaret sanılıyor ama ‘tarla’ kelimesinde ne gibi bir sıkıntı var? Gayet de yerinde bir benzetme, eğer tarlana ve tohumuna düzgün bakarsan verimli mahsul elde edersin.
https://www.youtube.com/watch?v=iICeKNiDhVo
Nisa 3:
2: Yetimlere mallarını verin. Temizi pis olanla (helâli haramla) değişmeyin. Onların mallarını kendi mallarınıza katıp yemeyin. Çünkü bu, büyük bir günahtır.
3: Himayenizdeki yetim kızlarla evlendiğinizde eğer haklarını gerektiği ölçüde gözetemeyeceğinizden korkarsanız, bu takdirde, size helâl olup da arzu ettiğiniz başka kadınlardan iki, üç veya dört tanesiyle evlenebilirsiniz. Eğer, birden fazla hanımınız olur da aralarında (nafakalarını temin ve birlikte geceleme gibi, hukuki açıdan) adalet yapamamaktan korkarsanız, bu durumda bir tanesiyle veya elinizin altında bulunan cariyelerle yetinin. Böyle davranmanız, zulme ve haksızlığa meyletmemeniz için daha uygun, daha elverişlidir.
http://www.sonsuzlukkulesi.com/kuranda-cok-eslilik-cariye-kavrami/
“Bazıları bilgi noksanlığından, bazıları da kasıtlı olarak, İslâm’ı 4’e kadar kadınla evlenmeye müsaade ettiği için eleştirmektedir. Oysa bu eleştiriler, pek çok açıdan haksızdır. Şöyle ki:
• Birden fazla kadınla evlenme (çok eşlilik), bütün tarih boyu hemen hemen bütün insan topluluklarında görülen bir uygulamadır. Ahd-i Atik, onu yasaklamak şöyle dursun, Hz. Davud ve Hz. Süleyman’ın çok sayıda hanımları olduğundan bahseder (Samuel 2, 5: 13) İncil'de ise çok evliliği yasaklayan hiçbir ifade yoktur. Peder Eugene Hillman, Polygamy Reconsidered (Çok Eşliliği Yeniden Değerlendirme) adlı eserinde, “Yeni Ahid’in hiçbir yerinde tek evliliği emreden veya çok evliliği yasaklayan herhangi bir ifade yoktur” der. Kaldı ki, kendi zamanında Yahudi toplumunda çok evlilik uygulandığı halde, Hz. İsa buna ses çıkarmamıştır. Roma Kilisesi’nin çok evliliği yasaklaması, Kitab-ı Mukaddes’e dayalı bir yasaklama değil, tek kadınla evlenmeyi öngören, fakat metres ve fuhşa tolerans gösteren Greko-Romen geleneğine dayalı bir yasaklamadır. Kitab-ı Mukaddes, çok eşliliğe sınır getirmezken, Kur’ân bu uygulamayı 4’le sınırlandırmış, bunu emretmemiş, hattâ tavsiye etmemiş, sadece eşler arasında adaleti gözetme şartını da getirerek, bir izin, bir ruhsat olarak vazetmiştir.
• Her zaman için çok kadınla evlenmenin bilhassa gerekli olduğu şartlar, yerler ve dönemler vardır. İslâm, her şart, her dönem ve her yerde geçerli evrensel bir din olduğu için, böylesi şartların, yerlerin ve dönemlerin gerekliliklerini de göz ardı edemez. Meselâ, savaş zamanlarında kadın nüfus erkek nüfusu daima aşar. Amerika’nın Batılılar tarafından keşfinden sonra, Kızılderili toplumlarda erkek nüfus sürekli azalmış ve kadının çok itibarlı bir yere sahip olduğu bu topluluklarda bu problem, çok eşlilikle çözülmeye çalışılmıştır. İkinci Dünya Savaşı sonunda Almanya’da evlenme ve çocuk sahibi olma çağındaki kadın nüfus, erkek nüfustan 7.300.000 fazla olup, bunların 3.300.000’i dul idi. Bilhassa savaş sonrası şartların ağırlığı altında ezilen kadınlar için en geçerli yol, bir erkeğin bakım ve koruması altına girmekti. Evet, bu şartlarda kadınlar, ya Kızılderili toplumlarıııda olduğu gibi ikinci veya üçüncü eş olarak nikâhlanacak veya İkinci Dünya Savaşı sonrası modern Batı’da görüldüğü üzere, özellikle galip kuvvetleri tatmin eden birer metres veya fahişe olmaya itilecekti.
• Sadece savaş şartlarında değil, normal durumlarda da kadın nüfusun erkek nüfusu aştığı dönemler olur. Meselâ, bugün ABD’de evlilik ve çocuk sahibi olma çağındaki kadın nüfus, erkek nüfustan 8-10 milyon daha fazladır (Hillman, 88-93). Bu durumda, bekâr kalma, kadınları öldürme, her türlü gayr-ı meşrû münasebeti serbest bırakma veya çok evliliğe müsaade etme dışında herhangi bir çözüm yolu yok ise, bunlardan hangisini tercih etmek daha İnsanî ve kadının şerefine yakışan bir yoldur? 1987 yılında Berkeley Kaliforniya Üniversitesi’nde bir öğrenci gazetesinin yaptığı ankete katılan öğrencilerin hemen hepsi, “Evlenme çağındaki erkek nüfusun az olduğu şartlarda, erkeklerin birden fazla kadınla evlenmesi kanunen meşru olmalı mı?” sorusuna “Evet” cevabı vermiştir. (J. Lung, Struggling to Surrender, 172)
• Bugün modern toplumlarda görülen bazı problemlerin çözümü yine çok eşlilikte yatmaktadır. Roma Katolikliği’ne bağlı Amerikalı bir antropolog olan Philip Kilbride, Plural Marriage For Our Time (Günümüzde Çok Eşlilik) adlı eserinde, çok kadınla evlenmeyi Amerikan toplumundaki bazı hastalıkların çözüm yolu olarak sunar. Ona göre, çok kadınla evlilik, çocukların çok menfî olarak etkilendiği boşanma hadiselerinin yol açtığı olumsuzluklara alternatif bir çözüm olabilir. (Kilbride, 118)
• Meselenin psikolojik boyutları da vardır. Meselâ Müslüman, Hıristiyan veya bir başka dinden yeni evlenmiş pek çok Afrikalı hanım, kendisini iyi bir koca olarak ispatlamış bir erkeğe ikinci eş olarak gitmeyi tercih ettiklerini belirtmişlerdir. Aynı şekilde pek çok kadın, gerek yalnızlıktan kurtulmak, gerekse işbirliği yapmak için evde ikinci, üçüncü bir eşi kabul etmektedir. (Hillman, 92-97) Meselâ, Nijerya’da 15-59 yaş arası kadınlar arasında yapılan bir ankete katıklıların % 60’ı çok eşliliği tasvip ederken, kırsal Kenya’da yapılan bir ankete katılan 27 kadından 25’i, bir erkeğin tek hanımı olmaktansa, birkaç hanımından biri olmayı tercih ettiğini belirtmiştir. (Kilbride, 108-109)
• Burada ilave edilmelidir ki, günümüz İslâm toplumlarıııda çok büyük oranda yaygın olan, tek kadınla evliliktir. Bu toplumlarda çok ka¬ dınla evlilik vakası, Batı toplumlarıııda evlilik dışı ilişkilerden çok daha az sayıdadır. Ünlü Amerikalı Hıristiyan vaiz Billy Graham, şöyle yazıyor: “Günümüzde Hıristiyanlığın çok evlilik konusunda uzlaşmaya gitmemesi, aleyhine bir durumdur. İslâm, birtakım sosyal hastalıklara karşı sınırları ve çerçevesi çizilmiş bir çare olarak çok evliliğe izin vermiştir. Hıristiyan ülkeler, tek kadınla evlilik şovu yapıyorlar ama, uygulamada hepsinde çok eşlilik var. Bugün kimse, Batı toplumlarıııda metreslerin oynadığı rolü bilmiyor. Bu noktada İslâm, temelden iffet, namus ve İnsanî fazileti koruyan bir dindir. Toplumun ahlâkî bütünlüğünü muhafaza etmek için çok kadınla evliliğe izin vermekle birlikte, her türlü gayr-ı meşrû ilişkiye de kapıları kapamaktadır.” (Abdürrahman Doi, Womarı in Shari ‘ah , 76)
• Bütün bunlardan sonra, hepsinden önemli olan şu husus bilhassa belirtilmelidir: “Tabiat”ta bitkiler ve hayvanlar dünyasında da görüldüğü üzere, evlilikten asıl maksat üremedir, çoğalmadır. Evlilik ilişkisinin verdiği lezzet, üremenin gerçekleşmesi adına bir avanstır. Bir kadın, ayın belli günlerinde ve genel olarak 50 yaşından sonra üremeye hizmet etmez. Buna karşılık erkek, ortalama 70 yaşma kadar, hattâ daha da öteye ve yılın her gününde üreme adına müsaittir. Şu halde, evliliği tek kadınla sınırlama, onu asıl maksadına hizmetten alıkoyma demektir. Kaldı ki, yukarıda belirtildiği üzere İslâm, çok kadınla evlenmeyi emretmez, fakat yasaklamaz da. Onu bir izin, bir ruhsat olarak kabul eder ve evliliğin sebep olduğu, ailenin geçimi ve miras gibi konularda hukukî düzenlemeler getirmiş bulunmasının yanısıra, bu ruhsatı uygulamada manevî-ahlâkî kaideler de koymuştur (Şerif Muhammed’den özetle).
Köle-cariye meselesini değerlendirirken, aşağıdaki noktalar göz önüne alınmalıdır:
• İslâm, her şeyden önce, kölelik ve/veya cariyeliği getiren bir din olmayıp, kendisini bu uygulamanın uluslararası çapta ve en acımasız şartlarda sürdüğü bir ortamda bulmuştur. Yine her şeyden önce mesele, bir savaş hali ve savaş esirlerine nasıl muamele edileceği meselesidir. Kölelik, hattâ değişik ad ve usullerde cariyelik dünya toplumlarıııda daha düne kadar görülürken, İslâm, 14 asır öncesinden bu meseleye neşter atmıştır. Tarih içindeki Müslüman toplumlarda görülen ve tasvibi mümkün olmayan bazı uygulamalardan sorumlu olan İslâm değil, kendilerini İslâm’a nisbet eden insanlardır.
• Modern dünyada uluslararası hukukun tarihi birkaç asır öncesine gitmezken, İslâm, gerek savaş gerekse esirlere muamele ve daha başka uluslararası hukuk alanına giren meselelerde kaideler ve yasalar koymuş, öyle ki, 12 asır önce İmam Muhammed eş-Şeybanî, bu sahada Es-Siyeru'l Kebîr adlı eserini kaleme almıştır.
• İslâm, esir edilmiş kadınların da öldürülmesini yasaklarken, onları Müslüman aileler arasında dağıtmış, eğitilmeleri ve kendileriyle evlenme veya başkalarıyla evlendirilmeleri üzerinde hassasiyetle dumıuş ve evlenip de veya efendilerinden çocuk sahibi olanlara hür kadın statüsü tanımıştır. Ayrıca, hürriyetlerine kavuşturulmalarını şiddetle tavsiye etmiş, o kadar ki, Din’i uygulamada yapılan pek çok hatanın karşısına kefaret, yani o hatayı giderici ceza olarak köle veya cariye azad etmeyi koymuş, bunun büyük sevap getiren bir davranış olduğunu beyan buyurmuştur.
• İslâm, kadın olsun erkek olsun hiçbir ayrım yapmadan insana çok büyük değer ve şeref bahşetmiştir. Bu sebeple o, kadınları değerlendirirken, eğitimi, şahsiyeti ve karakteriyle gerçek İnsanî mertebeye yükselmiş kadınları muhsan(a) (korunmuş) kadınlar olarak ele almıştır. Manevî-ahlâkî, dolayısıyla gerçek İnsanî değerlerden yoksun ve kendisini tamamen fizikî bir nesne olarak gören ve takdim eden bir kadın, muhsan(a) bir kadın değildir. İslâm, her insanın, her kadının kâmil insan olmasını hedeflerken, bu seviyeye ulaşmaya öncelikle bir eğitim meselesi olarak bakmış ve bu eğitimin her kademesi içiıı ayrı kaideler koymuştur. Kısaca, kölelik-cariyelik konusunun eğitime ait ve psikolojik bir yönü de vardır.
• İslâm, hukuk alanında, hakim olduğu toplumdaki eski ve kendisine ters düşmeyen yasaları yerinde bırakır; bu yasalardaki yanlışlıkları tashih eder veya yeni yasalar koyar ve bütün bunları yaparken tedricî bir yol takip eder. O kadar ki, bazı kötülüklerin giderilmesi ve güzelliklerin yerleştirilmesi uzun bir zaman, eğer mesele bir toplumun değil, bütün toplumlarm meselesi, yani uluslarası bir mesele ise asırlar alabilir. İşte İslâm, kölelik ve/veya cariyelik meselesinin kökten çözümünü, meselenin bilhassa uluslararası hukuka ve münasebetlere ait yönü olması itibariyle, zamana ve insanlığın olgunlaşmasına bırakmıştır. “
Talak 4:
Kadınlarınızdan âdetten kesilmiş olanlarla, henüz âdet görmeyenler hususunda tereddüt ederseniz, onların bekleme süresi üç aydır. Hamile olanların bekleme süresi ise, doğum yapmalarıyla sona erer. Kim Allah’a karşı gelmekten sakınırsa, Allah ona işinde bir kolaylık verir.
https://youtu.be/pBsTb04SpKg?t=42
Enfal 1:
(Ey Muhammed!) Sana ganimetler hakkında soruyorlar. De ki: “Ganimetler, Allah’a ve Resûlüne aittir. O hâlde, eğer mü’minler iseniz Allah’a karşı gelmekten sakının, aranızı düzeltin, Allah ve Rasûlüne itaat edin.”
Ganimetlerin taksimiyle ilgili bir surenin giriş kısmı, ayrıca mü’minlere ganimet için savaşılamayacağını asıl önemli olanın Allah’ın rızasının olduğu anlatılır. Buradan bütün malın Peygambere ait olduğu anlamı çıkarılamaz çünkü aşağıda vereceğim diğer ayetlerde zaten nasıl bir taksim yapılacağı açıklanmıştır.
Allah’ın savaşsız olarak onlardan alıp da Rasûlü’ne ganimet olarak bahşettiği mallara gelince –ki, siz o mallar için at da deve de koşturmadınız, fakat Allah, kimleri dilerse, onlar üzerinde rasûllerine hakimiyet verir. Allah, her şeye hakkıyla güç yetirendir. Allah’ın, fethedilen ülkelerin halklarına ait bulunup da savaşsız olarak Rasûlü’ne bahşettiği mallar, (beşte biri) Allah(’a ait olmak üzere Rasûl’ü) için, ayrıca Rasûl için, O’nun yakınları için, yetimler için, yoksullar için ve yolda kalmışlar içindir. Ki o mallar, içinizdeki zenginler arasında devredip duran bir servet haline gelmesin. Rasûl (o mallardan size ne verirse) onu hoşnutlukla alın (ve İslâmî bir hüküm olarak) size neyi getirip tebliğ ederse, onu kabul edin ve sizi neden men ederse ondan da geri durun. Allah’a gönülden saygı besleyin ve O’na karşı gelmekten sakının. Muhakkak ki Allah, cezalandırması çok çetin olandır. (Bu ganimet malları, ayrıca) o fakir Muhacirlere aittir ki, onlar yurtlarından çıkarılmış, mallarından mahrum bırakılmışlardır; onlar, Allah’tan lütuf ve hoşnutluk peşindedirler ve Allah’ın dinine ve Rasûlü’ne yardım etmektedirler. Onlar, (imanlarında ve üzerlerine düşen vazifeleri yerine getirmede) gerçekten samimi ve sadıktırlar.
Enbiya 33:
O, geceyi, gündüzü, güneşi ve ayı yaratandır. Her biri bir yörüngede yüzmektedirler.
“Yüzmektedirler” ifadesinden boşluğun aslında dolu olduğu çıkarılır. Elimizdeki bilgilere göre tabii ki de uzayda maddesel bir ortam yoktur, ancak orada mutlaka bir şeyler olduğuna ve ileriki tarihlerde keşfedileceğine inanıyorum.
Kainatın sudan yaratıldığına dair bir okuma parçası: http://www.yaklasansaat.com/evren/buyuk_patlama/buyuk_patlama.asp
Evrim:
Bir maymunun sonsuz zaman içerisinde rastgele tuşlara basarak günümüzdeki -insan hariç- her yönüyle hatasız işleyen dünyayı yaratmasına, hiç de inanasım gelmiyor. Ki insanın cüz-i iradesine bırakılmış eylemleri haricinde o bile kusursuz çalışıyor.
Yoktan koca bir evrenin oluştuğuna; yıldızların ve gezegenlerin kendi başlarına mükemmel bir şekilde hizaya girip yörüngelerine oturduklarına inanamıyorum. Cansız bir ortamdan nükleik asitlerin oluştuğuna, nükleik asitlerden bakterilerin, bakterilerden de günümüzdeki canlıların oluştuğuna da inanamıyorum.
Adem ve Havva'nin cocuklarinin ensest iliskileri aciklamasi daha mantıklı geliyor.
İŞTE 2 DAKİKADA EVRİMİ ÇÜRÜTEN O VİDEO!! , şaka şaka ama şu makaleyi okumanı tavsiye ederim:
http://www.yaklasansaat.com/dunyamiz/canlilaevrim.asp
Fen lisesi ile de ispatlanamayan bir görüşü nasıl bağdaştırdığını anlamıyorum.
Kuran’ın çok anlamlı olması:
Bence belirsiz, yoruma açık demek doğru olmaz ancak çok anlamlıdır. Çünkü Kuran’da x hem doğrudur yem yanlıştır gibi bir şey ancak ayetin doğru yorumlanmaması ile ortaya çıkar. Kuran’ın gerek evrensel olması gerek de kendinden sonraki herkese hitap etmesinden dolayı ve de Allah’ın bir varlığı sadece tek bir sebeple yaratmamasından ötürü ayetlerde çok anlamlılık vardır. Mesela aile hukuku ile ilgili emir ve yasakları anlatırken aynı zamanda insanın fıtratına dair ipuçları da verebilir(salladım).
https://www.youtube.com/watch?v=3zQjFdYwwcY
Kutuplara yakın yaşayan insanlar dair:
“İslâm, ibadet vakitlerinin belirlenmesinde, her zaman, her yerde ve her seviyede insanın görebileceği işaretleri esas almıştır. Bu bakımdan, bilimsel ve teknik gelişmelere ve hesaplamalara, onlardan istifade edilse bile, mutlaka gerek duyulmaz. Bazıları, bu şekilde kutuplarda namaz vakitlerinin tesbit edilemeyeceği itirazında bulunmaktadırlar. Böyle bir itiraz, eksik coğrafya bilgisinden kaynaklanmaktadır. Gece ve gündüzlerin 6 ay kadar sürdüğü kutup bölgelerinde 24 saatlik zaman dilimi çerçevesinde sabah ve akşamın işaretleri o kadar açıktır ve bu işaretler o kadar düzenli görülür ki, halk buna göre yatma, kalkma ve diğer işlerini yapma vakitlerini kolayca ayarlayabilmektedir. Saatlerin yaygınlaşmadığı zamanlarda, Grönland, Norveç ve Finlandiya gibi ülkelerde oturanlar, günün ve gecenin saatlerini ufukta beliren çeşitli işaretlere göre ayarlarlardı. Bu işaretler, kendilerine günlük programlarını düzenlemede yardımcı olduğu gibi, ibadet vakitlerini ve bu arada sahur ve iftar yemeklerini tesbit etmelerinde de yardımcı olurdu.”
Ayrıca Ra’d suresi 41. Ayete göz atabilirsin.
Allah neden tütün ürünlerini yasaklamamış:
Allah, size ancak leş, kan, domuz eti ve Allah’tan başkası adına kesileni haram kıldı. Ama kim mecbur olur da istismar etmeksizin ve zaruret ölçüsünü aşmaksızın yemek zorunda kalırsa, şüphesiz ki Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.
Dilleriniz yalana alışageldiğinden dolayı, Allah’a karşı yalan uydurmak için, “Şu helâldir”, “Şu haramdır” demeyin. Şüphesiz, Allah’a karşı yalan uyduranlar, kurtuluşa eremezler.
Ayette geçenlerin dışında herhangi bir şey konusunda helal/haram diyemeyiz. Ancak Kuran’da Allah’ın insana emaneti olan vücuda zarar verilmesi yasaklanmıştır.
Peygamberin eşleriyle ilgili kısımlar:
“Seks hayatına yer verme” ve “kac kariyla evlenmesi” konusunda açık konuşup ayet örneği verebilirsin çünkü bu konuda kullandığın üslup kadar ekstrem bir ayet hatırlamıyorum. Bir tek Ahzab 37 olabilir o da açıklandı. Peygambere ve eşlerine ait verdiği bazı örnekler vardır, bunlar diğer insanlar Peygamberi örnek alsın diyedir.
Peygamberin çok eşliliği → https://sorularlaislamiyet.com/peygamber-efendimizin-zevceleri-kac-tanedir-cok-evlenmesinin-hikmeti-nedir
Kuran, neden köleliği ve tecavüzü yasaklamıyor:
https://sorularlaislamiyet.com/islamiyetin-koleligi-kaldirmak-icin-tedbirler-aldigini-soylediniz-bu-tedbirler-nelerdir-kolelik-0
Nikahlı eşin dışında ilişkiye girmenin yasak olduğu bir durumda(zina) tecavüze nasıl yasak değil denilebilinir?
Kuran mealinde ‘düşün’ kelimesini arattım 124 sonuç çıktı. 124 kere düşün kelimesinin geçtiği bir kitabın dinine nasıl beyne ihtiyaç yoktur dersin?
Saygılar.
submitted by akunal to u/akunal [link] [comments]


2018.06.12 09:27 maskelibey Şifa Danışmanlık Hasta Bakıcı

Hasta Bakıcısı ne demek; sağlam insanken bu kelime bize ne kadar uzak! Oysa hayatın bize neleri getirip neleri götüreceği belli olmadığı için, her an hastalıkla karşı karşıya kalma durumunu da göz önüne almak gerekiyor. Sevdiğimiz, değer verdiğimiz kişiler hastalanınca veya başlarına bir şey geldiğinde günlük yaşamında mutlaka bir yardımcıya ihtiyaç duyuluyor. İşte Hasta Bakıcı Hizmetinden bu zamanda yararlanmak gerekiyor. Çünkü hastanın rutin ilaç verilme saatini, yemek yeme saatini geçirmemek, vaktinde vermek gerekmektedir, temizliğine önem verilmek zorundadır. Hele birde küçüklüğümüzden beri bizi sevgi ve özveriyle büyütüp bugünlere getiren anne ve babamız, dedemiz, anneannemiz, çok sevdiğimiz gözümüzden bile sakındığımız çocuğumuz hastalanmaya görsün ne yapacağımızı şaşırıyoruz. Mecburiyetten çalışılıyorsa hastaya vakit ayıramıyorsanız, zorlanır hatta doğru düzgün bir bakım yapılamadığından iyileşme süresi uzar. Buda çok büyük bir kayıp yaşatır insanlara. O yüzden sizlerin işlerini kolaylaştıracak Hasta Bakıcılarımız tam aradığınız özelliklerde.
submitted by maskelibey to u/maskelibey [link] [comments]


2013.07.24 12:52 kamberu [Yazı] Şeytana Satılan Ruh ya da Kötülüğün Egemenliği

Özgürlük bir düş müdür?
Sanki herkes özgürleşmek ya da özgür kalmaya çalışıyormuş gibi görünmek istemektedir.
Eğer bu bir illüzyonsa günümüzde yaşamsal bir illüzyona dönüştüğü söylenebilir.
Ahlak, töre ve zihniyet gibi şeylere bakıldığında bu illüzyonun tarihinin derinliklerinden çıkıp gelmiş olduğu ve kesinlikle engellenemeyeceği söylenebilir.
Bu özgürlük hikâyesi kimi açılardan abartılı ve çelişkili görülebilir ancak çılgınlık derecesinde bir duygu olup, engellenmesi mümkün görünmemektedir.
İşin daha da ilginç yanı bütün sistemin bu özgürlük düşüncesini ahlaki bir görev ve zorunluluğa dönüştürmüş olmasıdır. Bu yüzden de özgürlük zorunluluğunu doğal bir istek, doğal bir özgürlük ihtiyacından ayırma konusunda güçlük çekiyoruz.
Hangi biçimi olursa olsun kölelikten kurtulmak istemeyen biri var mıdır? Kime sorarsanız size fiziki ya da yasal dayatmalardan kaçıp kurtulmak istediğini söyleyecektir. Bu öylesine bir yaşamsal tepkidir ki, bu konuda bir özgürlük düşüncesine bile gerek olmadığı söylenebilir.
Herkesin birbirine karşı duyarsızlaştığı bir evrende, kişinin yalnızca kendi davranışlarından sorumlu tutulması ortaya bazı sorunların çıkmasına yol açmaktadır. Zira bu yaklaşım diğerlerine karşı simgesel manevi bir huzursuzluk hissedilmesine ve genel bir düzen bozukluğuna (kuralsızlık) yol açmaktadır. Özgür elektronların (bireylerin) , istedikleri görünüme bürünebildikleri genel bir mübadele sistemine boyun eğmiş evrende, bu her şeyi mümkün kılabilen düzene karşı, en az özgürlük arzusu kadar derin bir karşıt içtepinin, direnişin giderek büyüdüğü görülmektedir. Bu evrende kuralsızlık tutkusuna eşit bir kural tutkusundan söz edilebilir.
İnsanlığın antropolojik geçmişine bakıldığında kural zorunluluğunun en az kurallardan kurtulma arzusu kadar temel bir şey olduğu görülür.
Hangisini açıklamanın daha zor olacağını kimse söyleyemez.
Özgürleşme sürecinin kat ettiği uzun yol düşünüldüğünde; sınırsız özgürlük ve her türlü kuralsızlık karşısında yer alan kural yanlısı hareketlerin şu sıralar giderek güçlenip, canlandıkları söylenebilir.
Bu kural yandaşlığının yasaya boyun eğme olayıyla bir ilişkisi yoktur. Bunun tam tersi bir süreç olduğu söylenebilir zira soyut ve evrensel yasanın tersine, kural, iki yanlı bir yükümlülüktür. Kuralın ne hak, ne görev ne de ahlaki ve psikolojik yasalarla bir ilişkisi yoktur.
İnsanlık açısından hemen her yerde tartışmasız bir gelişme olarak kabul edilen ve insan hakları tarafından koruma altına alınmış olan özgürlük doğal bir hak gibi görülmektedir. ‘’Özgür’’ olmak insanı ilkel dönemden kalma kötülüklerden korumakta, mutlu ve doğal bir yaşam sürmesini sağlamaktadır. Modern ve demokrat insanın kurtuluşu özgürlük vaftizinden geçmekle mümkündür.
Oysa bu bir ütopyadır.
İyi ve Kötü arasındaki karşıtlığı çözme konusunda gösterilen kararsızlığa karşın, insanlığın kendi kendini aşabileceğine olan kesin inanç bir ütopyadan başka bir şey değildir.
Karşıtlık kalıcıdır ve şeyler bu karşıtlık ilişkisine son vermeden bir özgürleşme sürecinden geçmişlerdir.
Kötülüğü özgürleştirmeden İyiliği özgürleştiremezsiniz. Hatta kimi zaman aynı devinim süreci içinde Kötülüğün İyilikten daha hızlı bir şekilde özgürleştirildiği söylenebilir.
Sonuç itibarıyla İyilik gibi Kötülük kurallarında da bir bozulmadan söz edebiliriz.
Özgürleştirme sınır tanımayan bir gelişme ve hız anlayışına yol açmıştır.
Öngörülen tehlike sınırı bir kez aşıldığında (bu bir evrenden diğerine geçiş biraz fiziksel dünyadakini andırmaktadır) –zaman, para, cinsellik, üretim gibi- şeyler baş döndürücü bir hızla çoğalıp boşlukta yüzmektedirler. Bugün yaşamakta olduğumuz evrede özerklik ve farklılık çeşitlerinin hiç biri denetlenmemektedir. Bütün bunların belirsiz, boşlukta yüzen ve katlanarak büyüyen, durdurulması olanaksız volkanik bir patlamayı andırdığı söylenebilir.
Artık bu aşamada, özgürlüğün, özgürleştirilme tarafından aşılıp geçilerek anlamını yitirdiği söylenebilir.
İnsana özgü ne varsan hepsinin istisnasız (total) haberleştirilip, bütünsel sürecin bir parçasına dönüştürülerek, özgürce dolandığına tanık oluyoruz. Herkes olanakları ölçüsünde teknik bir varlığa dönüşüyor, yani herkes genel karşılıklı bir etkileşim sürecinin hissedarı ve iş ortağı haline geliyor. Piyasa Tanrısı kendi kurallarına sahip çıkarken, Adam Simith’in ‘’Gizli Eli’’ bundan böyle bilgisayar programları ve ağlarının maddi olmayan egemenliği altına girmiş demektir. Evrensel Serbest Pazar, düzen bozukluğunun en üst aşamasıdır.
Tarihsel toplumlarda başlangıçtan bu yana işe yarayan bir dinamiğin mantıksal ve kaçınılmaz sonucu olarak, tüm insan ilişkilerinde, zaman içinde artış gösteren evrensel boyutlarda bir bozulmadan söz edebiliriz.
Feodaliteden Kapitalizme, oradan da daha öteye geçildiğinde karşımıza mübadele özgürlüğüyle mal, para, insan ve sermayenin özgürce dolaşımında görülen muazzam gelişme çıkmaktadır.
Bu gidişatın durdurulması mümkün değildir. Bunun insanlık değil pazarın büyümesi, kendisinden kaçılması mümkün görünmeyen küreselleşmenin gelişmesiyle bir ilişkisi vardır.
Dur durak tanımadan genelleştirdiği bir mübadele süreci doğrultusunda ilerlemiş bir liberalizmin ulaştığı son aşama. Bu gelişen mübadele süreci doğrultusunda kapitalin zıtlıkları, çelişkileri, kanlı tarihi ya da kısaca ‘’tarihiyle’’ birlikte tarihe karışmış olduğu söylenebilir.
Bununla birlikte ikinci ‘’devrime’’ karşı direnişlere hemen her yerde karşılaşılmaktadır. Üstelik bu direnişler Aydınlanmanın yol açtığı direnişlerden daha güçlüdür. Bunlar (devrim karşıtları denilen türden olup) kendi kabuğuna çekilme, dini tarikatlaşma, loncalaşma, yeni yobazlık ve feodalite biçimleri türünden direnişler olarak değerlendirilebilir. Bu direniş biçimleri hemen her yerde o koşulsuz özgürlüğe bir son vererek yeni himaye, korunma, vassallik biçimleri ve tahammül edilmesi olanaksız kendi başına bırakılmışlığa karşı arkaik bir sadakat anlayışı bulmaya çalışır gibidirler.
Buna, düzen bozulmasına yeni bir oyun kuralıyla karşı çıkış da denilebilir.
Küreselleşme ya da tamamıyla piyasa kanunları tarafından yönlendirilmeye karşı ücret ve kurumsal koruma sağlayan ‘’toplumsal’’ tek sığınak olarak gösterilebilir.
Emeğin yabancılaşmış insanın içinde bulunduğu durumu savunmak ve bu yabancılaşmanın bir anlamda o insanı para ve ağlar tarafından belirlenen yasaların aşırı etkilerinden koruduğunu söylemek gerekiyor. İnsanlar kendilerini bu ağlardan koruyabilecek, bu dağınık ve bir boşlukta kaybolup gitme hissine son verebilecek bir ‘’gönüllü’’ yabancılaşmadan daha arkaik aşamalara giderek, kendilerini güvende hissettiren her türlü aşkınlığa teslim olmaktadırlar.
Bu özgürlük paradoksunun içinden çıkılamayacağı düşüncesi kafalara yeni dank etmeye başlamıştır. Zira bu tersine çevirmenin olanaksız zincirlerinden kurtulma hareketini insanlık adına bir gelişme (zira insanı diğer türlere üstün kılan şey budur) gibi görebilmek mümkün olabildiği gibi, tam tersine sonuçları belirsiz bir antropolojik felaket, insanlıktan kopma, ürkütücü bir düzen bozukluğu gibi de görülebilir. Ancak bu nerede biteceği belli olmayan özgürlük hareketi evrensel bir mutabakatın en üst aşaması olabileceği gibi, total bir entropi anlamına da gelebilir.
Elimizden geldiğince özgürlükten uzaklaşmaya çalışıyoruz.
Sürekli olarak başka süreçlere boyun eğmeyi kendi arzu, yaşantı ve irademize boyun eğmeye tercih ediyoruz.
Eğer halk kendini politikacıların eline teslim ediyorsa bunu temsil edilmekten çok onları başından defedebilmek amacıyla yapıyor. Bu durum edilginlik ve sorumsuzluk olarak yorumlanabileceği gibi, konuya daha zekice bir yorum getirerek örneğin, bu hakları devretmenin bilinçsiz bilinçlilik, arzu ve iradeden yoksunluk yani sezgisel bir şey olduğu; kısaca bilincin derinliklerinde yatan özgürlüğün bir yanılsamasından başka bir şey olmadığının hissedilmesinden kaynaklandığı söylenemez mi?
Yoksa buna ‘’bilinçli/gönüllü boyun eğme mi demeliyiz?’’
Bu bilinçli köleliğin yanlış bir deyim olduğunu, çünkü hem özgürlük hem de irade kavramlarının yanıltıcılığını ifade etmekten başka bir işe yaramadığı söylenebilir. Bireyin özerk olmak konusundaki kararlılığını ortaya koyduğu düşünülen irade düşüncesi, özgürlüğe karşı bir kavram olarak kullanıldığında bile yanlış bir anlama sahip olmaktadır.
Yanılsamayla olduğunu sandığımız yerde karşılaşmayabiliriz. Aramızdan yalnızca birkaç kişi (G.C. Lichtenberg) özgür olunamayacağını ve bu yazgıya boyun eğmek gerektiğinin farkında olabilir. Geriye kalan sessiz çoğunluk irade kavramını öne sürenlerin tersine bunun bir yanılsama olduğunun bilincindedir.
Bütün bunlar ‘’bilinçli/gönüllü köleliğin’’ kendi kural ve stratejilerine sahip olmasına engel değildir.
Ötekini boyunduruk altına alma isteğini başarısızlığa uğratmanın yolu insanın bu türden bir arzuyu duymamasıyla mümkündür. Bunlara ayartma numaraları denir.
İktidarın getirdiği sorumlulukları ötekine yüklemekle ona eşdeğer bir güç ve caydırıcılığa sahip olduğunuzu göstermiş olursunuz. Bunlara da lanetli pay numaraları denir.
Bununla birlikte güncel kölelik biçiminin gönüllü ya da gönülsüz olma, özgürlükten yoksunlukla bir ilişkisi yoktur, tam tersine bu durum aşırı özgürlük ortamının yol açtığı bir sonuçtur. Her ne şekilde olursa olsun özgürleşmeye çalışan insan artık neden, niçin özgür olması gerektiğini bilmediği gibi, böyle bir ortamda nasıl bir kimliğe sahip olması gerektiğini de bilmemektedir. Her şeye sahip olan insan kendi kendisinden nasıl yararlanması gerektiğini bilememektedir.
Bu açıdan ele alındığında ekranlara, İnternet ve benzeri ağlarla Sanal teknolojiler ve bu teknolojilerin sunduğu olanakların içine gömülme süreci, özgürleşme konusunda büyük bir adım atılmasına yol açarak, bu soruna son vermiştir.
Günümüzde, bu dijital güdüleme dünyasının içine gömülmüş insanların kendi varlıkları konusunda endişeye kapılma ve sorumluluk gibi duygulardan tek yanlı vazgeçişleri, sokaklara inerek talep ettikleri şu özgürlük ve öznellik hakkından kurtulabilmek için ellerinden geleni yapmaları, akla gelebilecek en kolay çözümdür. Bu iş öyle bir boyuta varmıştır ki, asal görevi insanlara zorla sorumluluk yüklemek olan iktidar, bu yükümlülüğü ‘’nasıl isterse o şekilde yerine getirebilecekleri, yani bu konuda tamamıyla özgür olduklarını’’ da eklemek durumunda kalmaktadır.
İktidarın kendisi bir yandan sorumluluklara sahip çıkarmış gibi yaparken, diğer yandan bundan kurtulmak için elinden geleni ardına koymamaktadır. Çünkü suçlu olmak sorumlu olmaktan daha kolaydır, zira suçu karanlık güçlerin üstüne atabilirsiniz, oysa sorumluluktan kaçış yoktur.
Özgürlükten kurtulmanın neyse ki daha şiirsel yolları vardır. Örneğin özgürlükten oyun oynayarak kurtulabilirsiniz. Çünkü oyunda özgürlüğünüz kurallara boyun eğmek durumundadır, yoksa yasalara değil. Oyun evrenindeki özgürlük daha zekice ve paradoksal bir yapıya sahiptir, çünkü kurallara kesinlikle boyun eğmek durumundadır. Bu özgürlük oyunu, köle ve efendininkine benzer mucizevî bir birleşme olup, gönüllü köleliğin büyüleyici biçimidir. Bu oyunda kimse özgür değildir, herkes aynı anda hem köle hem de efendir.
Jean Baudrillard, Şeytana Satılan Ruh ya da Kötülüğün Egemenliği (s.49-54)
submitted by kamberu to NullSpaceAutonomia [link] [comments]


İNSANLARA DİK DİK BAKMA ŞAKASI KÖTÜ İNSANLARA KARŞI HAYATTA KALMAK İÇİN EV YAP! - Roblox ... İnsanlara Adres Sorup Öylece Donup Kalmak (DAYAK YEDİM) Adres Şakası #freezechallenge İnsanlara Dik Dik Bakma Şakası YÜRÜYEN MERDİVENDE KİTLENİP KALMA ŞAKASI 4 - YouTube İNSANLARA DİK DİK BAKMA ŞAKASI İNSANLARA MUHTAÇ KALMA SOSYAL DENEY

Burger King, İnsanlara Evde Kalmalarını Söylemek İçin ...

  1. İNSANLARA DİK DİK BAKMA ŞAKASI
  2. KÖTÜ İNSANLARA KARŞI HAYATTA KALMAK İÇİN EV YAP! - Roblox ...
  3. İnsanlara Adres Sorup Öylece Donup Kalmak (DAYAK YEDİM) Adres Şakası #freezechallenge
  4. İnsanlara Dik Dik Bakma Şakası
  5. YÜRÜYEN MERDİVENDE KİTLENİP KALMA ŞAKASI 4 - YouTube
  6. İNSANLARA DİK DİK BAKMA ŞAKASI
  7. İNSANLARA MUHTAÇ KALMA SOSYAL DENEY

EVET HEPİNİZE MERHABA ARKADAŞLAR BUGÜN SOSYAL DENEY ÇEKTİK TEPKİLER BİRAZ KÖTÜYDÜ SANKİ AMA VİDEO GÜZEL OLDU BENCE DÜŞÜNCELERİNİ YORUM OLARAK BELİRTMEYİ UNUTMAYIN. Arkadaşlar kitlenip kalma şakasını yürüyen merdivende denedik. İlginç, eğlenceli tepkiler aldık. Bu tarz videoların gelmesini istiyorsanız yorumlara belirtin... KANALA ABONE OLMAK İÇİN TIKLAYIN: http://goo.gl/wcwC5x ----- SOSYAL ME... Tanımadığımız insanlarla göz göz gelerek tepkilerini ölçtük. Bizimle Beraber Eğlenmek İstiyorsanız Kanala Abone Olmayııı Unutmayınnn... İyi Seyirler... İnstagram: https://www ... İNSANLARA İĞRENÇ ESPİRİLER YAPMA ŞAKASI : https: ... DAYAK YEDİK - KİTLENİP KALMA ŞAKASI - Duration: 3:34. Emirhan Özhan 547,257 views. 3:34. Ahmet Kaya ... Sıradan oturan vatandaşın önüne gidip, hiç gözümüzü ayırmadan bakıyoruz. Bakakalma şakası veya kitlenip kalma şakasıda diyebiliriz buna. Üzerinizde Böcek Var... Kim Bu Savaş Bu video muzda insanlara adres sorduk ve öylece donup kaldık tepkiler gerçekten çok komik ve üstüne üstlük tokat yedim. Freeze challenge akımına bende katıldım. Kanala ...